22 Mayıs 2012 Salı
12 Şubat 2012 Pazar

Zalim “Türk kızı” Turandot’tur, onu yöneten çılgın da Aytaç Manizade’dir… Turandot operasının genel provasını Aytaç Manizade ile birlikte izledim. Aytaç Hanım genel provada bir dakika yerinde duramadı. Onun harcadığı enerji inanılmazdı. “Çılgın” olmak zorundaydı. Sahnede iki yüz ellinin üzerinde dansçı, oyuncu, operacı, koro vardı… Bütün bunları yöneten birer kişi vardı, ama hepsini birden gören, operanın üstünün üstünde olan biri ise Aytaç Manizade’ydi. Turandot operasının başarısı veya rezilliği onun üzerindeydi. Tabi ki mükemmel olması için uğraşıyordu, günlerdir uyumamıştı… İçi içini yiyordu… Heyecandan bayılacak gibiydi…
Ahmed Adnan Saygun Sanat Merkezi’ndeki (AASSM) genel provada hemen yanında ben oturuyordum. Aytaç Hanım kurmayları da etrafındaydı… Sağında kostümleri yaratan sessiz dev sanatçı Gülay Korkut vardı. Ön sırada İzmir’in gururu koreograf Uğur Seyrek oturuyordu. Arka sırasında ise büyük yetenek ışık tasarımcısı Müfit Özbek hazır bekliyordu… Prova başlamadan önce AASSM’de tam bir kargaşa vardı. Nereden geldiği belli olmayan bir takım kadınlar alay-ı vâlâ ile gelip istediği yere oturmuştu. Pek de güzel yerleşmişlerdi… Prova’nın tam disiplin içinde saat 6’da başlamasına üç-beş dakika kala Aytaç Hanım ilk müdahalesini yaptı. İlk 10 sıra boşaltılacaktı… Emir en tepedendi, zaten operanın bütün görevlilerinin gözü Aytaç Manizade’nin üstündeydi, öl dese ölecek gibiydiler… Hemen 10 sıra boşaltıldı. “Sahneye fırlayıp müdahale etmem gerekir” diyerek sağındaki koltukları da boşalttırdı. Prova için her şey hazırdı. Işıklar karardı, büyük sınav başladı…
Puccini’nin “Turandot” operasının İzmir prömiyeri için bütün sorumluluk Aytaç Manizade’nin üzerindeydi ya, bakın o nelerle uğraşıyordu. “Merhaba”nın ardından sinir içinde olduğunu gördüm. Sanatı, estetiği, yönetimi falan bir kenara bırakmıştı. Dekorun içindeki merdivenle uğraşıyordu. Oyunda önemli bir fonksiyonu olan merdivenin hidroliği bozulmuştu, sahnede çekiç sesleri arasına bir takım adamlar merdiveni düzeltmeye çalışıyordu. Bu arada hidroliği çalıştıracak akünün boşaldığı söylendi. Yıkılmıştı Aytaç Hanım… Neyse ki, o günlük için pratik bir çözüm bulunmuştu… Prömiyer için Allah büyüktü, yapılırdı nasıl olsa…
Aytaç Hanım Turandot’un büyük yükünü kaldıran bale sahneleri geldiğinde fısıl fısıl içinden gelen cümlelerle hep Uğur Seyrek’e teşekkür ediyordu… Aynen “Uğurcum sen bir harikasın” diyordu. Gerçekten Uğur Seyrek’in koreografisi inanılmazdı… Bir dans sahnesi bu kadar mı keyifle seyredilirdi… Uğur Seyrek’le iki kez röportaj yaptım, onun kendi bölümünün provalarında pek bir şey yapmıyor gibi görürdüm. Sonra oyun başlar, dansların ilk adımları atılır, işte o zaman bu Uğur Bey bir sihirbaz mıdır nedir derdim içimden, Hayran hayran onun eserini seyrederdim. Yine öyle oldu o mütevazı adam harikalar yaratmıştı… Uğur Seyrek için bir ara Aytaç Hanım kulağıma eğildi, “İnsanın güvendiği birinden destek alması gerekiyor, onun için Uğur’a bayılıyorum, ondan güç alıyorum” dedi…
Arkamızda oturan ışık tasarımcısı Müfit Özbek operanın en önemli kişilerinden biri… Işıklarıyla isterse operayı batırır, isterse havalara uçurur bir yetenek… Ama prova boyunca en çok da Aytaç Hanım’ın uyarılarına o maruz kaldı… Baktım hep saniyelerle çalışıyorlar. Müfit Bey’in elinde telsizi etraftaki elemanlarına Aytaç Hanım’dan altığı talimatları bildiriyordu. Onun da kulağı rejisördeydi, şu ışığı azalt sahneyi öldürüyor, şu ışığı azar azar arttır koronun yüzleri görünmüyor gibi şeyleri yerine getiriyor, önündeki kâğıtlarına not alıyordu ki prömiyerde bir arıza olmasın diye… Uğur Seyrek bile yeri geldiğinde “Müfit, 10 saniye sonra gir, bırak bisikletler kendi ışığında gitsin” diye bağırıyordu… Herkesin ortak bir hedefi vardı, Turandot mükemmel oynanacaktı, İzmir’in gururu olacaktı…
AASSM’ye operanın tatlı bir kokusu sinmişti. Öyle bir tatlı telaş vardı ki şaşarsınız. Çinli kılığında insanlar ortalıkta zaman tünelinden çıkmış gibi aramızda dolaşıyordu. Birkaç Çinli (!) sohbet ediyor, biri elma yiyor, kimi cep telefonuna dalmış, bazısı makyajını düzeltiyor… Çocuk korosu ise ortalıkta nazar boncuğu sayılırcasına ilk sahne tecrübesini yaşayacak, ama o günün ciddiyetiyle usul usul sıralarının gelmesini bekliyordu.
Aytaç Manizade, Müfit Bey’e devamlı şunu yap, bunu yap diye söylenirken ikinci perdenin sonu gelmişti. Aytaç Hanım koltuğunda kendinden geçmiş sahnenin finalini bekliyor, içinden dua edercesine bir şeyler fısıldıyordu, dünyayı unutmuştu. Bale yere çökmüştü, arkasına döndü “Sıfır ışık” diye bağırdı ve sahne baleyle birlikte kapkara oldu. Yanımdan öyle bir “Ohhhh” sesi geldi ki “Şükürler olsun, harikaydı” dedi içinden gelerek… Öyle bir rahatlamıştı ki, yüzü gülmeye başladı… Boş kalamıyordu Aytaç Hanım, “Müfit, prova ışıklarını yak kimse sahneden düşmesin” diye söyledikten sonra yine etrafı sarılmıştı. Herkes bir şeyler soruyordu, kimini uyarıyor, kimini övüyordu…
Eski Çin’le, yeni Çin’i canlandıran dekor etkileyiciydi, kusursuzdu. O kocaman yuvarlak, somunlarla birbirine tutturmuş gibi görünen sanayi sembolü ve onun içinde zaman zaman açılıp kapanan çelik görünümlü kapı amacına ulaşmıştı…
Aytül Büyüksaraç aryasını söylerken arkasındaki üzerindeki sarı dragon işlenmiş yeşil örtü bir türlü kendini gösteremiyordu, yerde kıvrılıp kalmıştı. Tez canlı Aytaç Hanım yerinden fırlayıp sahneye çıktı ve Aytül Hanım’ın eteğini düzeltip yanıma döndüğünde “İşte rejisörün görevi, ben sadece işimi yaptım” dedi… Bir kere daha hayran olmuştum.
Kostümleri yapan Gülay Korkut’u gören onu tebrik ediyordu… Belli ki çok göz nuru vardı kıyafetlerdin üzerinde… Ama prova sırasında Gülay Hanım da sürekli not almak zorunda kaldı… Aytaç Hanım Tevfik Rodos’un yaka kürkünün çıkarılmasını istedi, bazı oyuncuların eteklerinin çok uzun olduğunu kısaltılmasını istedi, Aytül Büyüksaraç için uzun sallantılı küpelerin gerektiğini söyledi… Detaya bakar mısınız, o uzun küpeler Aytül Hanımın yüzünü inceltecekmiş ve boşta kalan boynunu dolduracakmış. Pes… Kostümler için Gülay Hanım o karanlıkta küçük bir lambası olan not defteri kullanıyordu… Ben bu yazı için aldığım notları ise o karanlıkta zar zor yazıyordum. İşi bilmek gerek dedim…
Böyle disiplin içinde geçen provadan sonra Aytaç Manizade biraz olsun rahatlamıştı. Operanın büyük bölümü başarılıydı. Geriye küçük küçük ayrıntılar kalmıştı. Onlar da usta rejisörün elinde kolayca düzelirdi artık. Turandot’u düşünmekten günlerdir uyumayan Aytaç Hanım’dan ayrılırken anladım ki o gece rahat bir uyku çekecekti…
Gümüldür ilçe olmak için müjde bekliyor
Kente yeni ilçe kazandırmak için kolları sıvayan Gümüldür Turizm ...
Koalisyon hükümetlerini mumla arar hale geldik
Kamu çalışanları konfederasyonları aldıkları kararla bugün çalışmayacak. Hükümetin memuru ...
Online alışverişe “Hollanda” sistemi
Maliye Bakanı Mehmet Şimşek hükümetin kayıtdışı ekonomi ile mücadelede ...