Tehlike büyük (2) Gizlilik…
Nur YILMAZ

Nur YILMAZ

Tehlike büyük (2) Gizlilik…

20 Ağustos 2017 - 10:17

Ülkemizde ve dünya da yapılan GDO araştırmasında çıkan bulgular gizleniyor mu?

Ve bu gizliliğin dayatması tohum mu?

“Ortaya çıkan tüm bulgular uyanılmaması için mi acaba halktan gizleniyor?” gibi bir sürü soru kafamızı kurcalamakta.

Çünkü gün geçmiyor ki nerede zararlı ürün var piyasada.

Nerede şurup var satılıyor.

Nerede katkılı her türlü gıda var bizde.

Şaşılmayacak gibi değil.

Ancak bilinmeyen birçok gerçek de var ki çok daha şaşırtıcı ve yıkıcı.

 

*

GDO’lu patateslerle beslenen farelerin daha küçük ciğerleri, kalpleri, testisleri ve beyinleri olduğu biliniyor mu?

Hayır.

Deneylerde bu hayvanların bağışıklık sisteminin aşırı zarar gördüğünü kaç kişi biliyor?

Çok az.

Genetik değişiklikleri kaç kişi anlayabiliyor söyler misiniz?

Çok az.

Bu bağlamdan olaya baktığımızda tehlike büyük, oldukça büyük.

 

*

Bir de patent koruması denen olay var ki daha da yıkıcı.

Şimdi düşünün;

Tavuk yemlerinin %98’inde GDO’lu, ilaçlı soya kullanılıyor.

Bununla bizler besleniyoruz.

Büyükbaş hayvancılık da keza öyle.

Bunlarla biz besleniyoruz.

Kısaca "GDO"ların ve beraberinde kullanılan ilaçların tümünü alıyoruz da alıyoruz dur diyen yok.

 

*

Yıllardır da etkilerini gözlemlesek de, gerçeklerin ortaya çıkmamasının ana sebebi işte bahsettiğimiz ‘Patent Koruması’nda.

Bu bağlamda tüm araştırılmaları yapan patent sahibi firma ise, nasıl sonuç çıkabilir siz düşünün.

Gıda endüstrisinin ‘fon’ladığı araştırmalarla bahsedilen tehlikeli sorunlar ortaya çıkar mı?

Tabiî ki çıkmaz.

Zararlı değil gibi davranılır. İşin içinde güç ve para olduğu müddetçe her şey maalesef sümenaltı.

İşte bu nedenle gerçekler gizlenir, tartışmalar kapatılır, gerçekleri haykıranlar işten atılır.

Ancak, son zamanlarda bağımsız bilimsel kuruluşların araştırmaları hızla arttıkça gerçeklerde gizlenemiyor ve yavaş yavaş açığa çıkıyor.

 

 

*

Arpad Pusztai adını duydunuz mu bilmiyorum?

Bitkisel kökenli protein olan lektin ve çevre koşulları etkisiyle  değişim geçiren/bitki genetik modifikasyonu konusunda dünyanın önde gelen uzmanlarından biriydi.

Macar bilim adamı ve Macar Bilimler Akademisi üyesiydi.
‘1956 Macar Ayaklanması’na katıldıktan sonra Avusturya’ya kaçarak mülteci kampında yaşadı.
Ardından İskoçya’daki Rowett Araştırma Enstitüsü’nde çalışmaya başladı.

‘Genetiği Değiştirilmiş Organizma’lı gıdaları incelemek üzere görevlendirildi.

Ancak…
Eline geçen bulgular öyle şaşırtıcı idi ki, bu şok edici sonuçlar karşısında durması gerektiği yerini belirledi.

*

 

GDO’lu patateslerle beslenen farelerin daha küçük ciğerleri, kalpleri, testisleri ve beyinleri vardı ve bağışıklık sistemleri zarar görmüş, akyuvar hücrelerinde ise yapısal değişimler yaşanmıştı.

Bu durum normal, GDO’suz patateslerle beslenen farelerin aksine onları enfeksiyona ve hastalıklara daha açık hale getiriyordu.

İnsana yapılan da bu değil mi?

Son zamanlarda artan hastalıkların açıklaması bu olamaz mı peki?

*

 

Daha bitmedi…

Ayrıca, boyunaltı bezi, dalakta hasarlar, pankreas ve bağırsaklar da genişlemeler ortaya çıkmıştı.

Tüm bunların yanı sıra karaciğer iltihaplanması, mide ve bağırsaklarda ciddi sorunlar ile kanser riski size tehlikenin büyüklüğünü sanırım daha iyi anlatamaz.

*

Peki, düşünün ve gözlemleyin bakalım tüm bunlar günümüz insanında da artmadı mı?

Şaşırtıcı tüm bu bulguların ortaya çıkış süresi ise daha yıkıcı.

Yani 10 gün.

İnsana ise 10 yıla denk gelen bir zaman dilimi bu.

*

 

Vücudun yapısını bozan, mide bağırsak içerisinde uzun süre yaşayan yabancı DNA’ları zararsız görmemiz doğru mu?

Üstelik büyüme hormonu enjekte edilen inekler ile beslenenler hızla gelişmez mi?

GDO’lu gıdaları yiyen hamile kadınların ceninleri değişmez mi?

Bu araştırmalar eşliğinde GDO’lu beslenmeye devam edildiği takdirde insanoğlundaki değişimi bir kez daha düşünün derim.

Göz ardı etmeyin derim.

 

*

Peki, bu bulguları bulan bilim adamına ne mi oldu?

Peşine istihbaratçılar takıldı…

Tehdit edildi…

İftiralara maruz kaldı…

Kovuldu…

İşten atılması ve ardından başlayan büyük tartışmaya ise ‘pusztai affair’ adı verildi. Sonrasında işin içine İngiltere başbakanı, Royal Society, dönemin ABD başkanı Clinton, birçok akademisyen ve dergi karıştı.

“Ben yemem” diyerek halkın kobay olarak kullanılmasına karşı çıktı.

Yılmadı.

50 yıl sonra memleketi Macaristan’a döndü.


 

*

 

Bugün, Pusztai'nin açıklamalarına benzer sonuçlar artık fareler üzerinde değil, insanlar üzerinde de açıklanmaya başlandı. Hindistan'daki pamuk ve Arjantin'deki soya üretiminin getirileri, insan sağlığına, biyoçeşitliliğe ve ekosisteme verdikleri zarar artık biliniyor.

 

*

Dünyada bütün canlılar iletişim halinde.

Etkileşimleri her an devamda.

Siz bu düzeni dışarıdan aşılarla, müdahalelerle bozarsanız o bitkinin genetiğine müdahale ederseniz ve onu türetirseniz ne olur?

Siz de değişirsiniz ve genetik yapınız bozulur.

*

 

Bu yüzden insanlarda nasıl bir yapısal değişikliğe yol açacağını bilmediğimiz GDO asla savunulmamalı ve bu ürünler ne gıda maddesi, ne de yem olarak asla kullanılmamalı.

Dünyaya verilen bu geri dönüşümsüz zarar bizim ayıbımızdır.

Artık bilelim ki, iddialar şüpheliyi çok açık bir şekilde işaret ediyor.

Hem de fazlasıyla.

 

*

Bizden istedikleri, doğal yiyeceklerden farkı yok diye anlamamız.

Bizden istedikleri, her şeyi yok saymamız.

Bizden istedikleri, ucube yiyecekleri, tohumları dayatarak köleleştirmeye katılmamız.

Araştırmalar şunu göstermiştir ki…
Zararlı her bir ürün geleceğimizin kökten değişimidir.

Bilin!

Bunları öğrendiğimizde de bedeli umarım ağır olmaz.

Dip notlar;

GDO’nun kanıtlı zararları…

Erken ölüm…

Ciddi alerjik rahatsızlıklar…

Kanser…

Akciğerlerinde iltihaplanmaya, pankreas ve testis hücrelerinin de sorun…

Ciddi böbrek ve kan anormallikleri…

Organ sistemlerinde hasar…

Bağırsaklarda sorun…

Midede delik ihtimalleri

Kanda karşı koyan antikorlar.

Öncelikle…

Endokrin sistemi, bebekler üzerindeki etkileri, kansere sebep olma potansiyeli ve sindirim sistemi bakterileri üzerindeki etkileri de mutlaka hesaba katılmalı.

Mutfak alışverişleri zorda…

Dikenli yol dedikleri bu olsa gerek.

Böcek ilacı, GDO, katkı maddeleri, et olmadığı halde etmiş gibi bize sunulan antibiyotikli etler, dondurulmuş ürünler, renklendiriciler, koruyucular şuruplar, şekerler, hormonlar, nitratlı sucuklar, hibritli ürünler, daha da saymakla bitmeyecek katkılar, katkılar…

İşte, işlemli, doğadan kopuk, doğaldan uzak olan her şey maalesef mutfaklarımızda.

Bunlara ulaşmak için çok büyük çabaya gerek yok artık. Hemen hemen her market de raflarda, bakkallarda var.

Organik ürünler ise el yakıyor. İşte bu günlerin zor durumu bu.

Mutlu kalın…

Fıkra;

Bir gün Kızılderili’nin biri eczaneye girer:
-Var bizim büyük şef ama yok bok.
Eczacı biraz düşündükten sonra büyük şeflerinin kabız olduğu düşünür ve Kızılderili’ye kabız sökücü ilaç verip gönderir.

Kızılderili ertesi gün yine gelir:
-Var bizim büyük şef ama yok bok.
Eczacı şaşırır kalır bu kez önceki verdiği ilaçtan daha güçlüsünü verip tekrar gönderir.

Ertesi gün yine aynı adam gelir:
-Var bizim büyük şef ama yine yok bok.
Eczacı artık çok sinirlenmiş ve elindeki en güçlü kabız ilacından iki kutu verip hepsini bir kerede içmesini söyler.
Ertesi gün Kızılderili yine gelir:
-Var bizim büyük bok ama yok şef!!

Günün sözü;

Bir gün kalkacaksınız ve hep hayal ettiğiniz şeyleri yapmaya vakit kalmamış olacak.

Şimdi tam zamanı. Harekete geçin.
Paulo Coelho

 

 

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar