İBB davasında gerçekler ve özel hayatın kutsallığı!
Birol KESKİN

Birol KESKİN

İBB davasında gerçekler ve özel hayatın kutsallığı!

07 Ekim 2017 - 11:48

İBB davasında gerçekler ve  özel hayatın kutsallığı!

Beraatle sonuçlanan İBB çete davasının gerekçeli kararından ortaya çıkan gerçekleri aktarmak, yıllardır kamuoyunu meşgul eden böylesine önemli bir davada eğer kalmışsa kafalardaki mefhumları açıklığa kavuşturmak açısından önemli bir gazetecilik görevidir.

Ortaya çıkan gerçeklerden biri de İBB’nin Ramazan etkinliklerinden yargılandığıdır.

Müslümanların kutsal kabul ettikleri ve dini inanışlarına göre bir ay oruç tuttukları Ramazan ayında halkın tercihi ile yönetime gelmiş belediye yetkililerinin halkın talebi doğrultusunda yapılacak konser etkinliklerine yer vermesi kadar doğal bir şey olamaz.

Ramazan ayında ne konseri verilmesi gerekiyordu?

Belediye 3 adet fasıl konseri verdi diye yargılanmış! Karardan ilgili bölüm şöyle:

“Ayrıca, bu eylemde iddianame konusu yapılan ihale ile 6 adet Türk Sanat Müziği konserinden 5'i gerçekleştirilmiş, ancak 6.sı yerine, RAMAZAN AYINDA bulunulması sebebi ile 3 adet FASIL KONSERİ icra edilmiştir. Dönem itibarıyla Ramazan ayı içinde bulunulduğundan, bu hususun bilirkişi raporunda belirtildiğinin aksine, 4735 Sayılı Kamu İhale Sözleşmeleri Kanununun 25. maddesinde bahsedilen mücbir sebeplerden sayılması mümkün ve makul görülmüştür.”

Sözde soruşturmayı açanlar ve sözde yargılamayı başlatanların kendilerine dini misyon biçmelerine rağmen belediyeyi Ramazan ayında ilahi ve fasıl konseri nedeniyle yargılamaları ne büyük bir çelişki!

                                   *   *   *

Yargılamayı etkilememek adına gereken titizliği gösteren basının yanı sıra hukuk dışı tapeleri yayınlayan internet gazeteleri ve basın- medya vardı. Özel hayata, olayın magazin boyutuna o kadar çok girdi ki bu medya, halk gerçekleri öğrenemedi.

Belediyenin ramazan etkinliğinden yargılandığını öğreneceğine, kim telefonda kime ne dedi diye dedikodu  yapmaya başladı özellikle internet haberciliği.

7’inci Ağır Ceza mahkemesinin gerekçeli kararı bu açıdan da önemli. Özel hayatın dokunulmazlığı konusunda çok yerinde, çok titiz, çok duyarlı, çok katı, çok doğru bir karar vermiş mahkeme. İlgili bölümde şöyle deniyor:

“Tüm CD ve DVD'lerin; hukuka aykırı delil niteliği itibariyle, içlerindeki bilgi ve bulguların üçüncü kişiler tarafından görülmesi ya da kullanılmasının temel hak ve özgürlüklere ve özellikle ÖZEL HAYATIN GİZLİLİĞİNE ağır bir müdahale sayılacağı gözönünde bulundurularak karar kesinleştiğinde İMHASINA,”

Gördünüz mü titizliği, gördünüz mü özel hayata saygıyı.

Mahkeme sadece bu paragrafla değil, kararın tamamında özel hayata büyük bir saygı göstererek yargılama konusu yapmıyor, bahsetmiyor, yer vermiyor, yeniden insanların rencide olmasına yol açmıyor.

Bu özel hayatın gizliliği için üçüncü kişiler tarafından görülmesi ve kullanılmasının da önüne geçmek için İMHA kararı alıyor.

Ne olacak şimdi, dava açıldığında sayfalarca ve günlerce özel hayat tapelerini yayınlayanlar utanacak mı?

Davanın özü yerine dedikodu kısmıyla uğraşmışız, tarihsel bir davada tarihsel bir duruşla basın tarihine geçecek bir yayın yerine uyduruk tapelerin uydurukçusu olmuşuz mu diyecekler, yoksa sanki hiçbir şey yapmamışlar gibi piyasada hala caka atmaya devam mı edecekler?!

Bu imha kararının üzerinde durmak istiyorum. Daha önce başka bir mahkemenin de imha kararına rağmen ve hatta imha tutanağına rağmen imha edildi denilen her şey dosyada vardı ve biz bunların imha edildi ise dosyada nasıl olduğunu, çıkarılması gerektiğini söylememize rağmen çıkarttıramamıştık.

Şimdi benzer durum olmasın.

Özel hayatın kutsallığı herkese lazımdır. Aksini düşünenlerin rahmetli Çetin Altan’ın “Büyük Gözaltı” romanını okumalarını öneririm beni daha iyi anlamaları için.

Özel hayatın gizliliği Anayasaca da teminat altına alınmış olmasına rağmen haberleşme özgürlüğüne müdahale ile ilgili bütün temel haklar peşisıra ihlal edilebilmektedir. Mahkeme son noktayı şöyle koymaktadır:

“Haberleşme özgürlüğüne müdahale sonucunu doğuran ve niteliği itibariyle gizlilik arzeden telekomünikasyon yoluyla iletişimin denetlenmesi, kanunda ayrıntılı bir biçimde düzenlenmiş ve sıkı şartlara bağlanmış olmasına rağmen uygulamada, söz konusu şartlar sıklıkla göz ardı edilmekte, soruşturmanın ilk, hatta neredeyse tek delil elde etme yöntemi olarak bu yola başvurulmaktadır. Böylece, adeta tembel bir soruşturma örneği sergilenmektedir.”

 

(Kamuoyunda ilgiyle takip edildiğini gözlemlediğimiz hem taraflara hem de halka ders niteliğindeki gerekçeli kararın, özeline girmeden ortaya çıkardığı gerçekleri ve teorik boyutunu aktarmaya devam edeceğiz)

 

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar