Jeotermalin zararı eğitim mi ihmal mi?

Jeotermalin zararı eğitim mi ihmal mi?

Uzmanlar, jeotermal kaynaklar için denetim ve eğitimin şart olduğunu belirterek, "Aksi takdirde, mirasyedi gibi bu enerjiyi tüketiriz" diyor.

13 Ekim 2017 - 08:00

Jeotermalin zararı eğitim mi ihmal mi?

Uzmanlar, jeotermal kaynaklar için denetim ve eğitimin şart olduğunu belirterek, "Aksi takdirde, mirasyedi gibi bu enerjiyi tüketiriz" diyor


Dokuz Eylül Üniversitesi’nden Yrd. Doç. Dr. Mehmet Ali Danışman, bu enerjinin sürdürülebilirliği sağlanmadığı takdirde, geleceğe kalacak mirasyedi gibi tüketmiş oluruz diyen Danışman, "Dere ve nehirlerdeki onlarca çeşit balık ya da diğer canlı çeşitleri de jeotermal akışkan sonucu ciddi tehdit altında kalır. Yağmur ve kar yağışı önemli oranda azaldığı için reenjeksiyon yapılmadığında yeraltındaki rezervlere su tekrar ulaşamaz, kaynakların ömrü çok kısalır" dedi.


Zehir saçan jeotermal enerji üreten santrallerle ilgili sorunlar açıldığında Aydın’daki bir kesimin diline pelesenk olmuş bir cümle var; “Santrallerde denetim eksikliği var. Kontrol edilmiyorlar, bu konuda kalifiye ekip yetersizliği var…” deniyor. Kimler yapması gerekiyor bu işleri de görevini yapmıyor? Hangi kurum, kuruluş, bakanlık, milletvekili, valilik, belediye başkanı ve üniversite… Biz şu anda bunları tek tek biliyoruz ve önümüzdeki günlerde tek tek bu isimleri sayacağız. Bu konuda görevini aksatanlar hergün zehir soluyan, yiyen Aydınlının vebali sizin üzerinizedir. Gelin bu yanlıştan dönün. Belki şu ana kadar doğaya, tarıma, insanlara verilen zarar tam anlamıyla telafi edilemez ama denetimler yapılıp santraller dünyanın diğer ülkelerindeki santrallerin standartlarına getirilirse en azından geri dönüşü olmayan bir yola girmekten kurtulmuş olunur. Birileri çıkıp santrallerin ekonomiye olan katkısını savunuyor ve; “Zararları hususunda akademik bir açıklama, çalışma var mı?” diye soruyor. Çok var… İşte birtanesi:  Dokuz Eylül Üniversitesi’nden Yrd. Doç. Dr. Mehmet Ali Danışman, jeotermal enerjiyi “uyuyan ısı” olarak tanımlıyor. Jeotermal Kaynaklı Belediyeler Birliği (JKBB) kapsamında da faaliyetlerde bulunan ve “Milyarlarca yıldır kaybolmayan bu enerjinin sürdürülebilirliğini sağlayamazsak, geleceğe kalacakları mirasyedi gibi tüketmiş oluruz” diyen Danışman, yanlış kullanım ve denetimsizlik sonucu oluşabilecek zararları sıralıyor:
Su, kullanımdan sonra reenjeksiyon yapılmaz da, maliyet kaygısıyla derelere verilirse, içinde taşıdığı, bitkilerin ölümü anlamına gelen bor minerali de bu derelere karışır. Az miktarda olduğunda gübre olarak kullanılan bor, böyle bir dereden tarlasını sulayan çiftçi için bitkilerin ölümü demektir.
Dere ve nehirlerdeki onlarca çeşit balık ya da diğer canlı çeşitleri de jeotermal akışkan sonucu ciddi tehdit altında kalır.
Yağmur ve kar yağışı önemli oranda azaldığı için reenjeksiyon yapılmadığında yeraltındaki rezervlere su tekrar ulaşamaz, kaynakların ömrü çok kısalır. Özellikle ülkemizde yüzeyi oluşturan kayaçların çok büyük bölümü kalsiyum karbonatlı kayalardır. Bu kayalar yeraltında da vardır. Sıcak su, içlerinden geçerken bu kayaları eritir. Eritince kayaların içindeki kalsiyumoksit ve karbondioksit ortaya çıkar. Bu gaz, türbinde tutulduğun#da metal yorgunluğuna yol açacağı için havaya bırakılabiliyor. Bu da ciddi bir karbon emisyonu oluşturuyor. Oysa separatörlerle sudan ayrıştırıldığında bu karbondioksit kârlı bir yatırıma dönüştürülebilir. Tekniğine uygun yapılmayan sondajlar ölüm makinesi gibidir. Ucuza kaçıldığında, soğuk su sondajı gibi hareket edildiğinde, tencere kapağı gibi yeraltında kapalı kalan sıcak su, yüksek basınçla yukarı gelmeye başlıyor. Sondaj içinde gerekli teçhizat kullanılmıyorsa, gelen yüksek basınçlı sıvı, gaz haline geçip patlamaya neden oluyor. Etrafa yayılan çamur ve mineraller hem tarımsal üretime ciddi zararlarda bulunuyor hem de tatlı suya karıştığında o suyu içilmez hale getiriyor. Ayrıca patlamayı ve yeraltındaki sızıntıyı durdurmak tekniğe uygun sondajdan çok daha maliyetli oluyor.
1999 depremi sonrasında şu sloganı her yerde duymuştuk: Deprem öldürmez, bina öldürür. Aynı mantıkla, “uygun teknikle yapılan sondajlar, harfiyen uyulan kurallar ve sıkı bir denetimle işletilen santraller çevreye zarar vermiyor, ama bakımları yapılmayan ve yanlış şekilde işletilen santraller hem doğa hem de insan sağlığı için tehdit oluşturuyor diyebiliriz.”

Jeotermal enerji üretmenin olmazsa olmaz üç kuralı bulunuyor; 
1- Santral yaşam alanlarından uzağa kurulacak. 
2- Yeraltından çekilen akışkanla birlikte gelen ve yoğunlaşmayan gazlar atmosfere salınmayacak. 
3- Akışkanın bir damlası dahi yerüstüne deşarj edilmeyecek.

Aydın’daki onlarca santral yıllardır kanunsuz ve kaçak olarak bu üç maddeyi ihlal etmişler ve zaman zaman ihlalleri devam ediyor. Bu ihlaller fotoğraflarla belgelenmiş durumda. Bu üç kuralı ihlal etmek demek havaya, suya, toprağa, çevreye, bitkilere ve insanlara telafisi imkansız zararlar vermek demek. Fakat Aydın halkı bu sorunu kanıksamış gibi görünüyor ya da olan bitenden haberdar edilmemiş. Jeotermalle ilgili halkın dilinde çürük yumurta kokusu yayılıyor (Santrallerden atmosfere salınan gazlardan Hidrojen Sülfür’ün kokusu) sözünün dışında başka sözcük yok. Burada akla sorites paradoksu geliyor, tabi mecazi anlamda. Yani halk birşeylerin olduğunu görüyor ancak olumsuzluklar yavaş adımlarla geldiği için halkın tepkisini çekmiyor, durumu kanıksıyor, alışıyor bir nevi hazmediyor. Gaz kokuları her gün  duyulduğuna göre santraller atmosfere gaz salıyor. Yetkililer salınan gazın içerisinde sülfürik asit oranı çok düşük bir tehlikesi yok diyorlar. Aynı anda salınan gaz kümesinin içerisinde zehirli sülfür miktarı % 10’ise karbondioksit onun 8 katı salınıyor demek oluyor. Bu bir kandırmaca değil midir?

 

UYUYAN DEVİ UYANDIRDIK

Santrallere karşı hareketlilik 2016 yılının başına kadar hararetli bir şekilde sürmüş, yaklaşık 1,5 yıldır uykuya çekilmiş. Yenigün Gazetesi olarak olayı yeniden ele almamızla birlikte uyuyan devi uyandırdık. Santralerle ilgili yayınlarımızla birlikte bir çok kurum, kuruluş ve STK hayati önem taşıyan bu soruna karşı yeniden harekete geçti. Bölge de çeşitli toplantılar yapılmaya başlandı. Santrallerin olumsuzluklarıyla ilgili Aydın’ın Efeler Belediyesi 2016 yılında kent konseyi bünyesinde kurduğu bir komisyon aracılığı ile çeşitli çalışmalar ve incelemeler yaptırmış. Bu komisyon 2017 yılı Şubat ayında Aydın’da yapılan Aydın Çevre Kurultayı sonunda çalışmalarının sonucunu geniş bir rapor hazırlayarak kamuoyuna sunmuş. Şimdi yeniden harekete geçen Efeler Belediyesi Kent Konseyi, santral kaynaklı jeotermal sorunları yeniden masaya yatırmaya hazırlanıyor. Kent konseyi dün jeotermal başlıklı bir basın toplantısı düzenleyerek işe başladı. Efeler Kent Konseyi Başkanı Dr. Tuncay Erdemir başkanlığında Milli Aydın Bankası Kültür Merkezinde yapılan toplantıya STK’lar ve basın yoğun ilgi gösterdi. Toplantıda bir basın açıklaması yapan Dr. Tuncay Erdemir jeotermale karşı olmadıklarını ancak sorumsuz ve kanunlara aykırı çalışmaların çevreye ve insanlara zarar vermesine sessiz kalamayacaklarını söyledi. Dr Erdemir Anayasanın 56. Maddesine dikkat çekerek herkesin sağlıklı ve dengelibir çevrede yaşama hakkına sahip olduğunu söyledi. Yenigün Gazetesi’ne konuyla ilgili hassasiyetinden dolayı teşekkür eden Dr. Erdemir TBMM’yi, Aydın Milletvekillerini, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nı, Aydın Valiliği’ni ve ilgili müdürlükleri görevlerini yapmaya çağırdı. Dr. Erdemir konuşmasını evliya çelebiye atıfta bulunarak şu sözlerle sonlandırdı; “Evliya Çelebi’nin dediği gibi dağlarından yağ, ovalarından bal akan, sokakları portakal çiçeği kokan Aydın’ımızı geri istiyoruz. Çocuklarımıza güzel, temiz ve sağlıklı bir kent bırakmak istiyoruz.”


Toplantıda söz alan Efeler Belediyesi Meclis Üyesi Av. İsmail Türkbay’da bu yılın başında uzun uğraşlar sonucu hazırladıkları jeotermal raporuna dikkat çekerek yetkililerin ilgisizliğinden yakındı. Jeotermal çalışmalarının gerekli şekilde ve düzen içinde sağlıklı koşullarda çalışması için gerekli yasaların bulunduğunu ancak bu yasaları uygulayacak siyasi iradenin olmaması nedeniyle Aydın’ın zehirlendiğini söyledi. 


Efeler Kent Konseyi üyesi Av. Akın Yakan jeotermaller santrallerin çevreye verdiği zararların telafisinin zor olduğuna dikkat çekerek, kanunsuzca havaya salınan gazların ve akışkanın hem bitkilere hem de insanlara büyük zararlar verdiğini, ne akışkanın bir damlasının ne de gazların toprağa ya da atmosfere salınmaması gerektiğini söyledi.
Toplantının en çarpıcı konuşmasını Aydın Tabip Odası eski başkanı şu an Aydın Çevre Kültür Platformu (AYÇEP) 2. Başkanı Dr. Metin Aydın yaptı. Aydın tüyler ürperten konuşmasında santrallerin çalışmalarına kanunlar uygulanmıyor, şuan soluduğumuz bu hava nedeniyle hepimiz birer akciğer kanseri adayıyız. Yetkililer harekete geçmek için neyi bekliyor? Toplu ölümle, toplu zehirlenmelerin olmasınımı bekliyorlar, ama ne yazık ki yakında bunların da olacağını göreceğiz dedi. 
Toplantıda söz alan Efeler Kent Konseyi Yürütme Kurulu Üyesi Mehmet Kurtbay TBMM Tarım Komisyonu’nda bulunan CHP Aydın Milletvekili Mehmet Erdem’in bir Aydınlı olarak geçen hafta yapılan komisyon toplantısında jeotermal sorununu neden dile getirmediğinin sorgulanmasını istedi.   


Aydın Çevre Dernekleri (AYÇEP) Başkanı Mehmet Vergili konuşmasını sermaye Aydın’a meydan okuyor diye başladı. Köylü toprağını bunlara bilinçsizce satıyor, santrallere karşı çalışmalarımızı duyurmakta yetersiz kalıyoruz, eylemlerimizin cılız kalmaması için daha etkili eylemlere yönelmeyi tavsiye ediyorum dedi.

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR x
O Belediye'ye Müzisyenlerden Tepki
O Belediye'ye Müzisyenlerden Tepki "Sözlerini Tutmadılar"
Resmen Göreve Başladı!
Resmen Göreve Başladı!