İnanmak…
Nur YILMAZ

Nur YILMAZ

İnanmak…

16 Nisan 2017 - 21:28

İnsanları inandıkları şeyden alıkoymak çok zordur.

Hele ki bir şeye inandırmaya çalışmak daha da zordur.

Çünkü inançlar köklüdür, sağlamdır.

Bu kökleşmiş inançların yerine yeni inançları koymak hayli zor bir mücadele gerektirir.

Kökleşmiş inançları söküp atmanın bir diğer zor yanı da, insanların ufak bir hissiyatsızlıkta daha da kötü durumlara düşebilmeye zemin hazırlamasıdır.

 

*

Eski inançlarınızı alın bir kefeye koyun, diğer bir kefeye de yeni inaçları sıralayın.

Hemen reddedersiniz.

İçinizde korku, ‘ne derler’ düşüncesi ve uzayıp giden bir sürü bahaneler bulursunuz.

Eski inançlar sizi terk etseler bile, kökten bir çözüm olmadıkça gün gelecek ve teker teker hepsi gün yüzüne çıkacaktır.

*

Etrafınıza bir bakın. Olan bitenlere bir bakın.

Çevrenize, işinize, eşinize bir bakın.

Okullara, arkadaşlarınıza.

Topluma, toplumun her kesimine bir bakın. Ama dikkatli bakın.

Yeni bir inancı kabul edebilirler mi?

Yeni bir gelişimi?

Veya değişimi?

Edemezler.

Çünkü gelişim korkutur. Gelişim sakıncalıdır bazılarına göre. Gelişim ve değişim düzene aykırıdır.

*

Söyler misiniz ülkemizde eğitim değişti mi?

Bilime, ilime dayalı eğitimin temelleri atıldı mı?

Tarım değişti mi?

Mahkûm edildiğimiz hibrit tarımdan kurtulduk mu?

Genetiği değiştirilmişlerden.

Lezzet arttıran katkılardan, glikoz, früktoz şuruplarından kurtulduk mu?

Eskileri atabildik mi?

Dogmaları yok edebildik mi, yoksa hala onlarla beraber mi yaşıyoruz?

*

Gözle görünen bir gerçek var ki, değişimin kültürel anlamda oluşması, çağdaş düzeylere doğru evirilebilmemiz hayli zaman alacak gibi görünüyor.

Yani başarabilir miyiz? İşte bu soru hepimizin içinde.

Elbette başarabiliriz.

Geçmişe, tarihe bir göz attığımızda nice örnekler görürüz önümüzde. Ancak içimize sindirmeyiz o değişimleri. Sadece bakarız. Bakmayı değil, görmeyi seçtiğimizde başarabiliriz.

*

İşte bu nedenle çok eski inançlardaki gibi ‘insanı’ tüm gelişimin ardında saymayın. Eğer ki sayıyorsanız çok yanılıyorsunuz. Çünkü insan öyle mükemmel bir varlık ki, sadece sürü olmaktan kurtarılmayı bekliyor.

Gelişimini ilimle çözebilecek.

Kendi bilincinin derinlerine daldığında aslında ‘eşitliği’ de çözebilecek.

Kendini zehirlememeyi, doğayı yok etmemeyi de çözecek.

Belki yakındır bu zamanlar.

Bekli de daha çok zaman var.

Kim bilir?

*

Unutmayın ki;

Kavramlar inanç haline dönüştüğünde beyinler de sadece inanır.

Bizler insanlık olarak inancı ‘bilgi denizi’ ve ‘ilim denizi’ olarak birleştirdiğimizde en doğruya ulaşmamız mümkün.

İşte toplum olarak ihtiyacımız olan sadece bu.

İnancımızı sevgiyle birleştirmek.

Dip notlar;

Dengemiz…

Her canlı denge içinde doğar ve ölür. Devinim hep vardır.

Dinsel öğretiler vardır. Ve diğer yaşamın kapıları hep açıktır. İnançlar içinde o kapıdan geçişler vardır. Nimetlerin bol ve sonsuz olduğu cennet ve acıların sonsuz olduğu cehennem gibi inanışlar hep, her dinde, inanışta vardır.

Ve dünyada birçok insan bu inanışlar çerçevesinde yaşar.

Yeri gelir karamsar olur, yeri gelir aydınlanır.

Yeri gelir korkarak hayat sürer.

Yeri gelir kabullenişlerle doldurur gönlünü.

‘İnanç’ o kadar ucu açık bir konudur ki, ölüm bu uca açılan bir kapı gibidir.

Gelin görün ki, insan sömürüsüne dayanan bu dünya düzeninde yok olma kaygısı yüzünden güç simgesi birinci durumda.

Kim ne kadar güçlü ise, o kadar her şey kontrolde.

Dogmalar, vaatler ve baskılar ile kontrolde.

İnancın özüne yolculuğa çıktığımızda tarih bize çok ders verir. Ancak almayız.

Oysa ki inanç özle birleşmedir.

Özünde, derinliklerinde yaratıcınla bağ kurmaktır.

Dengemiz bu…
 

Zorluk ve dayanışma…

Hayatın giderek zorlaşması bize bir dayanma isteği oluşturur.

Birçok insan dogmatizme dayalı bir anlayışla yaşar, sığınır yaratana.

Kimisi gerçeklerle.

Kimisi içinde.

Kimisi belli bir mensubiyet duygusu olmadan yaşar.

Amaç yalnızlığı aşmaktır.

Amaç zorluğu aşmaktır.

Biz de ülke olarak önümüze gelen zorlukları dayanışmanın verdiği sevgi ve inancımızla atacağız.

Emin olun.

Mutlu kalın.

Fıkra;

Karadeniz ‘Of’ da bir mahalle de sık sık araba teypleri çalınıyormuş.

Adamın biri de arabasına;
''Arabada teyp yok boşuna uğraşmayın'' diye yazı yazmış. 
Sabah bir de bakıyor araba yok ve arabanın durduğu yerde bir kâğıt;
''Üzülme ben taktırırım.'' 

Günün sözü;

'Bir şeyi yüreğinde ve aklında bitirmedikçe, Gidişler ve kaçışlar çare değildir.'

Ts. Eliot

 

 

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar