Masum enerji canavar oldu

Masum enerji canavar oldu

Havaya, suya, toprağa, incire, üzüme, zeytine, kurda, kuşa zarar veren zehirleyen bu jeotermal enerji üretim santrallerinin atmosfere saldığı gazlar ve doğaya deşarj ettiği akışkanların insanlara zararı yok mu?

12 Ekim 2017 - 09:34 - Güncelleme: 12 Ekim 2017 - 09:48

Peki! Havaya, suya, toprağa, incire, üzüme, zeytine, kurda, kuşa zarar veren zehirleyen bu jeotermal enerji üretim santrallerinin atmosfere saldığı gazlar ve doğaya deşarj ettiği akışkanların insanlara zararı yok mu? Elbette var. Yazı dizimizin bugünkü bölümünde en temiz, masum ve yenilenebilir enerji olarak tanımlanan jeotermalin insan eliyle nasıl bir canavara dönüştürülüyor  ve insan sağlığını nasıl tehdit ediyor, kanser oluşumunda payı var mı, ölümcül hastalıkların oluşumundaki payı ne kadar bunları istatistik rakamlarla gözler önüne sereceğiz.

1- Önce jeotermal akışkan nedir ve insan eliyle nasıl canavara dönüşüyor ona bir gözatalım: Akışkan: Sıvıları, gazları, plazmaları ve bazı durumlarda plastik katıları (eriyik) kapsayan, maddenin hallerinin bir altkümesidir. (Kaynaklardan elde edilen su, gaz ve buhar)

İnsan Eliyle İki Yoldan Canavara Dönüşüyor

 Gaz olarak:

Santralin enerji üretmek amacıyla yeraltından çektiği jeotermal akışkandan yüzeye çıktıktan sonra ayrışan Karbondioksit, Hidrojen Sülfür (H. Sülfür renksiz, çürük yumurta kokusunda zehirleyici bir gazdır), Radon vb gazlar teknolojik yetersizlikler veya maliyet artışları nedeniyle tekrar yoğunlaştırılamadığı için akışkanla birlikte geldiği mecrasına reenjekte edilemiyor yani yeraltına geri gönderilemiyor ve santralde gerekli depolama sistemleri veya filtre sistemi bulunmuyorsa bu gazlar atmosfere salınıyor. Atmosfere salınan bu gazlar yerüstü suları, akarsular, barajlar ve göllerin oluşturduğu nemle yada yağmurla birleşerek toprağa, bitkilerin ve yaşam alanlarının üzerine yağıyor ve dolayısıyla tüm canlılar bu durumdan dolayı zehire maruz kalıyor.

Akışkan olarak:

Yüksek ısıdaki akışkanlar, jeolojik ortamlardan geçerken eriyebilen her minerali içine alarak ilerliyor. Akışkan yüzeye çıktığında içinde siyanür, arsenik ve bor barındırabiliyor. Ve kanunen yeraltına reenjekte edilmesi gereken akışkanlar, kullanım sonrası derelere verildiğinde, bu mineraller tarım ve diğer canlılar için ölümcül bir sonuç doğurabiliyor; akıntılar en masum haliyle tarım alanlarının verimsizleşmesine ölmesine neden oluyor.

Akışkanın doğaya bırakılmaması konusunda tüm uzmanlar aynı fikirdeler; “bir damlası dahi doğaya bırakılmamalıdır” diyorlar. En hafif bir örnekle bu konuyu pekiştirelim: İTÜ Jeofizik Mühendisliği bölümünden Prof. Dr. H. İlyas Çağlar geçen yıl yaptığı bir açıklamada; “Jeotermal kaynakların çevreye sıfır zararı olması beklenir. Ancak maliyetten kaçınmalar nedeniyle rezervuar bakımının, yani kullanılan akışkanın reenjeksiyonun yapılmayışı, bunun yerine kullanılan akışkanın doğaya salıverilmesi su kaynaklarımızın ve akarsularımızın kirlenmesine ve dolayısıyla zirai çalışmalarda bitkilerin olumsuz etkilenmelerine sebep olmaktadır” demiştir.

Konuyu derinleştirirken işte en can alıcı bölüme geldik, jeotermal akışkanın canavara dönüşmesine yasada yer alan bir maddenin kötü amaçlı kullanımasıyla son nokta konuluyor. Aşağıda verdiğim 5686 nolu yasanın 14’ncü maddesinin 4’ncü fıkrası ölümcül sonuçlara neden olabilen akışkanın reenjeksiyonu konusunda maliyeti göze alamayan firmalar için bir fırsata dönüşü­yor. Kötü niyetli firmaların suiistima­line açık olan bu madde, firmaların akışkanları derelere, doğaya, yapay çukurlara ve akarsulara bırakmasına imkan tanıyor.

İşte o kanun ve uygulama yönetmeliği:

1- 5686 - JEOTERMAL KAYNAKLAR VE DOĞAL MİNERALLİ SULAR KANUNU

Kabul Tarihi: 03-06-2007

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM : Ortak Hükümler

Kaynak Rezervuarının Korunması

Madde 14: (4) Ruhsat sahibi, kullanım sonrası açığa çıkacak akışkanı çevre limitlerini dikkate alarak deşarj edebilir. Akışkan içeriği çevre limitlerine göre deşarja izin vermiyorsa reenjekte etmekle yükümlüdür. Ancak formasyonun fiziksel ve kimyasal özellikleri nedeniyle reenjeksiyonun gerçekleşmediğinin Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü (MTA) tarafından onaylanması halinde, çevre kirlenmesini önleyecek tedbirler alınarak deşarj yapılır.

 

2- JEOTERMAL KAYNAKLAR VE DOĞAL MİNERALLİ SULAR KANUNU UYGULAMA YÖNETMELİĞİ

İKİNCİ BÖLÜM: Ruhsatlar ve İlgili Hükümler

Deşarj ve reenjeksiyon

MADDE 24 –  (3) Gerçekleştirilen çalışmalar reenjeksiyonun mümkün olmadığı sonucunu veriyorsa, bu durum tüm bilgi ve belgeler ile birlikte İdare tarafından MTA’ ya iletilerek incelettirilir ve gerekli ise masrafı ruhsat sahibi tarafından karşılanmak kaydıyla MTA tarafından yerinde tetkik yapılır. Formasyonun fiziksel ve kimyasal özellikleri nedeniyle işletme ruhsat sahasında reenjeksiyonun yapılamayacağının MTA tarafından onaylanması halinde, çevre kirlenmesini önleyecek tedbirler alınarak deşarj yapılır.

 

Yani akışkanı doğaya, toprağa, suya, dereye salınmasına dayanak olan bir madde bu. Bu maddenin acilen değiştirlmesi gerekir. Ürkütücü bir iddiayla bu maddeyi kapatmak istiyorum; Aydın’da bulunan bir çok santral yetersiz teknolojik tesisler ve maliyet artışı nedeniyle çıkardıkları akışkanın büyük bölümünü uzun yıllar derelere ve Menderes Nehri’ne bırakmışlar. Bunun sonuçlarının önümüzdeki yıllarda nelere malolacağını yarına bırakıyorum.

 

Jeotermal Akışkanları ve Gazlarının İnsan Sağlığına Etkileri

 

Jeotermal enerji üretiminin ülkemiz ekonomisine olan katkısı elbete tartışılmaz. Gelecek nesillerimize bırakabileceğimiz maliyeti en düşük mirastır jeotermaller. Jeotermal ehli olmayanın elinde, standartlar dışı kullanıldığında bir tehlike oluşturmaktadır. Aydın bütçesine yılda 150 Milyon Dolar katkısı olan jeotermal enerji üretimi Aydın’a neredeyse incirin sağladığı kadar katkı sağlamaktadır. Ancak denetimsizlik, hatalı işletme, maliyet düşürmek için yapılan yanlışlardan kaynaklanan doğa ve insan sağlığı sorunları nedeniyle bu sektör Aydın halkının ve çevrecilerin hedefi haline geldi. Jeotermal enerji üretimi ile birlikte yükseldiği düşünülen hastalık ve ölüm verileri bir bakıma Aydınlıların haklılığını gösterir nitelikte.    

Dünya Sağlık Örgütü WHO, insan sağlığının etkilenmemesi için havada kükürt dioksitin limit değerini yılda en fazla üç defa aşılmasına izin veriyor. Aydın'da 2015 yılında izin verilen kükürt dioksit limitin aşıldığı gün sayısı 80 gün. Aydın’da resmi verilere göre Jeotermal santralleri kurulduktan sonra kükürt dioksit miktarında Yüzde 180 artış olmuş. 

İkamet edilen ile göre ölüm nedenleri incelendiğinde 2016 yılına kadar TUİK istatistiklerine girmeyen Aydın 2016 yılında dolaşım sistemi hastalıklarına bağlı ölümlerin oranının en yüksek olduğu ilk beş il sıralamasında; Amasya (%50,8), Sakarya (%49,2)’dan sonra Aydın (%48,7) oranı ile Türkiye’de üçüncü sırada yer aldı.  2010-2016 yıllarında, TÜİK rakamlarına, nüfus sayılarını da dikkate alarak baktığımızda, Aydın ilindeki ölüm oranının, Türkiye’deki ölüm oranına göre 2010 yılında %16.4 artış gösterdiği, 2016 yılında ise %27 oranında artış gösterdiği görülmüştür.

2010-2013 zaman diliminde TUİK rakamlarına göre Aydın’da kansere bağlı ölüm oranı,  Türkiye ortalamasına göre 2010 yılında %14 daha fazla iken, 2013 yılında bu oran  %27 olarak gerçekleşti, 2016 yılında bu artış %17 oranında olmuştur. 2010–2013 döneminde Türkiye'de kanser vakaları yüzde 18,  Aydın'da yüzde 42 arttı. 2014 yılında Türkiye'de yaşayan 747 kişiden 1 kişi, Aydın'da yaşayan 556 kişiden 1’i kanser tanısı ile kamu hastanelerine yatırıldı. Aydın'da kamu hastanelerine yatan kanserli hasta sayısı Türkiye ortalamasından yüzde 34 daha fazla gerçekleşti.

Yeni sondajlar için çalışmalar sürerken Aydın köylülerinin yeni sondajların yerleşim alanlarından, bağ, bahçe, tarla, yemişlik, zeytinlik, su havzalarından uzağa yapılması için verdiği sıkı mücadeleyi, çevrecilerin ve sağlıkçıların amansız mücadelesini de yarına bırakıyorum.

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR x
Beşiktaş evinde Başakşehir ile berabere kaldı
Beşiktaş evinde Başakşehir ile berabere kaldı
Melih Gökçek istifa tarihini açıkladı!
Melih Gökçek istifa tarihini açıkladı!