Reklamı Geç
Türk diasporasından Türk lobisine…
Mehmet Ali ÇAVUŞ

Mehmet Ali ÇAVUŞ

Türk diasporasından Türk lobisine…

18 Mart 2017 - 15:54

Diaspora kelimesi Yunanca bir kelime olup ‘Herhangi bir milletin yurdundan ayrılmış kolu veya kopuntusu’ olarak tanımlanıyor.

Tarihsel arka planına baktığımızda ise Diaspora, Yahudi toplumunun M.Ö. 586 yılında Babil Esaretinden sonra farklı diyarlarda yaşamaları sonucu kullanılmaya başlamış bir tabir.

“Diasporanın temel karakteristik özellikleri nelerdir?” diye baktığımızda ise sadece ülkelerini zorla ya da işgal veya sömürgecilik gibi siyasi nedenlerle değil aynı zamanda ekonomik nedenlerden dolayı terk eden toplumları da kapsadığı da görülür.

Türklerin 1960’larda başlayan Avrupa’ya göç olgusu, bugün itibariyle artık kalıcı bir hale gelmiştir. Yaşadıkları topluma entegre olmuş, göçün başlamasından bu yana birkaç nesil geçmiş, dünyanın değişik bölgelerine dağılmış ve yaşadıkları ülkelerde sadece işçi statüsünde değil sosyal, siyasal ve kültürel alanlarda da var olan (sanatçı, sporcu, akademisyen, müteşebbis vs.) bir Avrupalı Türk varlığı bize Avrupa’da bir Türk Diasporasından bahsetme fırsatı veriyor.

60 yıl önce başlayan bu sürecin sonucunda bugün Almanya’da 3 milyon, Fransa’da 600 bin, Hollanda’da 400 bin, Belçika’da 320 bin, Avusturya’da 300 bin Avrupalı Türk yaşamaktadır.

Bugün itibariyle Avrupa’daki Türk işletmelerinin sayısı 140 bin civarındadır. Bu işletmeler 640 bin istihdam sağlarken yıllık 50 milyarlık bir ciroya sahiptir. Bu müteşebbislerin 90 bini Almanya’dadır. Yine istihdam sağlanan 450 bin kişi de Almanya’da bulunmaktadır.

Almanya’da yaşamakta olan 9 milyon göçmen topluluğun %31’ini Türkler oluşturmaktadır. 3 milyonluk kitlenin 1 milyon 20 bini sadece Alman vatandaşlığına sahip. Yaklaşık olarak 1.1 milyonluk bir seçmen kitlesinden bahsedebiliriz Almanya için.

Avrupa’daki Türk Diasporası kendi işadamları derneklerini, dini ve kültürel derneklerini, siyasi derneklerini, öğrenci derneklerini, spor kulüplerini, yerel medya kuruluşları gibi sosyo-psikolojik ihtiyaca cevap verecek birçok toplum örgütü kurmuşlardır.

Ancak bu süreçte, yani 1960-2002 yıllarında Türkiye’nin Diaspora politikasından bahsedebilmek mümkün değildir. Bu yıllarda devletin uyguladığı siyasetin temel karakteristik özelliği şudur; geçicilik üzerine kurgulanmış, yurtdışı diaspora gücü değil, vatandaşını sadece işçi durumunda gören ve tamamen güvenlik zaviyesinden bakılan bir yurtdışı varlık.

Bu anlayışın 2002 yılı itibariyle değiştiği söylenebilir.

En önemlisi de diaspora tanımı ‘Anadolu’dan gelen herkes’ deyimi ile geniş bir alana oturtuldu.

Dış politikada güvenlikçi bir anlayışın değişip etrafındaki ülkeleri tehdit olarak görmeyen bir siyasi yapı bunu yurtdışı Türklere de yansıttı.

Gurbetçi, Almancı tanımı yerine Avrupalı Türkler, lobi ve diaspora sözcükleri ikame edildi.

Yurt Dışı Türkler ve Akraba Toplulukları Başkanlığı, TİKA gibi müesseselerimiz ve Yunus Emre Kültür Merkezi gibi direk yurtdışı potansiyele hitap eden kurumlar oluşturuldu.

Yurtdışı vatandaşlara seçme imkanı yaşadıkları ülkede sunularak aidiyet bilinci önemli ölçüde artırıldı.

Uluslararası ilahiyat, mavi kart, yeni konsolosluk binaları gibi çalışmalar diasporayı daha fazla gündeme taşıdı.

        Bugün gerek Almanya ve gerekse Hollanda ile yaşadığımız sorunların temelinde, aslında Avrupa’daki Türk diasporasının giderek güçlenmesi yatmaktadır. Zira Almanya ve onun dümen suyunda giden Hollanda da, Türkiye'nin Türk diasporasıyla ilişkiye geçerek Almanya karşısındaki konumunu güçlendirmesinden çekiniliyor. Türkiye ile Almanya'nın ilişkileri her zaman asimetrik olmuştur. Güçlü Almanya, güçsüz Türkiye... Son dönemde Almanlar, Türkiye'nin gelişmesi ve ekonomik gücünün artması ile o asimetrinin zayıfladığını görüyor ve kaygı duyuyorlar. Bir de Türkiye, Almanya ile ilişkilerini diasporası üzerinden biraz daha simetrik bir hâle getirebiliyor. Bunun getirdiği bir rahatsızlık var. Bu ilişkinin asimetrik kalması, gücün kendisinden yana olmasını istiyor Almanya. İkinci neden ise korkular yani insanların Türkiye ile güçlü bağları olursa burada entegre olamayacakları korkusu...

        O nedenle Alman karar vericilerin büyük kesimi Türkiye'nin diaspora politikasından rahatsız. Resmî yetkililerde, "Türklerin Türklük damarını ne kadar zayıflatırsak o kadar iyi olur" bakışı var. Yunanlara, İspanyollara karşı bu kadar katı değiller. Çünkü bunun biraz sayıyla, biraz da dinle ilişkisi var. Müslümanlığın Türkleri başından beri farklı kıldığını düşünüyorlar ve buna dair rahatsızlık var.

        Öyle görünüyor ki, Almayanın asimilasyon politikası sürdükçe, Türk diasporası ve Türkiye ile ilgili sorunlar da devam edecek gibi.

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar

Reklamı Geç