21 Mayıs 2012 Pazartesi

Piyasalar:   USD: 1,8305down  |  EURO: 2,3375down  |  İMKB: 57.231up
  
Parmaklardaki  hayal dünyası - Tufan AKSOY

Tufan AKSOY

19 Şubat 2012 Pazar

Parmaklardaki hayal dünyası

Yazar Arşivi   /   Bu sayfayi yazdir

Facebook'da Paylaş

Adamın mini mini bir atölyesi vardı… Ufak tefek harcıalem işler de yapıyordu adam… Onun tezgahı vardı, üstü el emeği, göz nuru doluydu… Atölyesinin içinde ruh vardı, yaratıcı bir ruh vardı… Adam çalışıp çalışıp kırık dökük penceresine dönüp baktı mı, İzmir Körfezi’ni görüyordu… Kabiliyetin kokusu sinmişti duvarlarına adamın atölyesinin… Çayı kaynıyordu adamın, altında kaynak aleti ısıtıyordu demliği… Adam inanılmaz işler yapıyordu… Yaptığı eserleri tekti, tek adamın… Adam da tekti ya! Yarattıklarıyla insanların parmağına bir hayal dünyası takıyordu, kimsede olmayan… Adam öyle tatmin oluyordu, mutlu oluyordu… Adı mı? Adı mücevherci Mustafa Söğüt’tü… Kısacası Musti…

 

Mustafa Söğüt Usta bildiğiniz Kemeraltı mücevhercilerinden değil… Hiç değil… Yüzükler yapıyor, muhteşem… Onun yaptığı yüzüklerin bir eşi yok… Eserleri tamamen hayal mahsulü. Düşünüyor ve yaratıyor. Taşları büyük bir sabırla işliyor, kendini kaybediyor. Birkaç santimetrekarelik bir taşı alıyor içini hayallerini yerleştiriyor. Mesela Mescid-i Aksa oymuş bir taşın içine hayretten donar kalırsınız. Bakıyorsunuz, bakıyorsunuz kendinizi Kudüs’ün mistik ortamında hissediyorsunuz.

 

Bir başka yüzüğün konusu Aya Sofya… Yine yüzük taşının içinde koskoca Aya Sofya nasıl sığmış diyorsunuz. Mustafa Söğüt’ün kabiliyeti, ustalığı ortaya çıkıyor burada… Aklına koymuş, Aya Sofya’yı yapacağım diye, ve de yapmış bal gibi… Bu sefer ruhunuz sizi İstanbul’a Sultanahmet Meydanı’na götürüyor. Gizemli Aya Sofya’nın hakkında çıkarılan efsaneler aklınıza geliyor. Minicik taşa oyulmuş Aya Sofya’nın dünyaca meşhur mozaiklerini göreceksiniz neredeyse. Mustafa Söğüt’le bu Aya Sofya yüzüğünü konuşurken öğreniyorum ki, o titiz mi titiz… Gerçek bir araştırmacı. Nereden mi anladım? O, Aya Sofya’nın dört minaresini ince ince yapmış, ama bir tanıdığı o dört minareden birinin kırmızı olduğunu söylemiş. Haydi, Mustafa Usta soluğu İstanbul’da almış, paralar harcamış, bakmış gerçekten bir minare kırmızı. Şimdi aklına takmış o yüzüğün içindeki bir minareyi kırmızı yapacakmış. Sanatçı diye ben Mustafa Söğüt gibisine derim…

 

Mustafa Usta öz be öz İzmirli Tilkilik, İkiçeşmelik civarında doğmuş. O eski İzmir’in daracık sokaklarında, yokuşlarında büyümüş. Semtinden pek ayrılmamış. İşyeri olarak Kemeraltı’na gelmiş. Kuyumcular Çarşısında çırak olmuş. Cin gibi Mustafa’nın o zamandan belliymiş olağanüstü işler yapacağı. Çünkü o hiç sıradan iş yapmamış. Aklı fikri herkesten farklı olmakmış. Bir de insanın eniştesi Türkiz Usta olursa vay ki vay… Bütün kuyumcuların tanıdığı, hayran olduğu Türkiz Bey’le iki yıl kadar önce ben de röportaj yapmıştım, yaptığı işlere bayılmıştım. Türkiz enişte de tek, bir ikincisi olmayan işler yaratıyordu. İzmir üzerine eserleri vardı. Bir gece Deniz Restoran’da kafaları bile çekmiştik… Birkaç gün sonra vefat ettiğini öğrendim… İçim acımıştı, çok kötü olmuştum. Mustafa Söğüt’le de Türkiz Usta’nın adı geçince bir süre sustuk kaldık…

 

Sezen aksu bir yüzük yaptırmış, fotoğrafını gösterdi, inanılmazdı. Yüzük taşının içinde “Kâbe” vardı… Herhalde Sezen aksu da bayılmıştır, ince işleri sevdiğini biliyorum. Üzerinde Naz ve Felak sureleri olan bir yüzüğü de şarkı sözü yazarı, şarkıcı Şehrazat için hazırlıyordu… Clint Eastwood bile şu anda Mustafa Söğüt’ün yüzüğünü taşıyormuş. “The good, the bad and the ugly” filminin yıldızını Hollywood stüdyolarında parmağında İzmir işi Mustafa Usta’nın o minicik atölyesinden çıkma yüzü görünce insan amma da şaşırır. Ayrıca, Cemil ipekçi gelmiş nereden bulduysa bir fosil getirmiş yanında, o fosilin içinde bulunduğu yüzüğü de yapmış Mustafa Söğüt.

 

Yeni projeleri de var onun. Efes’teki Yedi Uyuyanları ve köpekleri Kıtmir’i de sığdıracakmış yüzük taşına… Mesela bir yüzük yapacakmış taşının içinde bir damla Meryem ana’nın Evi’ndeki çeşmeden alınan su bulunacakmış. Mesela yüzük taşıyla yüzüğün metal bölümü arasındaki boşluğa yine Meryem Ana’dan alınan bir ufacık toprağı doldurup turistik ama unutulmaz yüzükler yapmayı da planlıyormuş. Hangi Hristiyan zengin turist almaz ki o yüzüklerden… Bence müthiş fikir.

 

İşte böyle Mustafa Usta’nın hayal kurmakla geçiyormuş günleri. Atölyesi’nin penceresinin Körfez’e bakarken neler neler üretiyor o… Bir yandan da 14 yaşındaki kızı Eda’yı ve 8 yaşındaki delikanlı oğlu Eren’i düşünüyormuş. Sonra da dönüp “Sevdam” dediği tezgâhına yenilikleri yaratmaya koyuluyormuş. “Sevdam” görünüşte pek büyük değil ama onun üzerindeki eller bir dâhinin elleri, törpüler, keskiler, penseler falan hepsi pür dikkat o maharetli elerin acaba ne yaratacak diye bekler gibi duruyorlar… Üstü gümüş, halkası altın olan bir yüzüğün üzerinde gösterdi bana çok çok küçük taş parçalarıyla “mikro mozaik” yapıyormuş. Aklına o sırada ne gelirse onu işliyormuş. Diyarbakır Müzesi’ndeki meşhur “Çingene Kız”ın yüzünü bile yüzüğün bir yanına geçiriyormuş. “Mikro mozaik” yapmak için kocaman kocaman camları olan devlerin gözlüğü gibi bir aleti var, onu takıp çalışıyor… Bir acayip iş ne diyeyim!

 

Gelelim bu orijinal, eşsiz yüzüklerin satışına. Dönüp dolaşıp geliyoruz yine İzmir’in güdüklüğüne… Mustafa Söğüt aynı tarzda çalışan Kapalıçarşı’dan Sevan Bıçakçı’yla çalışmış. Üç aşağı, beş yukarı ikisi de aynı tip yüzük yapıyorlar ama Bıçakçı eserlerini tonla paraya satıyor, arkasında Güler Sabancı var. Güler Hanım koleksiyonunu almış zamanında… Bizim İzmirli Mustafa usta ise 3000 $ dediğinde kimisi yüzüğü fırlatıp atıyormuş. Pahalı geliyor İzmirlilere. Tabii sanatı bilmek gerek, emeğe saygı gerek, göz nurunun ne olduğunu anlamak gerek. Daha sonra da bu yüzüklerden birini taşıyabilmek gerek. Bilmeyen, anlamayan birinin parmaklarında komik hâle gelebilen yüzük, sanattan anladığı anlaşılan birinin elinde de hayranlık uyandıracak bir takı olarak görülebilir. Görgüsüzlük kötü bir şey be!

 

Meraklısı ise başka. Bazı koleksiyonerler takip edermiş Mustafa Usta’nın eserlerini. Bir de Dubai gibi Ortadoğu ülkelerinden gelenler arar bulurmuş onu ve de değerini verirlermiş. Onun sanatı İstanbul’da bile diller destan olmuş. Ev teklif ediyorlarmış İstanbul’a gelip çalışısın diye… Ama Bizim Mustafa Söğüt hiç İzmir’i bırakır mı? Burada doğmuş, burada büyümüş. Var mı İstanbul’da bir Bayramyeri gibi semt. Var mı Körfez’in kokusu. Var mı Kemeraltı’nın neşeli havası. Onun için Mustafa Söğüt şimdilik kaderine razı oluyor ama bir sponsoru da olsun diye bekliyor. İzmirli zengin bir aile arka çıksa ona fena mı olur? İzmir’in adı bir marka olmaz mı dünyada. Mustafa Söğüt sanatını götürse sanat merkezlerine, Los Angeles’e, Prag’a gitse şaşırtsa yabancı meraklıları… Hem sponsor bir onur kazanır, hem Mustafa usta kazanır, hem de İzmir kazanır…

 

Genç mücevher sanatçıların gelmesini bekliyor bir yandan. “Gelsinler burada sanat öğrensinler, kendilerini geliştirsinler, ben mutlu olurum” diyor. Mesleğinin püf noktasının da açıklıyor. “Stres” onların en büyük hastalığıymış. Bu yüzden ustası ölmüş… O taşı işlemek, oymak var ya, gerçekten ömür törpüsü. Taş bu neticede. Günlerce uğraştıktan sonra bir an gelirmiş duyulan o ufacık “Çıt” sesi adamı öldürürmüş. Yani taş kırılıverirmiş. Hadi sil baştan. Ne kadar dikkatli davranırsa davransın zaman zaman bu faciayla karşılaşırlarmış…

 

10 yaşında mesleğe başlayıp, 33 yıllık tecrübe edinen Mustafa Söğüt’ün kısmetinin döneceğine inanıyorum. Dünyada da böyledir, mutlaka “O gün” gelecek ve Mustafa Söğüt’ün adı uluslararası mücevherciler arasında “İşte İzmirli büyük usta” diye anılacak…

 

 

 

 

 

 


Önceki Yazıları

20 Mayıs 2012 PazarHong Knog İZMİR’den seyrediliyor

18 Mayıs 2012 CumaDarbelerin canlı tarihi

13 Mayıs 2012 PazarAŞK sanat sanat AŞK

10 Mayıs 2012 PerşembeKSK’li Elifcan’a başrol çok yakıştı

06 Mayıs 2012 PazarMerhaba Tufan yoldaş!

03 Mayıs 2012 PerşembeAraf

29 Nisan 2012 PazarÇamurdan çıkan “Bolero” melodisi

26 Nisan 2012 PerşembeBir pırlantayı böyle böyle KAÇIRDIK

22 Nisan 2012 PazarAlsancak’ta hoptrinam!

19 Nisan 2012 PerşembeKadınların Kurtuluş Savaşı MUCİZESİ

15 Nisan 2012 PazarFestival yapmak DELİLİK

12 Nisan 2012 PerşembeDik durmak çok zordur... Tehlikelidir...

08 Nisan 2012 PazarTuna’ları yaşatan “UMUT”

05 Nisan 2012 PerşembeMaşuk Efendi’nin Anadolu hazinesi…

01 Nisan 2012 PazarÇatalca’da bir “Curcuna”

29 Mart 2012 PerşembeNe de çok ölmüşüz YAŞAMAK İÇİN

25 Mart 2012 PazarSelçuklular dönemini Londra’da yaşamak…

22 Mart 2012 PerşembeKalbi Gönlü Aklı Hayatı BORNOVA

15 Mart 2012 PerşembeAllahdiyen köyü “fagot”la tanıştı...

11 Mart 2012 PazarKonstantin RECEP’in büyük sırrı

Tük Kızılayı
En Çok Okunan Haberler
MEVSİM Marketler Zinciri