Portre 8 RASİME ŞEYHOĞLU
Recai Şeyhoğlu

Recai Şeyhoğlu

Portre 8 RASİME ŞEYHOĞLU

20 Ağustos 2017 - 09:40

Salihli'de Filiz Sokak günlerimizdi. Bahçeden şeftali  ve erik koparmış, mutfakta  meyve kokteyli hazırlıyordum. Salona geldiğimde ne göreyim: Başparmağının etli kısmına tığ batmış olan annem büyük bir dikkatle tığı çıkarmaya çalışıyordu. Sesi çıkmıyordu ama gözleri yaşarmıştı. Panik, ağlama, çığlık atma arası bir ruh haline yuvarlandım. Karşı komşuyu çağırmak için kapıya seğirtmişken “Sakın ha!” dedi, “Telaşa verme ortalığı.”

Sonra da tığı bir şekilde çıkarttı parmağından. Tentürdiyot sürüp uzandı kanepeye. Başına çökmüş, ne yapacağımı bilemez haldeydim. Sarılıp öpesim gelse de yapamadım. On dakika sonra da kalkıp mutfakta yemek yapmaya başladı. Böylesine dirençli biriydi gerçekten. Biz elimizi süremezken, o her iki ucu ateş gibi olan kızgın tencereleri çıplak eliyle tutar, sofraya taşırdı. Hastanedeki son günlerinde, kan alınırken ya da iğne yapılırken bu işlemler ona mı yapılıyordu, bana mı, anlamakta zorlanıyordum. Kateter takılırken ya da çıkarılırken doktorunun, “Teyzem, biraz canını acıtacağım ama...” demesine karşın “Ah be kızım, keşke her acı iğne acısı, kateter acısı gibi olsa...” diyerek doktorunu bile rahatlatmayı becerirdi.

Dilkökü kanseri yüzünden radyoterapi gördüğü günlerdeydik. Boğazının dip kısmı sulu yara olmuştu. Canının çok yandığını hissedebiliyorduk. Eş dost ziyaretçilerle birlikte salonda oturuyorduk. Bir ara koridordan sesi geldi kulağıma. Türkü söylüyor gibiydi. Merakla koridora çıktım. Telefonun başında türkü söylüyordu. Şaşırmıştım. “Ne yapıyorsun anne? dedim  azıcık öfke azıcık şaşkınlıkla. “Oğlum, Muzaffer Bey türkü söylememi istedi de...” Muzaffer  Bey dediği, benim kayınbirader. Sivas'tan arıyordu. Annemin 'Türkü Ana' olduğunu biliyor ya... Sözü bir şekilde türkülere getirmiş demek. Ameliyat olan ve radyoterapi gören  annem değil de bir başkasıydı sanki.

Muzaffer, annemi; annem de onu çok seviyordu. On yıl kadar önce eşimle birlikte Sivas'a gitmişler,  bir hafta kalmışlardı onlarda. Şarkılar, türkülerle güzel günler geçirmişlerdi. Sadece kayınbiraderimi mi? Kayınvalidemi, baldızlarımı, bacanaklarımı da çok sevmişti. Hatta kardeşlerini, ablasını, yeğenlerini de delicesine bir tutkuyla severdi. Hiçbirimiz ne teyzelerimizle ne de amca ve teyze çocuklarımızla ilgili tek bir kötü kelam edemezdik yanında. Kırmızı çizgileriydi bunlar. Kendi anne babalarıyla dertlerini paylaşamayan  bazı amca ve teyze çocuklarımın,  annemle bir araya gelip kaynatması bende azıcık kıskançlık duyguları yaratıyorsa da özel bir saygı duyduğumu belirtmeliyim. Bu tür buluşmalara Salihli'deki evimiz çok tanık olmuştur.  Rize'den Gördes'e  geçmekte olan Seyhun'un, Ankara'dan İzmir'e gitmekte olan Nesrin'in ya da Canan'ın o şirin  ve mutluluk kokan evimizde park (!) etmeleri, gecenin geç saatlerine kadar yaptığımız muhabbetler, annemin “Sizlerle bir arada olmaktan çok hoşlanıyorum çocuklar,” demesi ve bizlere yiyecek içecek taşımasını nasıl unutabilirim!

 Yalnızca yakınlarımız mı? Kuşkusuz hayır! Birisi evimize gelecek de ona yemek yedirmeyecek, güzelce ağırlamayacak ha! Tarih yazmadı bunu. Abimin, benim, kardeşlerimin ne kadar yakın arkadaşı varsa, hepsi evimizde konaklamış ve babasının evi gibi rahat etmiştir. Köyümüze gittiğimde “Annenin ekmeğini çok yedim,” diyen öyle çok arkadaşım var ki...

          Köprübaşı'ndaki ‘cem’lerde söylediği nefesleri, deyişleri 1963'ten beri unutmuş değilim. Babamla birlikte kanepeye karşılıklı oturup Kur’an okuyuşları, birlikte nefes okumaları  bana o günlerden kalan en güzel fotoğraflar... Âşık Hatayi, Pir Sultan Abdal denince akan sular dururdu. Her kütüphane açılışının öncesinde ders çalışır, Aşık Hatayi'siyle geçirirdi saatlerini. Şiire böylesine düşkün, müziği  hep içinde hisseden bir kadındı annem. Onun söylediği şiirlerle, deyişlerle büyüdüm dersem, hiç de abartı olmaz. 

 İlkokulu bitirebilmişti yalnızca. O günlerin koşulları ve ortamı nedeniyle dedem okutmamıştı kendisini. Bu yüzden de ‘okumak’ içinde bir ukde olarak kalmıştı. Herkesin okumasını istiyordu. “Ben bir Cumhuriyet kızı olarak, köylerde kütüphane açmayı bir yurttaş sorumluluğu  biliyorum!”  diyen canım annemle Hakk'a yürüdüğü güne kadar, 39  kütüphane açmıştık. Şimdi ise Rasime Recai Şeyhoğlu Kütüphaneleri’nin sayısı 46 oldu.  Yakında da 47.sini açacağız, Muğla topraklarında.

Çok sevgili Muzaffer İzgü'nün “Rasime Şeyhoğlu kütüphaneciler imparatoriçesidir,” sözü gurur veriyor bize. Müziği, edebiyatı, gezmeyi, tiyatroyu, gazete okumayı, gündemi izlemeyi çok seven annem, benim için mükemmel bir gezi arkadaşıydı. Rodos'a giderken akşam yemeğinde Uzakdoğulu garsonlarla, restoran görevlileriyle şarkılar-türküler söylediği o güzel gece şimdi albümümde bir anı... Nasıl da eğlenmiştik... Yemesini de içmesini de severdi.

Gürcistan'a uçmak için havalimanında beklemedeyiz. Uçuşa daha iki saat var. Aldım küçük bir viski, çikolata eşliğinde yudumluyoruz. Kızıyla Odessa'ya uçacak olan bir Rus bayan yanımıza oturdu. Bizim ana-oğul olduğumuza ve viski şişesini paylaşmamıza bir türlü inanamadı kadıncağız.

 Bir hafta kadar kaldığımız Tiflis'te, müfredatla ilgili  bir konuyu öğrenmek için bir liseye gitmiş, odamıza dönmüştüm. O da ne, annem temizlikçi Gürcü bayanla konuşup duruyor. Kadın Gürcüce, annem ise Türkçe... Vallahi de billahi de konuşurlarken gülüşüyorlar da… Diyor ki bana, “Bu kız 23 yaşındaymış, Tiflis'in bir köyündenmiş.” Yüzüne şaşkınlıkla baktım. “Nasıl anladın?” Kendinden gayet emindi. “İstersen sor.” Bir kez daha anladım ki “sevgi dili'nin ustalarındandı annem. Anlaşamayacağı biri yoktu bu dünyada.

          Kızım Deniz, bebekken nasıl ağlardı biliyor musunuz: “Babaanne! Babaanne!” diye. Şimdi iç hastalıkları uzmanı olan yeğenim Emrah da ona keza... Yaz tatillerinde sabah uyanır uyanmaz 'babaanne' diye ağlamaya başlarlar, doğruca annemlerin odasına giderlerdi. Kahvaltılarını da annemle birlikte yaparlardı. Torunları için bulunmaz bir babaanneydi o.

Gerek annemin gerekse de babamın önemli bir özelliğiydi 'almadan vermek'. Yaşar eniştemlerin yanına gitmişlerdi bir defasında, Diyarbakır'a... Dönüşte biz dört kardeşe ne almışlar dersiniz; birer İbelo çakmak.. Canlarım benim! Oysa hiçbirimiz sigara içiyor da değildik. Annemin nasıl biri olduğunu Bodrum'da yaşayan Mehmet Demirörs'e soracaksınız bence. Onun kuracağı cümleler eminim daha tevazu kokan cümleler olacaktır. Ama sevgi soslu... Ana oğul gibiydiler adeta...

Giyimine ve makyajına düşkün bir kadındı. Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesinde yatarken yanıbaşındaydım hep. Karşımızdaki hastanın bakıcısı olan genç bayanın, “Maşşallah teyzem, sahneye çıkacaksın galiba!” sözüne ne çok gülmüştük. Gözünü açar açmaz saçını tarar, eline yüzüne yumuşatıcı krem sürerdi hemen. “Gelen doktorlar, hemşireler bakımlı görsün Recaiciğim,” derdi.

Doktor olan teyze kızım Handan telefon açtı bir gün. “Hastamız bugün ne yapmış, biliyor musun Reco?” Merak ettim, sordum: “Ne yapmış?” Doktoru Sivaslı mı neymiş galiba, ona dönmüş ve “Oğlum, sana Pir Sultan’dan bir deyiş okuyayım ben. Seversin değil mi?” demiş. Düşünün, annem o günlerde  Yeşilyurt'tan özel bir hastanenin yoğun bakımına gönderilmişti ve o haldeyken bile deyişler okuyacak kadar morali yerindeydi.

Sarıdere'de öğretmenlik yaptığım yıllarda babamla birlikte yanıma gelmişler, beceriksiz biriyim diye benimle kalmışlardı bir süre. O dönemde Orhan Kemal'in romanlarını okumuştuk hep birlikte. Ailece Orhan Kemalistizdir anlayacağınız.

Sağlığı el verseydi Belçika'ya götürecektim. Nevin ile Oktay'ın yanına.. Orada canlara deyişler okuyacak, semah dönecekti.

Dünya Barış Günü'nün kutlandığı 1 Eylül'de (1930) doğmuştu. Hastaneden taburcu olduğu gün Bademler'de Hakk'a yürüdü. 21 Ağustos 2015’te...  Üç kardeş olarak kollarımızda verdi son nefesini. “Hakk'a yürüdüğümde  beni cemevinden kaldırın ve herkese birer ayran dağıtın,” demişti. Cemevinde vedalaştık ama ayran dağıtamadık ne yazık ki. Olmadı bir türlü. Türkülerle, deyişlerle de uğurlayamadık. Toprak olana kadar  unutamayacağım bunu. “Sarı kızım, kibar kızım” dediği Ender ablam hepimiz adına  bir şeyler söyledi iyi ki. Duyduğundan eminim. 

 Sevgili Rasmus! Kitaplarla ve kütüphanecilikle kanseri yenen kadın olarak tarihe geçer misin bilmem ama,  benim tarihimde  'en güzel arkadaş, en paylaşımcı dost, en güzel anne, eşsiz kraliçem' olarak kalacaksın. 

          Işıklar içinde uyu Cumhuriyet Kızı!

 

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar