Yenigün ön seçime başladı

Ertuğrul AKSOYDAN

Ertuğrul AKSOYDAN

Yerel Yönetimlerde kuvvetler ayrılığı sorunu

01 Şubat 2013 Cuma

“Plan onama yetkisi kimde olmalıdır?” başlıklı, bir önceki köşe yazım üzerinde bir dostumla konuşurken, “Neden bu işler bu noktaya geliyor?” sorusunun altındaki ‘idari yapılanma’ konusu gündeme geldi.

Yani “merkezi iktidarda var olan kuvvetler ayrılığı, ‘yasama, yürütme ve yargı erkinin tek elde toplanmaması’ durumu yerel yönetimlerde nasıl işliyor” konusu…

Merkezi iktidarın ve kuvvetler ayrılığının tam karşılığı olmamakla birlikte, yereldeki iktidarın ‘Başkan, belediye meclisi ve belediye encümeni’ üçgenindeki oluşum ve gelişim sürecine bir göz atalım mı?

Bunun için de, örneğin, ‘biat kültüründen tamamen uzak olduğumuzu her fırsatta dile getirdiğimiz partimizin, 2009 yerel seçimlerine hazırlanış sürecinden başlayalım. Sizleri sıkmamaya da özen göstererek konuyu anlatmaya çalışalım.

Dönemin ‘mevcut’ Büyükşehir Belediye Başkanı ve yeniden adayı, öncelikle hangi ilçede kimin belediye başkan olacağına karar verir ve kararlaştırılan liste genel merkezce açıklanır. Buradaki kıstasların ne olduğunu sanıyorum hepimiz az-çok biliyoruz…

Bundan sonraki aşama, Büyükşehir adayının belirlediği ilçe belediye başkan adayı ve yine büyükşehir başkan adayının ‘daha da önce belirlediği’ partinin ilçe başkanı ile toplanıp, belediye ve il genel meclisi üyesi adaylarını belirlemektir. Karışık mı oldu? Tekrar okuyun lütfen.

Peki, meclis üyesi adaylarını belirlemedeki kriterler nelerdir sizce?

1-Büyükşehir adayının tanıdığı ve eşi-dostu, Büyükşehir’e gidebilecek sıralara yazılır.

2-İlçe belediye başkan adayının tanıdığı ve eşi-dostu.

3-Parti ilçe başkanının tanıdığı ve eşi-dostu.

4-Genel merkezden ya da bazı milletvekili veya ‘hatırlı’ kişilerin verdiği isimler.

 

Listeye ‘girememek’ için gerekli koşullar nedir peki?

1-Daha önce meclis üyeliği yapmış, önüne gelen her şeye imza atmamış, elini kaldırıp oy vermemiş, sorun çıkarmış olmak.

2-İyi bir öğrenim görmüş ve ‘öğrenimini gördüğü konunun duruşuna uygun’ hareket etme riski taşıyan kişiler. (Örneğin diyelim ki hukuk okumuşsunuz ve bir hukukçu gibi dik duruş sergileme riskiniz var. O zaman siz uygun kişi olmayabilirsiniz.)

3-İzmir’in o gerçek aydın, demokrat, yüzü batıya dönük insanı olmak. Yani, bir başka deyişle, Doğu, Güneydoğu veya Karadeniz’deki vilayetlerden birinden ‘gelmiyor’ olmak!

Bu şekilde seçime gidilir ve seçim kazanıldıktan sonra ikinci evre başlar:

Meclis oluşmuştur ama o meclis içinden bir ‘encümen’ seçilmesi gerekmektedir. Buradaki durum hiç kolay değildir. Çünkü encümenin hem iyi-kötü bir maaşı vardır, hem de iyi kötü bakanlar kurulu tarzı birçok karar orada alınmakta, parasal işlere, ödemelere ve daha birçok şeye karar verilmektedir. Adeta bir ‘mini uygulamacı meclistir.’

3030 sayılı yasada, Büyükşehir Encümeninde sadece bürokratlar ve belediye başkanı vardı. Oysa 2004 yılında çıkarılan yeni yasayla, hem bürokratlar, hem de siyasiler yer almaya başladı Büyükşehir Encümeni’nde.

Yine geçtiğimiz dönemden bir örnekle, uygulamanın nasıl yapıldığına dair, sizlere ışık tutmaya çalışalım: 2004 yılında Büyükşehir Encümeninde meclis üyelerinin de yer almasını içeren yasa çıktığında, Aziz Başkan tarafından bu encümene beş kişi seçilmişti. Bunların dördü ilk ve orta dereceli okullardan, biri de üniversiteden mezundu. Coğrafi dağılım olarak ise, dördü Tuncelili, biri de Rizeli idi seçilen beş encümen üyesinin.

Sakın yanlış anlaşılmasın, derdim bölgecilik yapmak filan değil. Sadece İzmir siyasetinin durumuna dikkatinizi çekmek istedim. Ayrıca belediye encümenlerinin görevlerini okursanız, bunun ne kadar zor ve uzmanlık gerektiren bir görev olduğunu daha iyi anlarsınız!

Encümene her ne kadar belediyelerin ‘bakanlar kurulu’ olarak bakılıp, özellikle muhalefet meclis üyeleri buraya alınmasa da, aslında durum tam olarak böyle değildir. Çünkü bakanlar kurulu bir partiye mensup siyasi üyelerden oluşmakta, oysa belediye encümeninde, 657 sayılı devlet memurları kanununa tabi birim amirleri de görev yapmaktadır. İşin en zor kısmı da orada başlar zaten. Encümen adeta siyasi otoritenin tekeli altındadır. Meclis listelerine yazılırken bir ‘biat’ elemesinden geçirilen meclis, encümene seçilirken bir kez daha damıtılır ve ‘çifte damıtılmış’ - sizi sıkmamak için eğlenceli anlatmaya çalışıyorum- ‘twodistilled’ tekniği kullanılarak, önüne gelen her şeyi imzalayacak meclis üyelerinden seçilmeye çalışılır. Bürokrat üyeler ise, ‘koltuğu korumak’ ve ‘mahkemelere düşmemek’ ikilemi arasında gidip gelirler.

Bir yeni durum ise, eskiden encümene hangi birim amirlerinin katılacağı belli iken, AKP iktidarı bir ileri demokrasi hamlesi daha gerçekleştirmiş, ‘hangi daire amirlerinin encümene gireceği’ konusunu başkanlara bırakmıştır. Buradaki amaç, örneğin dik başlı bir imar müdürünüz varsa, yatırımcının önünü açmama riski taşıyorsa, “bu adam encümende sorun çıkarabilir” riskini düşünüp, onu encümen dışında tutmak, böylece “bürokratın da en bir özünü, damıtılmışını” encümende değerlendirmektir!

Olur olmaz her şeye itiraz eden partili belediye başkanlarımızın, bu konularda herhangi bir itirazda bulunduğunu hiç duydunuz mu?

İşte böyle sevgili okurlar. Daha en baştan yanlış başlayan sistem, kendi içinde kralını da, askerini de, kültürünü de yaratıyor. Sistem buna izin verdiği sürece, sizin hangi partide görev yaptığınız, ya da kim olduğunuzun ne önemi var?

AKP’de de olsanız, CHP’de de olsanız hatta Y-CHP’de de olsanız sistem bu ve bu sistem sizi hep aynı sonuca götürür: Bilgisi, birikimi olmayan, sormayan, öğrenmeyen, sorgulamayan, danışmayan ‘tek adam’ yönetimine!

Yani sizin adınızın başındaki …… Partisi bir sembolden ibaret kalıyor aslında.

Aksini iddia eden bir başkan ya da meclis üyesi çıkarsa, istediği yerde bunları tartışmaya hazırım.

Üstelik partisi mühim değil!

Sonuç Olarak: Belediye Başkanını ve onun icraatlarını, harcamalarını denetlemekle görevli olan meclis ve encümen gibi kurumlar, tam tersine belediye başkanının denetiminde ve emrinde olan kurumlara dönüşür.

Yine son yasayla çıkarılan, her yıl meclis içinden seçilen denetim komisyonu da aynı prensiple seçilmekte, 45 günlük hakkı huzur alınarak hazırlanan rapor, “Böyle düzgün çalışan bir belediye görülmedi. Helal olsun.” şeklinde bitmektedir.

Çünkü yasaları istediğiniz kadar değiştirip, en modern hale getirin, onu uygulayan zihniyet hep aynı olduğu sürece değişen bir şey olmamaktadır.

Not: Yılmaz Büyükerşen hocamızın arkasındayız. Anadolu’nun bozkırında yarattığı dünya kentinin ve yerel yönetim anlayışının hayranıyız. Hiçbir çamurun onda iz bırakmayacağına inancımız tamdır…

Birkaç ay önce, Yenigün Gazetesi yazarlarının belediyeleri değerlendirdiği toplantıda, oybirliği ile ‘İzmir’de de böyle bir aday olmalı.” sonucu çıkması, sanıyorum duygularımızı anlatmak için anlamlıdır…