21 Mayıs 2012 Pazartesi
Bahar yine gelecek ve gizliden sızıntılar halinde hissettirdiği o yavaştan tesirli mayhoşluk ruh hali zihinleri karıştırmaya başlayacak. Kış mevsimi farklı bir asaleti çağrıştırsa da özlenen bahar geldiğinde, kış mevsiminin üzerimize giydirdiği korunaklık ve kışın yansıtma becerisinin takınıldığı sertlik kaybolacak. Buzlar eriyecek, saklılık teslimiyette pes edecek. Kontrolcülük mekanizması kendini imha edecek.
Aşk kapıyı çalacak. Açacaksın… Kaçış yok! Zaten çoktan kapıyı çalmışsa, içeriye buyur edeceksin artık.
Her insanın bir hikâyesi var gördüğüm, her insanın bir dilinin yanmışlığı… Komutların efendisi, görevinin uzmanı kesilmiştir nicedir. Yaşadıklarının neticesinde üzgülerini, pişmanlıklarını hatırlatıp dururken emirlerini sıralar. En büyük emir, birine kendini olduğun gibi teslim etmemek, hayatının büyük bir parçası yapmamak, adamamak, her şey gibi bir gün her şeyin biteceğini baştan bilerek adımlarını atmak, üzmemek ve üzülmemektir… Koruyucu kalkanları olan ne çok insan türedi.
Benim aşk konusunda şahsi fikrim hiç değişmedi. Duygularının farkında olmayan, en başta kendisini tanımayan öyle çok insan var ki. Yaşadıklarını aşk sananlar, yaşadıklarının aşk olduğuna kendilerini inandıranlar, gerçek dururken yalana inananlar, kendine bile yalan söyleyenler ve oyuncular. Evet bir şekilde aşk yaşayan rolünü üstlenip oyun oynayanlar… Bunların haricinde farklı ama biraz karışık bir savunma kalkanı daha var. Gerçek biliniyor, yalanlanıyor, yalanlanan biliniyor, gerçek görülüyor. Nedir bu şimdi?
Dans salonunda tek başınayım. Tüm duvar ayna kaplı. Zor bir tango figürünü çalışıyor, aynada kendime bakıyorum. Çok entrikalı, kışkırtıcı bir figür bu… Üstü kapatılmış gerçeklikler var. Gerçek içimi dolduruyor, bildiğimi biliyorum. Yalanlamak zorunda olduğumu da biliyorum. Yalanlarımı biliyorum. Bu her iki duygunun birbiriyle şimdilik iyi geçindiğini de. Sonucu düşünmek bile istemezken, yalanım sonun haberciliğinde bilmiş bilmiş konuşuyor bile.
Sonra salon doluyor. Partnerim dansıma “Su gibi” benzetmesi yaparken kötü bir eleştiri yapıyor aslında. Ama “Su gibi” ne güzel bir iltifattır oysaki. Su gibi olmak, akıp gitmek, berraklık, şeffaflık, hafiflik, arınım… Derken ayağımın üst kısmına bir darbe geliyor. “Sakata” denilen figür sert uygulanıyor. Sonra aynı yere bir darbe daha… Topuklu ayakkabılarımın üstünde, artık ayağımın üzerine basamaz durumda sandalyeye oturuyorum. Acı veren bir sızı var, buz torbasıyla hafifletmeye çalışıyorum.
Bahar yine gelecek, kaçış yok! Gerçeğin ve yalanlamanın bilincinde sonuç aslında hep aynı olacak. Ya su gibi akacaksın yolunda, ya da acı veren sızıyla, içi buz dolu torbayla acını dindirmeye çalışacaksın. O yüzden her zaman dediğim gibi, biz yine özgürlük ruhuyla iç içe olup rüzgârın kollarına bırakalım kendimizi…
12 Mayıs 2012 CumartesiAn’ı yaşamak
05 Mayıs 2012 CumartesiDüşlerin oyunu...
28 Nisan 2012 Cumartesiİsmi yok...
21 Nisan 2012 CumartesiLütfen..
14 Nisan 2012 CumartesiAy vakti...
07 Nisan 2012 CumartesiSiyah balonlar…
31 Mart 2012 CumartesiKıyılarda…
24 Mart 2012 CumartesiBöyle...
10 Mart 2012 CumartesiKelebekler gibi…
18 Şubat 2012 CumartesiKaçış yok!
11 Şubat 2012 CumartesiBir deli cesaret…
04 Şubat 2012 CumartesiDüş…
28 Ocak 2012 CumartesiGeçişler…
21 Ocak 2012 CumartesiFARKINDA…
14 Ocak 2012 CumartesiDefterimden notlar - 9
07 Ocak 2012 CumartesiHer seçiş, bir vazgeçiş...
01 Ocak 2012 PazarYeniden doğuş
24 Aralık 2011 CumartesiEtekteki taşlar
17 Aralık 2011 CumartesiDefterimden notlar-8
10 Aralık 2011 CumartesiBir adım sonra...
En güçlü aday Karamustafaoğlu
Yenigün Gazetesi okurları tarafından gerçekleştirilen 'CHP İzmir İl Başkanı ...
Körfez’deki balıklar rahat nefes alacak
İzmir Körfezi'ne balık girişini ve su sirkülasyonunu önleyen Ragıp ...
İşte seyyarın akıl oyunu!
İzmir'de nüfusu yüksek ilçelerin bölünerek yeni belediyelerin kurulması, seyyar ...