Portre 13 ÖNER YAĞCI
Recai Şeyhoğlu

Recai Şeyhoğlu

Portre 13 ÖNER YAĞCI

01 Ekim 2017 - 10:08 - Güncelleme: 01 Ekim 2017 - 10:11

Altındağ'da öğretmenlik yaptığım yıllarda 5-6 öğretmen arkadaşla ortaklaşa kitaplar alır, okudukça değiş tokuş yapar, değerlendirmelerde bulunurduk. Yıl 1988 idi.  “Kardelen” adlı kitap ilgimi çekmiş, zevkle okumuştum. Yazarı da  benim gibi öğretmenlik yapmış biriydi. Kitabı sevdiğim gibi yazarını da görmeden sevmiştim. Nedense kendime yakın bulmuştum o dili.
Sonunda tanıştık kendisiyle. Nerede tanıştık, nasıl tanıştık, anımsamıyorum. İyi ki de tanışmışız. Şimdi iki dostuz. Çok sevdiğim, saygı duyduğum, çok şeyler paylaştığım bir dost...
Hiç üşenmem, çıkar giderim Burhaniye'ye. Çayını içer, kitaplar ve arkadaşlar eksenli muhabbet eder, iki saat boyunca hoş anlar yaşarız. Her seferinde de bir şeyler öğrenmenin mutluluğuyla dönerim  Ayvalık'taki fakirhaneye.
Yazdığı gibi konuşan, konuştuğu gibi yazan arkadaşlarımdandır o. Tıpkı Feyza Hepçilingirler, Çetin Altan, Yekta Güngör Özden, Erdal Atabek, Enver Aysever, Hasip Akgül,  rahmetli Uğur Mumcu'nun konuşmaları gibi. Bilgi ve coşku bulurum  o konuşmalarda, kitap okumuş sayarım kendimi. Nihat Genç, Rasim Ozan Kütahyalı gibilerin konuşmaları  ise ezbere okunan notlar gibi gelmiştir bana nedense.
Aslında Öner Yağcı, bir siyasi parti için bulunmaz bir ajitatördür. Rahmetli Veli Gürcan da öyleydi. Eğer TSİP,  sol yelpazede etkili bir güç olduysa, bunda Veli Gürcan'ın payı çoktur. İnandığı gibi konuşan, kitleyi coşturan biriydi çünkü.
Öner'in panellerdeki konuşmaları da son derece etkileyicidir. Anlamsız sözcüklerle asla karşı karşıya gelmezsiniz. Bir şeyler öğrenir, öyle çıkarsınız.
Asım Bezirci için edebiyatın atom karıncası denirdi. O sıfat, Öner'e de çok yakışıyor bence. Hatta edebiyatın bal arısı bile denilebilir. Anadolu'da ne kadar edebiyat dergisi varsa Öner Yağcı'nın bir yazısına rastlarsınız. Bu konuda üstüne yoktur. Öte yandan “çağının tanığı”  bir yazardır o. Bu  nitelemeyi hak edenlerin başında gelir. Kardelen, Turnalar, Gökyüzüne Akan Irmak, Yediveren, Kaptan romanları bunun kanıtıdır.


Peki kim bu Öner Yağcı? Nerede, kaç yılında doğduğunu, anne ve babasının adını bir yana bırakarak  o “bozkır çocuğu”nu kendi sözleriyle tanıyalım isterseniz:
“Yaşam; doğrularla yanlışlarla, iyiliklerle kötülüklerle dolu. Yaşamın ne olduğunu anlamaya çalışmak insanoğlunun bir özelliği. İnsanı insan  kılan bir arayış bu çaba. Benim yazarlığımın özü de işte bu arayışla geçen yaşam.”
 Onu Öner Yağcı yapan  etkenlere gelince... Saatli Maarif Takvimi yaprakları, pazarlarda satılan destanlar, şiire olan sevdası... Sonra ne mi oluyor? Sabah Postası, Barış, Tokat gibi yerel gazetelerde çocuksu şiirler, öyküler, anılar ve oyunlar yazmaya başlıyor.
Ardından öğretmenlik... Öğretmen örgütlerinde yöneticilik... Sonra hapishane ile tanışma ve ardından yorulmasız düşünce ve yazı üretimi... Bilim ve Sanat, Öğretmen Dünyası, Türkiye Yazıları, Yarın, Yeni Düşün ve Yeni Olgu'da... Ufak tefek telif gelirleri yeni bir enerji elbette. Daha da yoğunlaşıyor.  Varlık, Karşı, Abece, Kıyı, Çerçeve, Şiir Okulu, Eylül, Yaba Öykü, Demokrat, Martı ve Broy gibi  dergilerde Öner Yağcı'yla iyice tanışıyor edebiyatseverler.
“Kardelen”in Akademi Kitabevi Roman Başarı Ödülü’nü, “Turnalar”ın da Madaralı Roman Ödülü’nü kazanmasıyla birlikte Öner Yağcı 90'lı yılların adı  bilinen yazarlarından oluyor. Bizim de tanışıklığımız  90'lı yıllar olsa gerek.
Okuma alışkanlığını, benim de tanıdığım ilkokul öğretmenleri olan İsmail Ünal ve Behçet Ulusoy ile ortaokul Türkçe öğretmeni Mehmet Özer'e borçlu. Kendisindeki dil bilinci, şiir sevgisi ve yazma sevdası  da bunlara eklenince Gazi Eğitim'in kapıları açılıyor tabii ki. Orada da Kemal Demiray, Adnan Binyazar, Emin Özdemir ve Mehmet Aydın gibi öğretmenlerin katkıları devreye giriyor ve  Öner'e iyi bir yazar olmanın rotası çiziliyor.
12 Mart döneminde Dev-Genç yöneticisi bir genç, 12 Eylül döneminde Töb-Der yöneticisi bir öğretmen olarak sahnede olan Öner Yağcı, bugün de devrimci bir yazar olarak gene sahnede, gene karşımızda. Ona kendimi yakın bulmam biraz da bundan olsa gerek.
Öğretmenlik yıllarımda, bir televizyon programında şöyle demiştim: “Milli Eğitim Bakanlığı müsteşarı derhal görevinden alınmalıdır.” Biliyordum ki bir devlet memuru böyle bir açıklama yapamaz. Yasalar izin vermez buna. Başka bir programda da 24 Kasım Öğretmenler Günü için “Omzu kalabalık kişiler benim günümü belirleyemez,” demiştim. Programı yöneten bayan yayını keserek ara vermek zorunda kalmıştı. “Hocam, televizyonu mu kapattırmak istiyorsunuz siz, korkmuyor musunuz böyle konuşmaya?” Oysaki ben çok rahattım. “Demirden korkan trene binmesin,” dediğimde o bayanın saygı dolu yüz ifadesini unutmuş  değilim. Gerek konuşmalarım gerekse de gazete yazılarım için valilikten  izin falan da almadım hiç. İzmir sınırları içinde şiir ve yazı yazan diğer iki öğretmen “izin” alırken ben “göze” alıyordum. Sonrası mı? 312/2-b'den Ağır Ceza’da yargılanma...
Bu konuda beni en iyi anlayan kişi, adım gibi eminim, sadece Öner Yağcı'dır. Çünkü biz, Bakanlığa verdiğim savunmada da dediğim gibi “Şeyh Bedrettin’lerin, Pir Sultan Abdal’ların ardıllarıyız!” O da şöyle diyor: “Görünen o ki, aydın yaşatmada ve aydın katletmede ünlü olan coğrafyamız, aydın çürümesi ve aydın köleleşmesi konusunda da ün yapmaya başladı.” Yalan mı, yanlış mı?
Son 5 yıldır yazdıklarıyla geçinen Öner Yağcı'nın  iyi konuşuyor, iyi yazıyor olmasının ardında nelerin yattığını düşününce gözümün önüne onun  neler yaptıkları geliyor. Cem Yayınevi, Çınar Yayınları, Papirüs ve İlke Yayınları, Engin Yayıncılık'ta çalışırken yayıncılığın her aşamasını öğrenmiş ve bu arada dünya klasiklerini defalarca okumuş. Emeğe ve toplumculuğa değer veren edebiyat dergilerinde sürekli yazmış. Anadolu’daki kültür sanat etkinliklerinde konuşmacı olarak bulunmuş. 3 yıl Kültür Bakanlığı Edebiyat Eserleri Yayın Danışma Kurulu Üyeliği, Kültür Bakanlığı 75. Yıl Ödüllerinin roman dalındaki yarışmalarında seçici kurul üyeliği, yazar örgütlerinde, Nâzım Hikmet Kültür ve Sanat Vakfı'nda sorumluluklar üstlenmiş. Kısacası hep edebiyatla beslenmiş. Bedel de ödemiş elbette. İkametini İstanbul'a taşımak için 1 yıl, pasaport almak için 3 yıl, sürücü belgesi almak için 1 yıl  beklemek zorunda kalmış.
Rasime-Der 'i kurduğumuz günlerde, bir de gazete çıkarmaya başlamıştık. Hem de 20-24 sayfalık... Gazetemizin köşe yazarlarının başlıcaları şunlardı. Yekta Güngör Özden, Beno Kuryel, Selim Karyelioğlu, Emrah Şeyhoğlu, Mehmet Atilla, Mehmet Özçataloğlu… Tabii ki aralarında  biri daha vardı: Öner Yağcı!
Çağa tanıklığı anlatan romanlarının dışında  hazırladığı  inceleme kitaplarıyla da   edebiyat dünyamıza zenginlik katmış olan Öner'in Nazi Kampları hakkındaki kitabını herkesin okumasını isterim. Özellikle de siyasete ilgi duyanlar için önemli bir kaynaktır  o.
Şiire olan sevdası tükenir mi insanın? Herhangi bir söyleşide, açılışta, panelde  okuduğu coşku dolu şiirlerle hep aramızda. Şiir yazmıyor belki; daha doğrusu şiir kitabı yayımlamıyor. Nedenini de sormadım kendisine. 500 basan şiir kitabının kaçının satıldığını o benden daha iyi biliyor zira.
Üretken, çalışkan, yaratıcı, paylaşımcı dostum Öner Yağcı! İyi ki tanımışım seni, iyi ki varsın!

 

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar