Mustafa GÜRKAN

Mustafa GÜRKAN

Avustralya'da yaşam...

10 Şubat 2013 Pazar

Oğlum Deniz'le birlikte, eğer para ve zaman bulabilirsek her yıl bir ülkeyi ziyaret etmeye çalışıyoruz. Gideceğimiz ülkeyi Deniz seçer, seyahat planını ben yaparım. Şubat ayında güney yarım kürede yaz olduğu için Avustralya yollarına düştük. Avustralya, Türkiye'yle arasında 9 saat zaman farkı olan bir ülke.Yani biz burda kahvaltı yaparken, onlar akşam yemeği yiyorlar. Uçakla yaklaşık havada 19 saatlik bir yolculukla ulaşabiliyorsunuz. Şu anda Türkiye'den direkt uçan bir havayolu yok. Mutlaka bir aktarma yapmak gerekiyor.

Dünyada, toprak bakımından Rusya, Kanada, Çin, ABD ve Brazilya'dan sonra 6. en büyük ülke. Avustralya, dünyanın en büyük adası ve en küçük kıtası. 8.600.000 km2'lik yüzölçümünde, 20 milyon civarında insan yaşamakta. Yüzölçümü Türkiye'nin 10 katından büyük olmasına karşın, Türkiye'nin dörtte biri kadar bir popülasyonu var. Buradan, tarım ürünlerinin fiyatlarının düşük, hayatın ucuz olduğunu sakın düşünmeyin. Türkiye'yle karşılaştırırsanız hayat biraz pahalı. Pazarda 1 kilo domotes 4 dolar. Elmanın fiyatı cinsine göre 5 dolar civarında değişiyor. Kiraz 15 dolar. Dana eti 12 dolar. Tabii ki bu Avustralya doları ABD dolarından biraz yüksek. 1 Avustralya doları yaklaşık 2 TL. Taksiyle yakın bir mesafe 10 dolar tutuyor. Opera biletleri 100 doların üzerinde. Darling Harbour'daki bir restoranda 80 dolara iki kişilik bir akşam yemeği yiyebilirsiniz. 2 odalı bir evin kirası 700 dolardan başlıyor, tabii ki Çin mahallesinde!

Avustralya'yı ilk keşfedenler 1600'lü yıllarda Hollandalılar olmasına rağmen; yerleşim yeri, mülki ilişkiler ve sömürgeci bir sistem kurmamışlar. 1700'lü yıllarda İngilizler adayı kontrol altına almış. İlk olarak mahkum ve suçluları buraya göndermişler. Onları tarım, sanayi ve madencilik alanında çalıştırmışlar. Bu yüzden sosyal hayatta İngiliz etkisini sürekli hissediyorsunuz. Trafik soldan işliyor, İngiltere'deki gibi. Elektrik sistemi de aynı. Hatta başkent Sidney'de bir Hyde Park bile var. Londra'daki Hyde Park'ın benzeri. Ancak Avustralya ve İngiltere arasındaki son yasal bağ, 1986 yılında "Avustralya akti" ile sona ermiş. Buna rağmen Avustralyalı seçmenler 1999'daki referandumda % 55 çoğunlukla cumhuriyet yönetimine geçmeyi reddetmişler. Bugün ülke halen sembolik olarak Kraliçe ll. Elizabeth'e bağlı, anayasal monarşi altında, parlamenter bir sistemle yönetilmekte.

Başkenti Sidney, dünya olimpiyatlarına 2000 yılında ev sahipliği yapmış. Sidney'de, yaklasık 4 milyon insan yaşıyor. Türkiye'dekinin aksine, koşuşturmadan uzak, sakin bir günlük hayat var. Trafikte bir korna sesine rastlamak pek mümkün değil. Her şey planlı ve zamanında yapılıyor. Tabii ki bizler doğaçlama yaşamaya alıştığımız için, biraz sorun yaşıyoruz. Çoğu işyeri ve hatta alışveriş merkezleri haftanın belli günleri açık. Bizim gibi pazartesi veya salı günü Paddy's Market'a giderseniz, geri dönersiniz. Çünkü pazartesi ve salı kapalı. Hadi akşam üstü uğrayalım derseniz, yine eliniz boş dönüyorsunuz. Çünkü saat 10.00 ile 18.00 arasında hizmet veriyor. Paddy's Market, içinde hiper marketi ve yüzlerce markaya ait mağazaların bulunduğu dev bir alışveriş merkezi.

Avustralya'da 40 bin Türk yaşıyor. 1967 yılında Türkiye ile Avustralya arasında yapılan göç anlaşması sonucu, 1990'lara kadar Türk nüfusu 160 binlere dayanmış. Ancak aradığını bulamayanların geri göçüyle bu rakan 40 binlere düşmüş durumda. Türkler döner ve gözlemeyi sevdirmişler ada halkına. Hemen heryerde dönerci ve gözlemeciye rastlamanız mümkün. Avustralyalıların göçmenlere yaklaşımı Avrupa'dan farklı. Olumlu ve yapıcı bir sosyalleşmeden bahsetmek mümkün.

Bir gün Avustralya'ya yolunuz düşerse, Sidney'deki National Maritime Museum'u ziyaret etmelisiniz mutlaka. Çünkü bu müzenin önündeki limanda demirli bir savaş gemisi de ziyaretçilere açık. Bu savaş gemisinin içindeki torpido ateşleme bölümü ve upuzun LPG tüpünü andıran torpidolar ve üst bölümündeki top atış ekipmanları insanı ürkütüyor. Gemiyi yarım günde ancak dolaşabilirsiniz. Oldukça büyük. Geminin dışı da, içi de pırıl pırıl. Makina, motor ekipmanları bile yeni gibi. Oysa yüz yaşına yakın ve kullanılmayan bir gemi. Geminin her bölümünde bir görevli var, gemiyi anlatıyorlar. En son çıkarken geminin bir yaşam haritası gözümüze çarpıyor. Burada geminin 1917 yılında Akdeniz'e ve Greece'e gittiği yazılı. Hemen soruyoruz, ne işi vardı oralarda diye? Görevli bize nereli olduğumuzu soruyor. Türk olduğumuzu öğrenince Avustralya'nın, İngiltere'nin isteğiyle 1. Dünya savaşına katıldığını anlatıyor. Donanmaya ait 3 gemi Yeni Zellanda ve Avustralya'ya ait askeri gücü ve Anzakları getiriyor Çanakkale'ye. 1. ve 2. Savaş Gemisi Türk Ordusu tarafından Çanakkale'de batırılıyor. Üzerinde dolaştığımız bu gemi de 3.sü. Bu gemi kaçıyor ve Avustralya'ya geri dönüyor. Üzülür müsün, övünür müsün... İnsan, inkilap tarihi dersinde ezberletilen yakın siyasi tarihin ne kadar çetin geçtiğini ve acılarla dolu olduğunu yüreğinde hissediyor. O dönemin olanaklarıyla bu gemiyi batırmak gerçekten üstün inanç ve cesaretin sonucu olmalı.

Dünyada sadece Avustralya'da yaşayan Ornitorenk'lerden de kısaca bahsetmek istiyorum. Ornitorenk'ler yaklaşık kedi büyüklüğünde bir hayvan. Hem karada hem suda yaşayabilen bir amfibyon. Ama en önemli özelliği hem memeli olması, hem de yumurtlaması. Doğada yumurtlayan tek memeli diyebiliriz. Karanlık ortamı seviyor.

Tek pençesiyle bir insanı öldürebilen, Casuarlar da sadece Avustralya'da yaşıyor. Hindinin biraz büyüğü gibi duruyor. Muhteşem renkli boynu ve ibiğini, kafasındaki kemik çıkıntı tamamlıyor. Yumurtlayarak çoğalan Casuarlar, kanatlı modern dinozorları andırıyor. Sidney'den 2 saat mesafedeki iç bölgede süzülen Blue Mountain dağlarında, Casuarlara rastlamak mümkün.

Yine Avustralya'ya özgü, günde 22 saat uyuyup, iki saat beslenme için uyanan sevimli kualalardan bahsetmeyeceğim. Yine anavatanı Avusturalya olan dikenli karıncayiyenler familyasına ait bir memeli olan Ekidneleri anlatmayacağım. Çünkü börtü böcek yazıyorsun diyerek beni eleştiren okuyucularım var. Onları sıkmak istemiyorum.

Ama Avustralya deyince şunu anlatmadan geçemeyeceğim: Sidney'de Dingo'nun ahırını gördüm! Evet son derece düzenli ve çok sıkı korunan bir ahır burası. Çünkü Dingo'lar, sadece Avustralya'da yaşayan vahşi köpekler. Halen evcilleştirilememiş olan dingolar, sürüler halinde avlanan et obur hayvanlar. Bir kurt büyüklüğündeki dingolar, Avustralya'daki yaban hayatındaki hakimiyetlerini halen sürdürüyorlar ve çok tehlikeliler.

Sidney'de şehir hayatı ise insana dönük. Dünyaca ünlü, Sidney Opera Evi'nde bir gösteri seyretmek için, biletleri en az 10 gün öncesinden almalısınız. Çünkü tükeniyor. Kişi başı 100 doların altında bir gösteri bulamazsınız. Kırmızı halı serili salonların lobisinde şampanya içebilirsiniz. En az 50 kişilik bir kadronun hazırladığı opera gösterisi genelde İtalyanca eserlerden seçiliyor. Ama İngilizce çeviri yapılıyor. Biribirinden şık ve klasik giyimli izleyicilerin yaş ortlaması 59. Neden bu kadar net rakam veriyorum; çünkü 1000 kişilik salonda 60 yaşın altında sadece bir kaç kişi görebildim! Circular Quay denilen liman bölgesine kurulu opera binasının hem dışı, hem salonlarındaki o mistizim oldukça etkileyici! "Böyle bir dünya da var mıymış" dedirtiyor insana.

Çıkışta, Circular Quay Limanı üzerindeki bir restoranda yer bulabilirseniz, kendinizi birazcık şımartabilirsiniz. Risottoyla servis edilen, orta pişmiş kanguru etini tavsiye ederim. Kangru eti yeniyor. Ve hemen hemen tüm et restoranların menüsünde bulunuyor. Bizdeki keçi etine benzeyen bir tadı var. Ancak garsonlar ısrarla az pişmiş getirmeyi tavsiye ediyorlar. Çünkü kangru çok kaslı bir hayvan ve eti çok sert. Yanında da Batı Avustralya'nın soğuk ikliminde yetiştirilen üzümünlerden yapılmış Pinot Noir şarabını mutlaka denemelisiniz. Şarabınızı yudumlarken limanda spor yapan, elele dolaşan mutlu insanları ve denizde seyreden tekneleri seyredebilirsiniz.