Yüzleşme...
Nur YILMAZ

Nur YILMAZ

Yüzleşme...

08 Temmuz 2018 - 09:10

Kendinizle yüzleşebilir misiniz?
Yüzleştiğinizde ise ne yaparsınız?
Hayatınıza baktığınızda yanlışlarınızı mı görürsünüz? 
Hatalarınızı büyük küçük ayırarak kabul eder misiniz?
Yoksa hatayı kendinize yakıştırmaz mısınız?
*
Önce kendi aynanızda, kendinizle yüzleşme cesaretini gösterin.
Kendi geçmişinizle de yüzleşin.
Bakın bakalım nasıl da küçülmüşüz insan olarak değil mi?
Bu küçülmüş insanlar arasında kalmışız.
Ve bu fena insanlar ortalığı fena karıştırıyor ki hemde çok fena.
İşte bu düzende bu küçülmüş insanlıkta çocuklarımız güvende olmuyor.
Katlediliyor.
Yok ediliyor.
Tecavüz ediliyor.
Ve yine güvensizlik acımasızlığı da beraberinde taşıyor.
*
Ancak işte burada dikkat!
Hem de büyük dikkat gerekli. 
Bu yüzleşme de çok dikkat gerekli. 
Bir yanlış yaptığınızda ne olduğunu hatırlamanız gerekli.
Bu yol tehlikeli. 
Aklı selimlik ister. Sağduyu ister.
Doğru sandıkalarınız başka sebeplere ilişkilendiriliverir. Doğru gördükleriniz başka kapılar açıverir.  
*
Sizi kim destekler?
Sizi kim ortada bırakır? Bilin.
Bu işten çıkarı olanlar kimlerdir? Görün.
Neden hep şimdi çıktı bu olaylar? Düşünün.
Göze sokulan ne? İyice düşünün.
Bunların hepsini aynı anda görmeye çalışın.
*

Görmek bakmak ile aynı değildir.
Koşulsuz sevgi ve güven duygusu isteği ardında ne taşıyor görebilmek maharet ister.
Çığırtganlıklar artıyor her yerde, sosyal medya da, sokakta. Ve daha da artacak.
İstekler sıralanacak.
Daha da sıralanacak. 
Hukuk hiçe sayılacak.
Ardında kini görmeden sadece isteyeceksiniz.
*
Bağışlayın demiyorum ki, bağışlanacak asla bir sebep yok. Ancak o kini içinize ekmeyin diyorum.
Yas tutmayın demiyorum, tutun. Ancak  yaraları sarmak için daha büyük yara açmayın diyorum.
Sadece bakmayın. 
Görün.
Çıkarlar kime hizmet eder görün.

*
Birlikte yas tutarsak geleceğe aktarımımız hep acı olacak galiba.
Yaralarımız büyüyecek. 
Acı dokunacak.
Dokunduğu hayatlar da başka hayatlara dokunacak.
Ve ardından kaç bireğe zarar vereceksiniz bilinmez.
Unutmayın, bunun adı ‘kelebek etkisi’dir.
O nedenle;
Her sorunun dibinde yatan çözüm istediğimiz daha büyük gedik açmak olmamalı.
*
Ve ki duyduklarımıza bir bakın...
‘Dürüstlük bitti. Güven bitti.’
 ‘Hayat kötüleşti.’
‘Sana ne yaptıysa on mislini yapacaksın.’
‘Adelet intikamdır.’
‘Sallandır gitsin.’ vs vs.
Ne çok duyar olduk hepsini değil mi?
Bu kelimeler sürekli dolanıyor değil mi?
Gerçeklikten, insanlıktan çıktık değil mi?
*
İşte bu nedenle terk etmeyin.
Kaybolan parçanız olan insanlık remizlerini ne olur terk etmeyin. 
Yani güzelliğinizi, merhametinizi, sizi siz yapanları fırlatıp atmayın.
Umutsuzca bırakmayın onları. 
Terk ettiğiniz sadece insanlık değil, onun ardında yatan tüm oluşumlardır, biçimlendirmelerdir ve onları siz kolay kazanmadınız değil mi?
Uzun yıllarınızı aldı bu meziyetleri kazanmak.
O nedenle kötüyle kötü olmayın, çirkinle çirkinleşmeyin. Samimiyetsiz olmayın...

*
Tüm o susanlar, açıklamaları cahilce olanlar, kendi kızları dışında ki başka kızları, "kadın" olarak görenler insanlıklarını terk etseler de siz etmeyin. O çukurda kalacak onlar. Çünkü ilahi adaletle düşüncelerini onlarda yaşayacak gün gelecek.
Başka kızları, kız çocuklarını vajinadan ibaret görenler insanlıktan çıksa da siz çıkmayın. Çünkü o karanlıkta kalacak onlar.
Cinsel eylemlerinin nesnesi olarak gördükleri çocukların hayatını karartanlar ve onların ruhunu hiçe sayanlarla aynı karanlıkta ruhunuzu hapsetmeyin.
İnsanlığınızı çöpe atmayın. 
*
Ve bilin ki, “çözüm arayışı” lafından da artık gına geldi.
Çözüm belli değil mi?
Çözüm ortada değil mi?
Çözüm güçlü hukuk değil mi?
Tecavüzün, kadına şiddetin, hayvana zulmün özrü, affı asla olamaz.
Kullanılan kadın, çocuk bedeni bir mendil değil ki silip atasınız. Artık aklınızı başınıza alın.
Ve ülkemizde büyük sorun olan hukuğun güçlülüğü gerçekleşirse gereken yapılır. Ve inadına bu ülkede bağımsız yargı olmalı ki bu tür olayların önü bir an önce kesilsin.
Onlara gereken dersi güçlü ve bağımsız hukuk verecektir. 
Hukuğa ve vicdana inanın.

*
Bilin ki, yıllardır tacize, tecavüze, minik bedenlerin katledilmesine sessiz kalan, üstüne üstlük asılsız, cahilce fetvalara olanak tanıyanlar vicdanen suçludur.
Dünyadaki tüm vicdanları temizleseniz de, sizin vicdanınız size yeter.
Lütfen ona buna laf atacağınıza, suçlu arayacağınıza temizlik yapmaya önce kendi vicdanınızdan başlayın.
*
“Sen kim oluyorsun da benim yaşadığım hayatı yargılıyorsun ? Kusursuz olmadığımı biliyorum -olmak için de yaşamıyorum- ama parmakla göstermeden önce, ellerinin temiz olduğuna emin ol!” (Bob Marley)...
Sizler isteklerinizi parmaklarınızla işaret ederken vicdanınız temiz mi? Emin misiniz?
*
Unutmayın!
O minik bedenler kullanılmaya, atılmaya, tecavüze, öldürülmeye kucak açmıyor. Onlar güvenmeye, sahip çıkılmaya kucak açıyor.
Koşulsuz sevgiye, sevilmeye kucak açıyor.
O açılan kucaklar kapatılmasın artık.
Yaşam ‘sevecen ve adil’ yönleriyle gelsin size yaşayan minik melekler, acı yönleriyle değil.
Çünkü bizim bu yönleri sizinle birlikte öğrenmeye ihtiyacımız var.
Yitip gidenler zaten ‘acı’ yönüyle sizin büyük çirkinliklerinizle, hırslarınızla yüzleştiğinde en büyük bedduaları yer, gök ve analardan aldınız...
O size yeter...
 
Dip not;

Adalet öldü... (ülkemizde ölmesin diye çabada on binler)
Çok eski yıllarda İngiltere’de bir gelenek varmış. 
Sıradan bir vatandaş öldüğünde kilisenin çanı bir kez çalınıp herkese duyurulurmuş. Bir asil öldüğünde iki kez, kralın bir yakını öldüğünde üç kez, kral öldüğü takdirde ise dört kez çalınırmış. 
Günün birinde, herkesin hak aramak için sığındığı mahkeme, bir vatandaşı haksız yere mahkûm etmiş… 
Ve kilisenin çanı tam beş kez çalmış.
Ahali merak içinde kalıp papaza koşmuş: “Ey papaz efendi, kraldan daha önemli biri var mı ki o ölünce çan beş kez çalınsın…” 
Papaz yanıt vermiş:
“Kraldan daha önemli bir şey var!.. Adalet öldü.”


"Can konağını aramadaysan, cansın
Bir lokma ekmek arıyorsan, ekmeksin.
Şu nükteyi biliyorsan,
İşi biliyorsun demektir :
Neyi arıyorsan osun sen" der Divan-ı Kebir. 

Varın siz hesaplayın...


Fıkra;
Beş Para
Temel babasına sorar.
– Babacuğum gözünde benim değerum nedu?
Babası cevaplar:
– Dünyalar kadar uşağum.
Temel çok sevinir ve tekrar sorar:
– Peçi Dünya’nun değeru nedu?
Baba cevap verir:
– Beş para etmez.

Günün sözü;
Anladım ki: İnsanlar susanı korkak, görmezden geleni aptal, affetmeyi bileni çantada keklik sanıyorlar, oysa ki; biz istediğimiz kadar hayatımızdalar. Göz yumduğumuz kadar dürüstler ve sustuğumuz kadar insanlar..!     Şems-i Tebrizi
 

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar