17 Mayıs 2012 Perşembe
Batı Karadeniz'in Abant, Gölcük ve Yedigöller gibi cennet köşelerini bünyesinde barındıran Bolu, tatilini doğayla başbaşa geçirmek isteyenleri bekliyor.
Doğal güzellikleriyle son yıllarda doğa tutkunlarının tercih ettiği kentlerden biri haline gelen Bolu, Ankara ve İstanbul gibi iki metropol kent arasında yer alıyor. Tatilcilerin dört mevsimde de ayrı tat alabilecekleri Bolu, vatandaşlara alternatif tatil imkanları sunuyor.
Bolu'nun göz bebeği kent merkezine 40 kilometre uzaklıktaki Abant'ta beş yıldızlı iki otelin yanı sıra çadır kurmak isteyenler için kamp alanları da yer alıyor. Dört mevsim tatilcilerin akınına uğrayan Abant'ta tatilciler, temiz havada rengarenk açan çiçekler ve yeşilin binbir rengi içinde faytona ve ata binerek, göl kenarında mangal yaparak, balık tutarak ve yürüyüş yaparak tatilin keyfini çıkarıyorlar. Abant'a gelen tatilciler, ormanlar içindeki Çepni Yaylası'nda yamaç paraşütü yapma imkanına da sahip.
Bolu'nun bir başka doğa harikası tatil merkezi olan Gölcük, kent merkezine 12 kilometre uzaklıkta yer alıyor. Genelde günü birlik tatilcilerin uğrak yeri olan Gölcük'te Çevre ve Orman Müdürlüğüne ait bir köşk var ancak konaklama imkanı bulunmuyor.
Dört mevsim bir başka güzelliğe bürünen ve güzelliğiyle görenleri büyüleyen Gölcük, doğayla başbaşa olmak isteyenlerin görmesi gereken yerlerden biri.
Huzur arayanlar
Kent merkezine yaklaşık 45 kilometre uzaklıkta yer alan Yedigöller, herkesin mutlaka gidip görmesi gereken, adeta bir saklı cennet köşesi. Doğayla iç içe bir yer tatil geçirmek isteyenlerin tercih edeceği yerlerin başında gelen Yedigöller Milli Parkı, sessizlik, doğallık vede huzur arayanları bekliyor.
İsmini 7 gölden alan parkta Sazlıgöl, İncegöl, Küçükgöl, Deringöl, Büyükgöl, Kurugöl ve Seringöl bulunuyor. Güzel Kayalar ve Yedi Dilek Çeşmesi'nin de bulunduğu bölgede sabah saatlerinde göl çevresinde karaca, geyik gibi yabani hayvanları görmek mümkün.
Seben’de kaya evler
Bolu'da doğayla başbaşa bir tatil geçirmek isteyenlerin görmeleri gereken yerlerden biri de Seben ilçesindeki kaya evler ve mağaralar.
İlçeye bağlı Muslar, Çeltikdere, Yuva ve Karca köylerinde birbirine yakın aralıklarla kayalar oyularak yapılmış çok sayıda evden oluşan küçük yerleşimler bulunuyor.
Ne zaman yapıldıkları tam olanrak bilinmeyen ancak Frikler döneminde yapıldığı üzerinde durulan sarp kayalıklara ve vadi yamaçlarına oyulan evler, kayaların küp biçiminde olup muntazam merdivenlerle birbirine bağlandığı 4-5 katlı binalar şeklinde.
Bolu'nun Osmanlı kültürünün yaşatıldığı ve geleneklerinden uzaklaşmamış ilçelerinden Mudurnu ve Göynük'te tarihi evleri, hamamları ve çeşmeleri görmek mümkün.
Ormanlar, şelaleler
Batı Karadeniz Bölgesinde yeşil ve mavinin eşsiz tonlarıyla bezenen, İstanbul ve Ankara arasındaki karayolu ulaşımının önemli kavşak noktalarında yer alan Düzce, ormanları, gölleri, şelaleleri ve sahilleriyle deniz ve doğa tutkunları için önemli alternatifler sunuyor.
Bolu'ya bağlı ilçe statüsündeyken 1999 yılında il olan Düzce'de, yeşilin her tonunu görmek mümkün. Akçakoca ilçesiyle Karadeniz'e açılan Düzce, maviyle yeşilin kucaklaştığı, ormanları, kaplıcaları, sayısız gölleri ve yaylalarıyla tarihi zenginliğiyle farklı kültürlerin bir arada yaşadığı bir kent.
Konuralp beldesi, Batı Karadeniz'in tek antik kenti olarak dikkati çekiyor. Antik Roma kenti olan Prusias Ad Hypium üzerine kurulan Konuralp'teki müzede, 1825 arkeolojik, 456 etnoğrafik, 3 bin 837 sikke olmak üzere toplam 6 bin 118 eser, ziyaretçilerini bekliyor.
İl merkezine 26 kilometre uzaklıktaki Samandere köyünde yer alan Samandere Şelalesi de ziyaretçilerin ilgisini çekiyor. Anıt ağaçların da bulunduğu 500 metrelik dere boyunca 3 şelalenin yanı sıra ''Cadı Kazanı'' adı verilen ve derin bölümle bütünleşen şelale de bulunuyor.
Düzce'ye 28 kilometre uzaktaki 135 metre yüksekliğindeki Güzeldere Şelalesi de tatilcilerin uğramadan geçemedikleri doğa harikalarından biri.
Efteni Gölü, kuşların göç yolu üzerinde bulunan önemli ve ender merkezleri arasında yer alıyor. Göl, 35'i kalıcı olmak üzere toplam 150 tür kuşa ev sahipliği yapıyor. Gölün muhteşem manzarası ise en iyi Toptepe'deki yangın gözetleme merkezinden görülüyor.
Düzce'den karayoluyla 35 kilometre gidilerek ulaşılabilen Yığılca ilçesindeki Saklıkent Şelalesi, ilin yeni keşfedilen doğa harikaları arasında bulunuyor. Düzce'ye 10 kilometre uzaktaki peş peşe 5 şelaleden oluşan Aydınpınar Şelale Kümesi de ziyaret edilebilecek yerlerden.
Batı Karadeniz'in şirin coğrafyası Düzce, kampçılık, rafting, olta balıkçılığı, su altı sporları, doğa yürüyüşü parkurları ile misafirlerine doğayla iç içe bir tatil imkanı sunuyor. Tatilciler Akçakoca, Beyköy ve Odayeri yaylalarında kamp kurabilir, Akçakoca'da denize girebilir, Hasanlar Barajı'nda balık tutabilir, Büyük Melen Çayı Cumayeri mevkisinde rafting yapabilir.
Ankara ve İstanbul arasındaki karayolu bağlantısının Düzce'den geçmesi, bu ili turizm bakımından daha değerli kılıyor. Hem Ankara hem İstanbul'dan her yıl yüzbinlerce kişi, yılın her mevsiminde dinlenmek ve büyük şehirlerin stresli ortamından bir süreliğine uzaklaşmak için Düzce'yi tercih ediyor.
İşte Akçakoca dedikleri
Düzce'nin Karadeniz'e açılan kapısı Akçakoca, 35 kilometrelik sahil şeridi, deniz, doğa, spor ve kültür turizmi imkanlarıyla öne çıkıyor. Mavi bayraklı Kale Plajı, Çuhalı Plaj Parkı, tarihi camileri, Ceneviz Kalesi, mesire ve ören yerleriyle Akçakoca, Düzce'nin görülmesi gereken bir ilçesi.
Akçakoca sahillerindeki yoğunluk, güney sahillerini aratmıyor. İstanbul, Ankara, Bursa, Kocaeli gibi illere 2,5-3 saat uzaklıkta olması, tatil için burasının tercih edilmesini sağlıyor. Özellikle İç Anadolu Bölgesi'ne en yakın deniz ve plajların Akçakoca'da olması, ilçenin avantajı olarak değerlendiriliyor.
Akçakoca, deniz ve plajlarının yanı sıra gezilip görülecek yerlere ve yapılabilecek birçok aktivitelere de ev sahipliği yapıyor. Bölgenin taze fındığı ve fındık mamulleri, bölgeye özel meşhur dağ çileği, reçeli, böğürtleni, kestane balı gibi ürünler gelen vatandaşların ilgisini çekiyor.
Ayrıca Akçakoca, sadece deniz ve plajda vaktini geçirmek istemeyenler için gezilip görülebilecek önemli yerleri de bünyesinde barındırıyor. İlçede belli başlı gezilip görülebilecek yerler şöyle:
Ceneviz Kalesi: Şehir merkezine 3 kilometre uzaklıkta olup eşsiz panoraması, piknik ve mesire alanları, mavi bayraklı plajı ile ünlü.
Aktaş Şelalesi: İlçenin en yüksek bölgesinde olup 9 kilometre araçla 2 kilometre de yaya olarak ulaşılan bir doğa harikası.
Fakıllı Mağarası: Son yılların en çok ziyaret edilen yerlerden biri. 3 metrelik bir giriş tünelinden sonra inanılmaz görüntülerin olduğu galerilere ulaşılmakta. Şehir merkezine 8 kilometre uzaklıkta bulunuyor.
Cumayeri: Piknik alanı olarak düzenlenmiş olup eski bir hamam kalıntısı, camisi ve Ahmet Dede Türbesi yer alıyor. Alan ulu çınarları ve yanı başındaki akarsuyu ile bir dinlence yeri.
Kaç çeşit yeşil var?
Zonguldak, mağara oluşumu bakımından Türkiye'nin en zengin yörelerinden biri olarak çok sayıda yerli ve yabancı turistin ilgisini çekiyor. Kilimli beldesinde Ayiçi mevkisindeki 6 bin 250 metrelik Kızılelma Mağarası, Türkiye'nin en uzun mağaraları arasında gösteriliyor.
Zonguldak-Ankara karayolundaki doğa harikası Gökgöl Mağarası ise akarsuyu, gölü, galerileri, sarkıt ve dikitleri, travertenleri ve milyonlarca yıllık mercan fosilleriyle her yıl çok sayıda turistin ilgisini çekiyor.
Ereğli ilçesinde, mitolojide ''Yeraltı tanrısı Hades'in ülkesine açılan yollardan biri'' gösterilen Cehennemağzı Mağaraları, gizemli havasıyla meraklılarını bekliyor.
Roma Döneminde Hristiyanlığı ilk kabul edenlerin işkence gördüğü ve kitlesel olarak yok edildiği tahmin edilen Ereğli'de, gizli ibadet yeri olarak kullanıldığına da inanılan mağaralar gizemini koruyor.
Maden ocaklarıyla ünlü Zonguldak'ta kömür üretimi nedeniyle ''Kara şehir'' imajını, kente yaklaşmaya başladığınız anda silen sık ormanları, büyük şehirlerin gürültüsünden, bina kalabalığından yorulmuş insanlara huzur veriyor.
Harmankaya Şelaleleri'nde yapılacak yürüyüşle mükemmel bir doğa keşfine yelken açabilen ziyaretçiler, kentin 5 kilometre dışında, 13 kilometrelik zorlu parkurda temiz havanın ve doğa güzelliklerinin keyfinin yanı sıra şelalelerin oluşturduğu göletlerde yüzmenin ayrıcalığı yaşayabiliyor.
Gökçebey ilçesine bağlı Bakacakkadı beldesindeki tatil köyünde, ağaçların ve odunsu bitkilerin yetiştiği bir tür botanik bahçesi olarak adlandırılan ''arboretum'', bölgedeki önemli tabiat alanlarından birini oluşturuyor.
Ziyaretçileri büyüleyen 194 dönümlük tatil köyünde, 85 yatak kapasiteli otel, 5 adet bungalov ev, 150 kişilik toplantı salonu, yüzme havuzu, spor tesisleri ve piknik alanları yer alıyor.
Türkiye'nin 105. tabiat anıtı olarak tescillenen Alaplı ilçesine bağlı Gümeli beldesindeki Gümeli Ormanı'nın yakınında yer alan 1637 metre yükseklikteki Bacaklı Yayla Tepesi ve dağın eteğindeki Bölüklü Yayla, doğal güzellikleriyle ilgi çekiyor.
Kentin en yüksek tepesi Bacaklı ve eteğindeki Bölüklü Yayla'nın, yaylacılık geleneği ve zengin bitki örtüsüyle turizm keşfedilmeyi bekleyen cennetleri arasında gösteriliyor.
Zonguldak'ın sahip olduğu yaklaşık 80 kilometrelik kıyı şeridi boyunca Sazköy, Filyos, Türkali, Göbü, Hisararkası, Uzunkum, Kapuz, Karakum, Değirmenağzı, Ilıksu, Kireçlik, Armutçuk beldesi, Ereğli ve Alaplı ilçesi kıyıları, yaz süresince özellikle yerli turistlerin uğrak yerlerinden biri konumunda bulunuyor.
Zonguldak'a gelenler, bir balık restoranda yemek yemeden ya da ormanlar içindeki bir alabalık tesisinde peynirle pişirilen balığı tatmadan kentten ayrılmamalı.
Müze kent; Safranbolu
Karabük'ün Safranbolu ilçesi, 18, 19. ve 20. yüzyılda inşa edilmiş yaklaşık 2 bin tarihi evle Türk kent kültürünü günümüze taşıyor. Herhangi bir mimari plana bağlı kalmaksızın yapılan tarihi Safranbolu evleri, birbirinin önünü kesmeyen yerleşim biçimleriyle ilgi çekiyor.
Eğer, ''zaman makinesi'' icat edilmiş olsa ve 100 yıl öncesine gidilse bugünkünden farklı bir kent yapısıyla karşılaşılamayacak Safranbolu, bütün olarak korunan tarihi konakları ve Arnavut taşlı sokaklarıyla adeta ziyaretçilere zamanda yolculuk yapma olanağı sunuyor.
Yerleşim düzeni ve yol-sokak-meydan yapısı gibi fonksiyonel özelliklerinin yanı sıra estetik unsurlar da evlerin ziyaretçilerin uğrak yeri olmasını sağlıyor.
Evlerin, boyutu ve biçimini, geniş aile yapısı ve yağışlı iklim özellikleri belirliyor. Bahçe içinde çoğunlukla 3 katlı, 6-8 odalı tasarlanmış konaklarda, doğa ile insan ilişkilerinin son derece dengeli biçimde düzenlenmesi, ziyaretçileri hayrete düşürüyor.
Horasan harcıyla örülmüş duvarlar ve el yapımı fırının bulunduğu Bulak Mağarası'nın, turizme açılan 400 metre uzunluğundaki alanında yer alan sarkıt ve sütunların yanı sıra kireçli kaya oluşumlarını da görmeden Safranbolu'dan ayrılmamak gerekiyor.
Zengin yaban hayatı
Tropik bölgeler dışında dünyada çok az ormanda görülebilecek kadar çok sayıda ağaç türünü barındıran Yenice ilçesinin ormanları, ''ağaç müzesi'' görümüyle görenleri cezbediyor.
Çeşitli ağaç türlerinin yanı sıra bazı ağaçların olağanüstü çap ve boya ulaşan örneklerinin oluşu, zengin yaban hayatı potansiyeliyle bölge eşsiz ekosistem özelliği gösteriyor.
Ormanların oluşturduğu oksijen kuşağı, kent turizmi için önemli kaynak gösterilerek, turizm bölgesi olmaya yönelik projeler üretiliyor.
Doğa yürüyüşlerinin zorlu parkurları arasında gösterilen, kenarları dik ve yüksek Şeker Kanyonu'nun yer aldığı Yenice, tropik bölgeler dışında dünyada pek az ormanda rastlanabilecek kadar çok sayıda ağaç türü de görülmeye değer.
Eskipazar ilçesindeki, her yıl ortaya çıkarılan mozaiklerle Karadeniz'in Zeugması olarak adlandırılan Hadrianoupolis antik kentine de kültürel değerlere önem verenlerin uğramadan dönmemesi gerekiyor.
Karabük'te doğayla iç içe mekanlarda yapılan kuyu kebabı da tadılması gereken önemli lezzetler arasında gösteriliyor.
Bakir koylar ve Bartın
Bakir koyları, tertemiz kumları, az dalgalı suları ve doğayla bütünleşen güzellikleriyle Bartın, güneş-kum-deniz üçlüsüne kültürü de ekleyen kent olarak biliniyor.
Yeşilin zümrüt gibi örttüğü dağların denize, denizin de karaya sığındığı koylar ve kumsalların yanı sıra Bartın'ın Amasra ilçesi 4 bin yıllık tarihiyle bölge turizminin en ilgi çekici yerlerinden biri konumunda bulunuyor. 1.5 kilometre uzunluğundaki Amasra Plajı'nın yanı sıra bölgede İnkumu tatil beldesi, Mogada Plajı ve Güzelcehisar sahilleri de deniz turizmine hizmet ediyor.
Tarihiyle de ilgi çeken Amasra'ya 4 kilometre uzaklıktaki, Gaius Julius Aguilla tarafından M.S. 41-54 yıllarında Roma yol ağının bir parçası olarak imparator anısına yaptırılan Kuşkayası Yol Anıtı, kale ve üzerindeki armalar, iki kilise, Bedesten ve inziva mağarası ilçedeki antik kentin gün ışığına çıkan yüzünü ortaya koyarken, 5 bin kişilik tiyatro, forum, şeref yolu, akropol ve nekropol gibi bölümler hala toprak altında bulunuyor.
İlçede, yufka kabartma tekniğiyle kayalara oyulmuş kral heykeli ve Roma Hakimiyet Kartalı ile birbirini tamamlayan iki kitabe, ziyaretçilerin ilgisini çekiyor.
Amasra, sağladığı huzurlu ve doğayla uyumlu ortamla, yakın kentlerden ziyaretçilerin günübirlik ve hafta sonu turlarla ziyaret ettiği yerler arasında ilk sıralarda geliyor.
Mevsime göre 28 civarında taze sebzenin kullanıldığı salatası ve mutfak kültürünü yansıtan balığı da Amasra'da tadılmadan ayrılınmaması gereken lezzetler.
Bartın'da, Tanzimat Fermanı'nın getirdiği sanat akımlarının mimarideki yansıması olduğu bildirilen Bartın ahşap evleri, Safranbolu evleri gibi bir bütün halinde korunmasa da gezilebilecek yerler arasında. Tarihi Kemal Samancıoğlu Konağı'ndaki Kent Müzesi de görülmeye değer.
Aşk acısından arındıran şelale
Ulus'a bağlı Ulukaya köyündeki Ulukaya Şelalesi, çevresindeki doğa güzelliklerinin yanı sıra efsanesiyle de yerli ve yabancı turistlerin ilgisini çekiyor.
Şelaleyle ilgili anlatılan mitolojik hikayeye göre, geçmişte bölgede yaşayan uzun boylu ve iri vücutlu Selamnos, ormanlık alanda karşılaştığı çevrede güzelliğiyle ünlü Hera'ya aşık olur.
Güneşin ağaçların arasından zor girdiği ve orman güllerinin güzellik kattığı alanlarda aşklarını yaşayan gençler, Hera'nın ailesinin karşı çıkmasına karşın bir süre sonra evlenir.
Çiftin evliliğinin ilk yıllarındaki mutluluk, Selamnos'un anlaşılamayan ve uzun süren rahatsızlığı nedeniyle zayıf, çelimsiz ve çirkin hale gelmesiyle bozulmaya başlar. Hera, artık seven değil, eşinden nefret eden kadın haline dönüşerek Selamnos'tan sürekli uzak durur.
Eşinin kendisini sevmemesine üzülen Selamnos, Ulukaya'nın zirvesine çıkarak Hera'nın ismini haykırıp, kendisi boşluğa bırakır. Aşk tanrısı Eros, aşk acısının böyle sonlanmasını istemediğinden Selamnos'un bedenini yere değer değmez, şelaleye dönüştürerek suyu kutsar.
Kutsiyete göre, her kim şelaleden su içerse, mendil ıslatırsa ya da yüzünü yıkarsa Selamnos'un acıları azalır, içinde yeni ya da geçmişten kalma aşk acısı yaşayanlar da bundan arınırlar.
Ulukaya köyünde 20 metre yükseklikten yazları da dahil olmak üzere sürekli akan şelale, mitolojik öyküsü ve çevresindeki doğal güzellikleriyle keşfedilmeyi bekleyen gizemli dünya sunuyor.
İlçeye bağlı Akçakese köyündeki Ulu Yayla da ortasında yer alan göleti, içinden yer altı nehirlerinin geçtiği mağarası ve çeşitli sporlara elverişli yamaçlarıyla görmeden dönülmeyecek yerler arasında değerlendiriliyor.
Ulu Yayla, sıcak yaz günlerinden bunalanların zaman geçirebilecekleri iyi bir alternatif sunuyor.
Abant Gölü
Abant Bolu' iline 32 kilometre uzaklıkta olup E-5 üzerinden Bolu dağına çıkmadan İstanbul yolu üzerindedir.Aracınız ile İstanbuldan geliyorsanız Kaynaşlı yol ayrımından Bolu dağına çıkabilir oradan Abant kavşagına sapabilirsiniz.Sonrasında her tarafı ağaçlarla cevrili 21 kilometrelik bir yol sonunda Abant Gölüne ulaşabilirsiniz.
Göztepe kısa kesecek
Bank Asya 1. Lig'de önümüzdeki sezon oluşturacağı kadroyla taraftarlarını ...
Bakan Yıldırım: İzmir LOJİSTİK ÜS OLUYOR
KEMALPAŞA DEMİRYOLU BAĞLANTISI 9 EYLÜL 2012'DE AÇILIYOR
Kemalpaşa Lojistik Köyü'nü ...
‘Kemalpaşa'da her şey ücretsiz’
İzmir'in şirin ilçesi Kemalpaşa'da belediye hizmetlerinin neredeyse tamamı ücretsiz ...