22 Mayıs 2012 Salı
05 Şubat 2012 Pazar

Hat ustası İsmail Öztürk ve tezhip sanatçısı Selin Uğur birlikte esrarlı bir dünya yaratıyor… Hat sanatını tamamlayan süslemeler ve minyatürler Selin’in incelerin incesi fırçasından güzellik olarak kâğıda dökülüyor… İsmail Hoca’nın kaleminden çıkan kelimeler lirik gönülleri titretiyor…
“Rabbi Yessir” duasını ve “Hilye-i Şerif”i hatasız yazarak “İcazet” alan İsmail Öztürk sanatını şimdi de Çanakkale Üniversitesi’nde öğrencilerine seve seve aktarıyor… Tezhipçi Selin Uğur ise küçücük çalışma odasında göz nuru dökerek bıkmadan güzellikler yaratıyor…
“Hat, her ne kadar maddi aletlerle meydana gelirse de o, ruha ait bir hendesedir” demişler… Bence hat sanatını pek güzel anlatan bir söz… Harfleri sevmeyen, harflere âşık olmayan bu sanatı yapamazmış. Harflerden oluşan kelimeleri blok haline getirip, onun içinden estetik bir anlayışa ulaşmak hiç de öyle göründüğü gibi bir olay değilmiş. İnsanın içinden gelen bir güç ancak bunu başarabilir… Hele sabır… Hele sabır… Gerçekten insanın sinirlerinin sapasağlam olması gerekir… Hat sanatı aslında öyle bir göz nuru gerektiriyormuş ki, sonu yok… Kimse yıllar yıllar geçe gece gündüz çalışsa bile öyle kasım kasım kasılıp “Ben hattat oldum” diyemezmiş. Hat üzerine çalışanlar şu sözü hiç unutmuyorlar. Hattın büyük ustası adının önünde “Reis-ül hattat” titri bulunan sanatının hakikaten piri olan Kamil Akdik son nefesinde “Yazıyı öğrenemeden gidiyorum” demiş…
Üstat Kamil Akdik’in bu mütevazı sözlerini öğrendikten sonra Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi’nde Öğretim Görevlisi olan İsmail Öztürk’le konuştum… İsmail Öztürk genç yaşına rağmen hattın günümüzdeki en önemli sanatçılarından. Bana bir yazısın gösterdi küçük dilimi yutacaktım. Nedense bu sanatı yapanlar gerçekten mütevazı oluyor… Levhayı ambalajından hiç önemli bir şey değilmiş gibi açtı, küçük dilimi yutacaktım. Böylesine estetik bir çalışma olur muydu? Düşündüm, kendini sanatçı sayanların pek çoğu gözümden paldır küldür düştü gitti… Bambaşka bir şeydi önümde duran çalışma, hele birbirini takip eden, yazıyla, harflerle bütünleşen hayali çizgileri gösterdiğinde dondum kaldım…
İsmail Öztürk’ün birlikte çalıştığı Selin Uğur da Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Enstitüsü Geleneksel Türk Sanatları Bölümü Tezhip Anasanat Dalında yüksek lisans yapıyormuş… Hat dediğimiz yazı kendi başına kalmıyormuş. Onun tezhip sanatıyla süslenmesi gerekiyormuş. Ancak bir eser böyle bütünleşiyormuş. İşte Yılmaz Hoca’nın o muhteşem yazılarını Selin Hanım tamamlıyormuş… Minyatür da çalışan Selin Uğur’la onun İsmet İnönü Sanat Merkezi’nde açtığı sergisinde tanışmıştım… İşin detayını bu kadar bilmiyordum… Yılmaz Öztürk’le, Selin Uğur’un birbirini tamamlayıcı eserleri muhteşemdi.
Sabır taşı olması gereken hat sanatçılarına İsmail Öztürk en baba örnek… Edremit Havranlı olan İsmail Bey İmam Hatip Lisesi’nin orta kısmındayken öğretmenleri onun el yazısını görünce şaşırmışlar. Müthiş güzel bir yazısı varmış. Böyle dikkati çektikten sonra İsmail Bey yazının üstüne daha fazla gitmeye başlamış, kendi yaptığı kesik uçlu kalemle denemeler yapmaya başlamış. Ancak İlahiyat Fakültesi’ne girdikten sonra Osmanlıca’yı öğrenip merakını daha da arttırmış. Ama ne yazık ki önünde örnekler olmasına rağmen bir rehber, bir öğretmen yokmuş. İnsan kendi kendine ne kadar yapabilir ki, üstelik hat sanatı öylesine hassas bir çalışmamış ki en ufak bir hata olmaması gerekiyormuş. Ufak bir çizgi, bir fazla nokta anlamı değiştirirmiş. İsmail Öztürk bakmış böyle olmuyor. Hattat Hasan Çelebi’den ders almaya karar vermiş. Hocası ödev vermiş, senin buralara gelmene gerek yok ben sana düzeltir yollarım, hatanı görür düzeltirsin gibi laflar etmiş. Delikanlı İsmail tam üç ay cevabın gelmesini beklemiş. Hergün askerlikteki gibi postacıyı bekler, hocasından gelecek mektubu beklermiş.
Daha sonra devamlı ve yüz yüze çalışacağı bir hoca aramaya başlamış. Konya’da Hüseyin Öksüz Bey’i bulmuş. İzmir’den geceyarısı otobüse binip sabah Konya’da öğretmenin önünde 10’da bulunuyormuş. İlk ödevi verip arkadaşlarının gelmesini beklermiş. Hoca düzeltmeler yaparken son öğrencinin ödevine kadar beklermiş. İşte bu iş böyle azimle oluyor, en küçük bir ihmal kabul etmiyormuş. Konya’da ders bittikten sonra doğru otobüsle İzmir’e hareket edermiş. Çünkü ertesi sabah da İlahiyat Fakültesi’nde de ilk derse yetişmesi gerekiyormuş. İnsanda nefes kalmaz bu gidip gelmeler. Tam 2,5 yıl sürmüş bu gidiş gelişler… İsmail Öztürk’ün başarısının nereden geldiğini böylece anlamış oldum…
Bu cansiperane çalışmanın sonunda “Rabbi yessir” duası ödev olarak verilirmiş. Amaç bu kısa ama anlamlı duayı düzgün, hatasız yazmakmış. Ama hocaların bu duayı ödev olarak vermelerinin belki de asıl amacı onun içeriği galiba dua “Rabbim işimi kolaylaştır, güçleştirme, Rabbim bu işi hayırla tamamla!” anlamına geliyormuş… Benim diyen hattat bu duayı 1,5 yılda falan ancak yazarmış. İsmail Öztürk 7-8 ayda mükemmel şekilde yazınca “İcazet” almış. “İcazet” malum izin demek, ama burada hat üstadı “İzin verdim, Filanca öğrencim artık eserlerinin altına imzasını atabilir” demek istermiş. Bundan sonra artık gerçek hattat olunurmuş. İsmail Öztürk 2003 Mart’ında icazet almış. Ayrıca hattat adayından son olarak bir “Hilye-i Şerif”i 40 kere yazması istenirmiş. Peygamberin sıfatlarını anlatan manzum veya nesir halindeki yazılara, kitaplara ve tablolara “Hilye-i Şerif” denilir. Bu daraca hassas bir levha da nacak 40 kere tekrarlanırsa hatasız olurmuş. Ama İsmail Öztürk’ün 20. yazışında hocası tamam fazlasına gerek yok, mükemmel oldu demiş. “İcazet” alan hattat önce hocasından gördüğü tarzı işlermiş, zaman geçtikten sonra kendi yolunu bulup ona göre çalışırmış.
İslam Tarihi ve Sanatları Bölümü'nde yüksek lisansını tamamlayıp, aynı bölümde doktora öğrenimine devam eden İsmal Öztürk, Selin Uğur’la çalışmaktan pek mutlu. Belli ki birlikteliklerinden muhteşem eserler ortaya çıkıyor. Şimdi, gelelim Selin Hanım’ın çalışmalarına bir göz atalım, dedim tüylerim ürperdi… Aman Allah’ım o ne titizliktir öyle, ben olsam bu kadar sıkıntıya gelemem, içime hafakanlar basar. Selin Uğur ise hayatından memnun o tezhip çalışmasına bir dalıyor, bir türlü çıkamıyor. Selin Hanım’ın gözlerini düşündüm bir an, herhalde çok güçlüydü, mini mini çiçekler, dallar, yapraklar, böcekler falan kolay yapılmıyordu. Elinde incenin incesi bir fırça ve altın karışımı boyası çalışıyor da çalışıyor… Bütün amacı en güzeline ulaşmak. Zaten birbirini tamamlayan hat ve tezhip sanatı eskiden elle yazılan Kuran’a duyulan saygıdan doğmuş. Kuran’ı yazan ve süsleyen ustalar işlerinin hatasız olması için bütün bu titizliği gösterirmiş.
İzmirli Selin Uğur Lise öğrenimini İç Mekan Tasarım bölümünde tamamladı. Yani süsleme işine orada başlamış. Bakmış ki eli bu işlere yatkın Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Geleneksel Türk Sanatları Bölümü Tezhip Anasanat Dalında okumuş. Restorasyon stajını Ödemiş Birgi Köyü’nde Derviş Ağa Camisi rölöve, restitüsyon ve kalem işi çalışmaları yaparak bitirmiş. Küçücük çalışma odasında güzellikler yaratmaya çalışıyor… Selin Uğur da İsmail Bey’le çalışmaktan mutlu… Sergilerini birlikte açıyorlar. İsmail Hoca’nın tecrübesi ona da geçiyor… İki çılgın sanatçı sabır içinde, harflerin aşkıyla, minyatürlerin esrarlı dünyasına dalıp dalıp gidiyorlar… Belli ki o harflere âşık iki sabır taşının eserleri gün gelecek tarihe geçecek, yeni hat meraklılarına, öğrencilerine ışık tutacak…
Gümüldür ilçe olmak için müjde bekliyor
Kente yeni ilçe kazandırmak için kolları sıvayan Gümüldür Turizm ...
Koalisyon hükümetlerini mumla arar hale geldik
Kamu çalışanları konfederasyonları aldıkları kararla bugün çalışmayacak. Hükümetin memuru ...
Ay-yıldızlı gelin dünya 5. oldu
Ulusal ve uluslararası katıldığı her yarışmada Aydın ve ülkemizi ...