22 Mayıs 2012 Salı
29 Ocak 2012 Pazar

Fen öğretmeni (!) Eskişehirli şair Suat Çetiner Karşıyaka’ya yerleştikten sonra kendine Körfez’i dost bulmuş. Körfez’e anlatmış dertlerini, poyrazla lodos dinlemiş iç sıkıntılarını… Bulutlar arkadaşı, balıklar kankası olmuş… Karşıyaka böyle sarıp sarmalamış onu…
Suat öğretmen oğlu Buğra ve kızı Tuğba için gurur verici beş kitap yazmış. O yazmadan durur mu? Yeni şiirleri, hikâyeleri ve romanı hazırmış ama bu zamanda kolay değil bir matbaaya girip kitap bastırmak, her şey ateş pahası olmuş, tonla para gerekiyormuş…
Binbir olay atlatan, badireler aşan, isyan eden, başı öne eğilmeyen Eskişehirli şair öğretmen Suat Çetiner’in yolu döne dolaşa Karşıyaka’ya düşmüş. İyi, hoş… Suat Hoca Karşıyaka’yı pek sevmiş, ama ne var ki kimseyi tanımıyormuş, eşi dostu, komşusu bile yokmuş… Sıkılmış, bunalmış… Zor günler yaşamış, içi sıkıldı kime anlatacak derdini, kafası bozuldu kime söyleyecek derdini… İşte o günlerde kendine öyle bir arkadaş, öyle bir dost bulmuş ki, ne zaman istese onu dinliyormuş, ister gece yarısı, ister öğle vakti gidip onunla istediği kadar, saatlerce de olsa, günlerce de olsa o ona konuşurmuş, o da dinlermiş. Var mı böyle birisi diyeceksiniz? Var beyler var… Meğer, Suat Çetiner İzmir Körfezi’ni kendine arkadaş, dost edinmiş. Günümüzde bulunur mu böylesi? Kaprissiz, ukalalık etmeyen, kalbini size açan bir dost… Suat Bey o zor günlerini Körfez’le konuşa konuşa atlatmış… Oturmuş kıyısına, lodos patlasa da, bulutlar kararsa da, güneş kavursa da ne şiirler yazmış Körfez’e karşı, ne şiirler… Fısıldaşmış Körfez’le kimseler duymamış.
Suat Çetiner, Karşıyaka’ya gelmeden önce oğlu Buğra ve kızı Tuğba’ya yıllar geçse de onur duyacakları beş kitap yayınlamış. Buğra Muğla üniversitesi’nde Otel İşletmeciliği okuyormuş, kızı Tuğba ise Azerbaycan Bakü Konservatuarı’nda müzik bölümündeymiş… Önce “Sen ağlama öğretmenim”, ardından “Kış bitti”, “Bu şehrin mavisi”, “Bende kalan gülümseme” ve “Şairin rüyası” kitapları onun en büyük hazinesi, gururu… Burada biter mi, Suat Bey yazıyor da yazıyor… Şiirlerini bir dosya yapmış, yayınlayacak. Hikâyelerini hazırlamış, yayınlayacak. Romanını bile kolaylamış, yayınlayacak… Yayınlayacak da para lâzım diyor… Bugüne kadar yaptığı kitapları Eskişehir’de bastırmış. Ama artık herşey o kadar ateş pahası olmuş ki Suat Bey’i düşündürüyor… Yalnız bende öyle bir görüntü bıraktı ki Suat Hoca o ne yapar, ne eder o kitaplarını da yayınlar. Çünkü içi dışı bir, gönlü zengin, hayata gülümseyerek bakan biri…
Şiir kitaplarının pek satılmadığını herkes biliyor. Suat Çetiner de haldır haldır kitap satmak taraftarı değil. Onun niyeti ise yazdıklarını birileriyle paylaşmak, göstermek, üzerinde tartışmak… Yani şiirleriyle insanlar arasında iletişim kurmak… Suat Bey Karşıyaka’da iskelenin karşısında falan bir yerlerde küçük bir stand açıp orada gençlerle, yaşlılarla, şiir meraklılarıyla dertleşmek, şiir üzerine konuşmak istiyor sadece. Bu arada satarsa üç-beş de kitabını satabilir, doğal olarak… Bu izni almak için Karşıyaka Belediye’sine gittiğinde görevli kişi onun sadece kitaplarını satmak istediğini zannedip, hani lütfen kabilinden 10 tane alalım demiş. Rakama bakar mısınız? On adet, rakamla 10 adet… Koskoca Karşıyaka Belediyesi Kültür İşleri anlamamış Suat Bey’i… Oradan çıkarken gözyaşlarımı içime akıttım diyor…
Zabıta ise taaaa Mavişehir metro istasyonunu göstermiş, dalga geçer gibi. Gittim oraya, baktım diyor Suat Hoca, inlerle cinler top oynuyordu… Zabıta da anlamamış “iletişim” denen düşüncenin ne olduğunu… Yine hüsran olmuş Suat Çetiner’in girişimi…
Suat Bey’le bütünleşmiş bir defteri var. Biraz defterden öte… Kocaman bir Ece Ajandası onunla birlikte yaşıyor… Suat Bey’in duygularını taşıyor. O ağlarsa ağlıyor, o gülerse Ece Ajandası da gülüyormuş. Anlayacağınız, Suat Çetiner içinden gelen her şeyi oraya yazıyormuş. Kısa kısa şiirler, aklına birkaç kelime, günde üç sayfa romanının çatısı hepsi bu Ece Ajandası’nın içindeymiş. Suat Bey bilgisayarla yazmayı da mekanik buluyor, samimi ve sıcak olduğu için el yazısıyla çalışmayı seviyor. Tam bir öğretmene yakışan inci gibi yazısı var… Okunaklı, muntazam, titizce… O yazı bile Suat Bey’in görünüşünü yansıtıyor. Kendine baktığı belli, üstü başı da yazısı gibi muntazam…
Karşıyaka’ya ısındıktan sonra arkadaşlar edinmeye başlamış… Ne kadar ahbabı olursa olsun tabi Körfez adlı arkadaşını hiç terk etmemiş. Sıkıştığında yine ona koşuyormuş. Mesela, sesi güzel oldu için “Sultan-i yegah” adlı Türk Sanat Müziği Korosu’na katılmış. Orada da yavaş yavaş çevre edinmeye başlamış. Ama bakın o Ece Ajandası hep yanında ya, Koro dinlenmek için ara verdiğinde Suat Hoca bir kenarda yine ufak ufak karalarmış canı gibi bildiği defterine. Millet şaşırırmış ama ona göre de boş geçirdiği her dakika zarar gibi gelirmiş.
Suat Bey harbiden Atatürk hayranı. Kravatında çok şık bir Atatürk portresi var. Ceketinin mendil cebinde iki Atatürk rozeti taşıyor… Onun sevgisiyle büyümüş. Adını hiç ağzından düşürmemiş. Çocuklarına da aşılamış onun sevgisini. Atatürk ilkelerinden hiç taviz vermemiş. Ben yasalar çerçevesinde başımı dik tutarım, anlayana, isterlerse sürsünler, isterlerse maaşımı kessinler, isterlerse kıdemimle oynasınlar; hiç başımı eğmedim, bildiğim yolda, onun yolunda yürüdüm diyor…
Karşıyaka’da önceleri pek yalnız kalmıştı, içi sıkılmıştı demiştim ya, bakın o günlerde yaşadığı bir olay nasıl etkilemiş hayatını, geleceğe bakışı nasıl değişmiş. İskele’nin yanında bir kadın görmüş, yaşlı gibi, vücudu sakat gibi, gariban gibi biriymiş. O zavallı kadın küçük bir arabada çekirdek satıyormuş. Şöyle bir bakmış geçmiş, içinden Allah kolaylık versin, ekmek parası için insanlar neler yapıyor demiş. Belediye Korosu için gittiği bir gece o binada başka kurslar da varmış. Bir bakmış, o gariban kadın gelmiş resim kursuna katılıyor… Bu haliyle, bu kadıncağız sanatla da uğraşabiliyorsa, ben niye hayata asılmayayım diyerek derin bir nefes almış…
Suat Çetiner’in yüzlerce şiirinin arasından içimi yakan birkaç mısra cımbızladım. Görün duygusallığını, işitin satırlar arasından gelen sesi diye…
Bu gece
Bin acı davet ettim
Bin mutluluk habercisini kovdum huzurumdan
Bin volkan bacası titrettim hüznüm ile
Bin yıldızın doğumunda
Bütün gülleri
Bütün bülbülleri çağırdım soframa
Diyeceksiniz ki, şiirle, öyküyle, romanla bu kadar iç içe olan Suat öğretmen çocuklara ne öğretiyordu? Suat Bey Ankara Gazi Eğitim’in FKB Bölümünü bitirmiş. Yani Fen öğretmeniymiş… İnsanın içinde şu sanat kurdu kıpırdamaya başladı mı ne fen kalır, ne matematik… Suat Bey’i şiirle ilk haşır neşir eden ise teyzesinin oğlu Hasan Sertkaya olmuş. Kendisinden bir yaş büyük olan Hasan Sertkaya da şiir yazarmış, onun birikimine, kafa yapısına bayılan Suat Bey de böylece şiire başlamış. Hasan Bey Kütüphaneciliği bitirmiş. Şimdi ODTÜ’nün kütüphanesini yönetiyormuş. Aralarında dostlukla karışık bir rekabet başlamış, yarışma gibi birbirlerinin şiirlerini okur; o iyiydi, bu şöyleydi diye fikir alışverişi yaparlarmış. Güzel bir akrabalık ve dostluk örneği gibi… Keşke herkesin böyle bir arkadaşı olsa da hangi konusundaki gelişmesine yardımcı olsun.
“Körfez’le fısıldaşan adam” bu doğal dostuna öyle alışmış ki zaman zaman yine sahile gidip, bir banka oturup konuşurmuş poyrazla, lodosla, bulutlarla, balıklarla… Konuşur konuşur yine de kimseler duymazmış…
Biri beni dürttü
Çekirge öterek
Kertenkele kuyruğu ile sürtünerek
Domuzlar yol vermedi küfrederek
Alamadı kulak zarım havayı titreteni
Vivaldi çaldı.
Gümüldür ilçe olmak için müjde bekliyor
Kente yeni ilçe kazandırmak için kolları sıvayan Gümüldür Turizm ...
Koalisyon hükümetlerini mumla arar hale geldik
Kamu çalışanları konfederasyonları aldıkları kararla bugün çalışmayacak. Hükümetin memuru ...
Ay-yıldızlı gelin dünya 5. oldu
Ulusal ve uluslararası katıldığı her yarışmada Aydın ve ülkemizi ...