Uyum problemi...
Nur YILMAZ

Nur YILMAZ

Uyum problemi...

05 Ağustos 2018 - 06:37

Ülkemizde uyum problemi büyük artışta.
Toplumsal kurallara uyum sağlamada sıklıkla problemler yaşanıyor.
Uyum problemi yaşayan tüm bireyler, gençler, çocuklar, girmiş oldukları sosyal ortamlarda arkadaşlarıyla iletişime geçmede güçlük çekiyorlar. 
Kolay öfkelenebiliyorlar. 
Kurallara karşı gelebiliyorlar.
Otorite tanımıyorlar. 
Zorlanıyorlar. 
Paylaşma duyguları maalesef ki yok.
Merhametleri yok.
Duygu-durum bozuklukları artık onlar için günlük yaşamın bir parçası olmuş. 
Kısaca hayata bakışlarında uyumsuzluk yaşıyorlar.

*

Nasıl oldu da bu düzeye gelindi bilmiyorum.
Ancak çok ‘nedenler’ sıralanıyor kafamda.
O ‘nedenler’ ile cevap bulmaya çabalıyorum.
*
Özellikle neden yalan söyleme eğilimi arttı?
Neden hayvanlara zulüm arttı?
Neden vurma kırma dökme şiddet önde?
Neden aşırı hız yapma, sarhoş araba kullanma arttı?
Ve daha da önemlisi kendine fiziksel zarar verme gibi davranışlar nasıl oldu da daha sık gerçekleşir oldu?
*

Sorun ne?
Sorun kim?
Etkilenen kim?
Günümüzde bir çok insanda oluşan bu durum bir ‘haleti ruhiye’ halini almış olsa da,  yaptığım genellemeyi çevrenize bakarak etüd edebilirsiniz.
*
Ve bu toplumsal durumun artmış olduğunu, sinmişliği, sindirilmişliği, bu halin doğruluğunu görebilirsiniz. 
Kaygı hissediyorum.
Ancak bu konuda farkedemeyenler olması ve kaydı duymayanların artması daha da vahim durum bana göre.
Hatta yatsınamayacak kadar büyük vahimiyeti olan bir durum. 
*

Dışımızda ve içimizde neler oluyor?  
Didik didik didiklenen yaşamlar içindeyiz.
Tepkilerimiz var elbet.
Ancak susturduğumuz bir çok yanımız da var.
*
Duygularımız ile isteklerimiz tek çerçevede şekillenmeye başladı. 
Daha fazla dışa açılım sağlanamıyor.
Bu sindirdiğimiz veya sindirmeye çalıştığımız her olay yüzünden oluşmaya başladı.
Bir bakıma toplum olarak susan, ancak haykıran bir içimiz var.
Hepimiz bu oluşturulan çarkın içindeyiz.
*
Bu çarkın içinde iç dünyanız ne alemde?
Kim haberdar olan bitenden?
Kim farkında?
Coşku veya neşe anında, öfke veya sevgi anında veya bir protestoda,bir melonkolik anda, bir başkaldırıda veya sakinlikte yaşananların farkında mıyız?
*

Duygularımızın öldüğü bir dünyada mıyız?
Nedenimiz ve sonucumuzun kayıp olduğu bir dünyada mıyız?
Daha fazla hırpalanmak neden?
Neden bu kadar hiddet yasallaştı?
Neden hedefler çoğaltıldı?
Neler olup bitiyor toplumumuzun iç yaşamında?
*
Neden, neden, nedenler...
Sorlular, sorular, sorular...
Bitmek bilmeyen sorular...
Nasıl verebiliriz ki bu cevapları?
Veremiyoruz.
Cevapları verebilmek için gözümüzü maddi düşünceden çekerek ruhumuzu onaylamamız şart. 
Bunu başaramadıktan sonra nasıl odaklanabiliriz ki yaşama?
*
Her yaşadığımız olayda, her olumsuzlukta isteklerimiz şekillendiriyor bizi ve aktarımları biz yapıyoruz.
İşte bu nedenle öfke ve hiddet almış başı giderken cevap bulmak zor.
İnsanlar birbirine düşmanca bakar iken cevap bulmak zor.
*
Oysa dünyamızdan soyutlandığımızda elimizde kalan bizim öz varlığımız değil midir?
Öz varlığımız bizi birbirimize bağlamıyor mu?
Bunu bile bile nasıl da kendimizi kirletiyoruz.
Öz varlığımızı kirletmeyelim artık. 
Biz değişirsek dünya değişir. Klasik söz ama gerçektir.
Kulakları tıkamadan, at gözlüklerinden bakmadan, hiddeti yaşam tarzı haline getirmeden içimize, özümüze yoğunlaşalım.
*
Değişime kapalı olmak hırçınlık getirir. 
İsyan getirir.
Öz varlığımız değişimi evrimleşmeyi sürekli yapıyorken, bizler ‘ego’muzla buna nasıl da karşı çıkıyoruz hakikaten hayret bir şey.
Bu hayret edilecek durum devam ettiği müddetçe insanoğlu tam insan olamayacak.
*
O nedenle bırakın...
Ego sizi bırakmadan siz onu bırakın...
Özgürleşin...


DİP NOT; 

Değer...
Kızılderili şefleri trenle NewYork’a getiriliyordu. Gara geldiklerinde bir heyet kendilerini karşıladı. Konuklara toplantı öncesi kenti gezdiriyorlardı.
Sokaklardaki insan seli, arabaların, iş makinelerinin gürültüsü kızılderilileri
şaşırtmıştı..
Birara Oglala Lakhotaları’nın şefi ve şamanı Heȟaka Sapa-Karageyik bir Ağustos böceğinin şarkısını duyduğunu söyledi.
Diğer reisler onayladı ama beyaz adamlar inanmadı.
Kentte Ağustos böceğinin olmayacağını, olsa bile bu gürültüde duyulamayacağı söylediler.
Karageyik ısrar etti.
Arabayı durdurdu.
İndi, ilerideki parka gitti ve bir ağaçta Ağustos böceğini gördü.
Amerikalılar şaşırmıştı..
“Olamaz” dediler, “Sende doğaüstü güçler var.”
“Hayır” dedi Karageyik,
“Ağustos böceğini duymak için doğaüstü güce ihtiyaç yok.”
“O zaman biz niye duymadık?” dediler.
Kara Geyik yanındaki Amerikalıya sordu "Bana bir madeni para verebilir misiniz?" Amerikalı şaşırarak Kara Geyiğe 50 centlik bir madeni para verdi ve Kara geyik madeni parayı kaldırımda yürüyen insanların arasına yuvarladı.
Bir anda herkes “Acaba benden mi düştü?” diye paraya bakmaya başladı.
Karageyik yanındakilere sordu:
“Anladınız mı?”
“Anlamadık” dediler.
Anlattı;
“Bir insan için önemli olan, nelere değer verdiğidir. Çünkü her şeyi ona göre duyar, ona göre görür ve ona göre hisseder.
Siz doğaya değer verseydiniz, Ağustos böceğinin şarkısını duyardınız...”

Mutlu kalın...

FIKRA;

Temel ile Fadime lunaparka giderler. 
Dolaşırlarken bir ara Fadime dönme dolaba binmek ister.
Temel karşı çıkar, "olmaz, donun gözükür" der. 
Fadime susar.
Az sonra Temel balonlara tüfek atarken Fadime çaktırmadan yanından ayrılır. On dakika sonra Temel'in yanına döner.
Temel sorar: - Neredeydin?
- Dönme dolaba bindim.deyince Temel sinirlenir.
- Ben sana binme donun gözükür demedim mi?
- Dedin ama gözükmedi. Çıkardım oni?


GÜNÜN SÖZÜ; 

Güvenilmek sevilmekten daha büyük bir iltifattır.
(George MacDonald)
 

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar