İlim en uzun hece imiş yolculuğumuzda...
Nalan YILMAZ

Nalan YILMAZ

İlim en uzun hece imiş yolculuğumuzda...

28 Ekim 2016 - 00:00

Eflâtun’un "Yüksek bilgiler kitaplarda bulunmaz. İnsanın onları kendi kalbi hazinesinden pek ince bir tefekkür ile çıkarması ve mukaddes ateşi kendi zatî membaında araması lâzımdır; bunun mektebi yoktur, bu ilim insana Hak tarafından ihsan olunur" deyişini duymayı gönüllü isteyen kulaklarımızda, Yaratanın yaratılmışlığın içindeki en mükemmel eserinin İNSAN olduğunu "Biz insanı güzel surette yarattık" Tîn/4 ve "Göklerde ve yerlerde bulunan tüm varlıkları sizin istifadenize sunduk" Casiye/13 ayetlerini kavrarken yüceltilmişliğimizle,

Kâinatın özeti olan bizler, ferasetimiz ve insanlığımızın zekâsıyla vücûda getirdiğimiz eserler,

Bilirmiyiz ki ancak hatırlayabildiğimiz kadarıdır, önemseyip de öğrenebildiklerimizin, öğrenip de hâl edinebildiklerimizin

Hani o ki denizleri aşmış okyanus telâşıyla sana adanmış yüreğimizin, birikmiş tanelerinde tevâzzu yaşlarımızın...

Varlığımız ve benliğimiz kadarıyla ancak kuşanabildiğimizle ilmi; azmedersek bu ilimle yaşamaya kanat çırparak fezalarına doğru mânânın,

Bilgi ve hatıralarımızın 'elmas' ı olan akıl ve gönül alemlerimizle, her bir yüreğin kendi sığınağında, ilâhi aşkın lûtfuyla ancak üreterek beslendiği ve kendini çoğalttığı eserleridir o insanın zatı esrarının perdelenmiş düşünceleriyle ruhunu zengin kılan...

Varlığı yokluk edinip de, yokluğun da varlık zannına kapılırsak bir türlü yenemediğimiz cehâletimizle;

Mümkün müdür ki hatırlayabilelim ilmin hakikatini bilgisiz olmamak adına, aşkını şiire yükleyen hayatın kırılgan özleyişlerinde ...

Batsa da Güneş bütün ihtişamıyla gömüldüğü karanlığıyla yok sayarak ilimi, toprak olmadığı sürece vücûdlarımız er yada geç, biçilmiş bir vakte kadar,

Kaçabilirmiyiz ki kendi hakikatimizin ilminden, zihinlerimizin esmerliğinde...

Kimbilir hangi sualleri koyduk bakışlarımıza bu yolda, cevabı serzeniş olan?!

Kimbilir ne kadar çok eşyayı varlık edindik, zengin varsayarak cüssemizi;

Oysa kabullenemedik bir türlü tamâhkâr olmaktan vazgeçemedikçe içi boş yüklerimizden;

Eremeyiz Tekliğin sırrına tevhid ile, avuntuya koşan yaralı ayaklarımızla!..

Gözlerinden kalma aysız bir gecenin eflatun kuytusunda, Basir esmasıyla "sebep"ten başka birşey değiliz ki arza doğmuşluğumuzla...

Yanlız sana yenilmek için gelmiş yüreklerimizle, avuçlarımızda memnun hüzünlerimiz,

Anlatamadığımızla bir türlü icâzetimizi hased rengi dostlarımızla fesad kokulu efradımıza;

Mevsimsiz bir şarkı misâli dökülürken sessizce kinayeli bakışlardan,

Zanlarının teknelerinde pervasızca yoğurdukları yağmalanan kimliğimizle, savrulup dururuz en güzel esmâlar dillerimizde...

Ne kalemi ne defteri olmayan yegâne ilim AŞK'ın vakti elbetteki üryân gecedir sahibinden;

İlk harfi tebessüm, arkasından edep ile satırlanırken gönül mısralarımızda,

En büyük meziyet değil midir alçak gönüllülüğümüz, beden kafeslerimizin toynaklarında ,

Ki kıymetlenebilelim Yüce Aklın Erdeminde tevazzu ile,

Yoksa keder ve acı rüyalarımızı süsleyen bu aşkta , başkalaştıramayan hangi aşk dökebilir ki sırrını değip de ateşe vücûd-i iklimimizde,

Kehribar rengi kitabımızın huzurlu yanlızlığında, hangi hünkâr hüküm sürebilir di ki Aşk'tan başka!.,

Hz. Ali' nin "ilmin ednâsı dilde olanı, a'lası ise , insanın her uzvunda tecelli edenidir" sözcükleri kulaklarımızda,

Her bir şeye mâlik olduğumuzla bu dünyada fakirliğimizle; hissedebiliyorsak marifetin şartındaki o eşsiz heybeti, inançlarımızın şartındaki haysiyet ile,

Nefislerimizin huzur ve gönül makamlarında sırlanırız Yaratanın azametiyle

O vakit ki , bulduğumuz kemâlimizle, en derin vuslata ereriz tecellisiyle yoksulluğumuzun,

Âlimde olsak boş, ümmi de olsak yine boş

Kuvvet ve Kudretinin değilsek farkında, yokluğumuzla acziyetimizin değilsek farkında cehilliğimizle...

"Bildiğim bir şey varsa hiç bir şey bilmediğimdir" sözleriyle kavrıyoruz ki, Hakk'ı bildikçe öğrendiğimiz ilim ile kendimizi biliyoruz, kendimizi bildikçe, Hakk'ı ve Kâinatı ruhumuzla okuduğumuzun tadına varıyoruz...

O dilerse ancak vakıf olmamızı zahiri ilmine , kolayca aşina ediverir arzulayan ruhlarımızı "her şeye kadirliğiyle" Mülk/1

Fenâlardan temizleyip de, ayıplardan arındırdığımız nefislerimize vurabildiysek en keskin satırları, o vakit ancak elde eldebiliriz sadrımızda açılan ilim ile, ilmi deryasında Hakk'ın, birer damla olabiliriz faniliğimizle Hakikatinde

Sohbet meclisi' nde verdiğimiz "belî" sözüne şahittir sahip olduğumuz ilim ve hâllerimizle ruhlarımız...

"Bilmek demek evvelce bilinen şeyi hatırlamak demektir" sözüyle Eflâtun ile de hatırlanacak ve bilinecek şeyin ancak ilim olduğunu aklımıza yazarız..

Hz.Ali'nin "kalbin hayatı ancak bir nokta olan ilimdir, bunu kazanınız" sözlerini an be an hatırlarken, kalplerimizin ölümünün ise ancak cehalet olduğunu bizlere yaşatır...

Bilim adamı Bergson ise farkederek aklın gönül üzerinde hüküm süremeyeceğini ve anlayabilmek için madde alemini , manevi deryaya kulaç atarak ; "Bütün ile parça mahiyetçe aynı şeydir" diye düşünmüştür, âlemin yanlızca hareketten ibaret olduğunu aslıyla kavrayarak...

Bizlere ise ancak " Bilim âlemi içinde attığım her adımda cehaletimin derecesini anlayarak, daha da mahçup oluyorum " sözleriyle Pasteur' un peşi sıra tevâzuyla yol almak kalıyor Kâinatın ömrünce süren upuzun bir hece olan aşkı, ömürlerimizin yetemediği ilminde hâl dillerimizle usul usul adımlayarak...

 

 

 

 

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar