PORTRE : SAMİ ALPTEKİN
Recai Şeyhoğlu

Recai Şeyhoğlu

  PORTRE : SAMİ ALPTEKİN

23 Temmuz 2018 - 07:39

 

 '' Denizli'nin Tavas ilçesinde Türkiyeli oldum. '' diye girdi söze.
Ömrü Denizli, İsparta, Ankara, İstanbul ve İzmir'de geçmiş. Kültürel ve politik gelişmesini babası ve abisiyle, Ankara'daki özel tiyatrolardaki çalışmalarına borçlu olduğunu söylüyor. Gençliğin coşkusu ve dinamikliği, birazcık da lumpenliğin etkisiyle liseyi Denizli'de bitiremiyor. İsparta'ya sürülüyor. Diplomasını bu yüzden İsparta'dan alıyor.
Lise öncesi yılları ise yarı proleterlikle geçiyor. Ortaokul üçüncü sınıftan itibaren otel, motel ve restoranlarda  çalışıyor. İlk parasını kazanmanın mutluluğunu yaşıyor.
Politik bilinçlenme sonrasında ise kendisini siyaset sahnesinde buluyor. 1965 ve sonrasında  ' sınıf mücadelesi ' içinde  yer alıyor. TİP, FKF ve DEV- GENÇ'te geçiyor ayları, yılları... Kendi tabiriyle ' Militan Sami ' oluyor.
Ankara'da uzun yıllar özel tiyatroların idaresinde çalışıyor. Rüzgârlı Sokak'ta gazetecilik yapıyor. Sayfa  editörlüğü, gece sekreterliği ve muhabirlik...
Sami Alptekin ‘le konuşuyorum.
İzmir'deki  yaşamı avukatlık ve parti kuruculuğu / yöneticiliğiyle geçen yüreği Selanik biri o. İnançlı, kararlı, doğru bildiğinden şaşmayan, dirençli bir hukuk adamı !
Bu özellikleri nedeniyle olsa gerek ki çok sayıda bilim / sanat dünyasında yer alan kişilerle dostlukları olan biri.
TİP, TBKP, SBP, BSP ve ÖDP'de yer almış, yöneticilikler yapmış.
Yarın ve Gün gibi dergilerin sahipliğini de dava ve örgüt adına üstlenmiş özverili bir yurttaş. Bir mücadele insanı...
30 yıla yakın  sürdürdüğü avukatlık  yaşamından sonra şimdi  de yirmi yıldır cafe işletmecisi. Kitaplar, dergiler, gazeteler, müşteriler ve yoldaşları arasında geçen bir koca yirmi yıl. Güzelliklerle geçen günlerini taçlandırırcasına cafesine de ' Güzelim ' adını vermiş. Güzelim Cafe ! 
 Ben onu SBP  İzmir İl Başkanıyken tanıdım. Duruşu, konuşması ve önder kişiliğiyle  kendime çok yakın hissettim. Sonraki günlerde de çok değerli bulduğum bir öğretmen arkadaşımızın  eşi olduğunu öğrenecektim.
Ama ben onu asıl  Alsancak'ta tanıdım. Ulusal yayın yapan  bir gazetenin polis tarafından basıldığı gün... Haberi alır almaz ben de seyirtmiştim hemen. Ruhuma işlemiş olan gazetecilik refleksiyle... Çünkü o gazetede ayda üç- beş kez ben de yazıyordum ikinci sayfada. Yazdıklarım nedeniyle  tehditler aldığım  da oluyordu.  '' Ayıp ayıp soyadın Şeyhoğlu ama yazdıkların hiç de  adına yakışmıyor ! '' diyen telefonlar aldığım yıllardı. Gazetenin muhabiri de  Eylem adında genç bir kızdı ve arkadaşımın kızıydı. Sık sık da ziyaretine gidip geldiğim bir kardeşimizdi.
Hem geçmiş olsun diyecek hem de  konuyu öğrenecektim. Bina polisle kuşatılmış gibiydi. Öğretmen Dünyası Dergisi'nin temsilcisi olduğumu gösteren kartla ' muhabir ' muamelesi  görüp içeri alınmıştım.
Gazetenin avukatı olan Sami Alptekin'in o gün polislere söylediği sözler neredeyse rüyama girecekti. Polisin zorlamasına karşı o Zaloğlu Rüstem gibi direnç gösteriyordu. Öyle güzel cümleler, öyle yiğit bir tavır ve öylesine bir kararlılık vardı ki duruşunda polisler tırstı, evet tırstı ! Gazete niçin basılmıştı, ne aramasıydı yapılan... Bunları soruyordu. Kendisine karşı da saygılı davranılmasını  istiyordu. Hatta emrediyordu. Özetin özeti şuydu: Yiğit bir avukatın ödünsüz tavrı ve polisin yaptığı işin hukuksuzluğu...
            Dimitrov'u  andırıyordu. Bulgaristan'ın yiğit evlâdı Dimitrov'u...
Leipzig Duruşması adlı kitabı okuduğumda ve Ankara'da da   oyununu  izlediğimde ben de kendimi o günlerde hep Dimitrov gibi duyumsamıştım. Çıktığım mahkemelerde gözümün önüne tek kişi geliyordu : Dimitrov !
Beni öyle etkilemişti ki, Salihli'de lisenin müdür yardımcısını makamında  hırpaladım diye mahkemeye çıkarıldığımda kendimi savunmak için mahkeme heyetinden kağıt kalem istemiştim.  ( Dimitrov da öyle yapıyordu ya… ) Savcı da yargıç  da  sanki tebessüm dolu bir ifadeyle bir bana bir de birbirlerine bakarak isteğimi yerine getirmişlerdi. Müdür yardımcısının  yaptığı konuşmalardaki yalanı yakalamış/ çelişkiyi not ederek  kendimi  savunmuş ve  sonuçta serbest bırakılmıştım.   Yalanını yakaladığım müdür yardımcısını da yargıç öyle bir haşlamıştı ki… Duruşma salonundan ayrılırken de / galiba biraz şımarmıştım / yargıca , '' Benim bütün gün zamanımı aldığı için kendisinden şikayetçiyim efendim . '' demiştim.
Kararlılığı, haklıysak kazanacağımızı ve doğru olmayı ben Dimitrov'un  Alman Nazi Mahkemesinde yargılandığı o  duruşmalarda  öğrenmiştim. Avukat tutmadan kendimi savunmayı da...
    Gazetenin basıldığı gün,  Sami Alptekin  de gözümde Dimitrov'du. Eminim, polisler bile o gün  hayran kalmışlardı ona.
Gazete çalışanlarına, dayanışma için gelen bizlere öyle bir güven vermişti ki, sonraki günlerde dostu ve hayranı olarak sürdürdüm onunla olan ilişkimi. Şimdi de arada bir ziyaretine gidip yeni  çıkan kitaplarımdan veriyorum, eski günleri yad ediyoruz. Her gittiğimde de  Denizli’deki, Ankara’daki bilmediğim maceralarını öğreniyorum.
Böyleleri zor adamlardır. Anlaşması hem kolay hem zordur. Güveninizi asla boşa çıkarmaz bir kimliği taşırlar onurla. Yıllarca  birlikte yaşadığı ama evliliği yürütemedikleri  eşi, diyorsa ki ‘’ Sami, her  daim güvenilir bir dosttur. Herkes için zor günlerin ilk akla gelen adıdır. Bütün huysuzluğuna karşın hem saygı görür hem sevilir. Duruşundan, çizgisinden asla ödün vermez  bir adamdır o. Zekâsı ve yetenekleri çok para kazanmaya son derece müsait olmasına  karşın o vicdanına  ters gelen her türlü işten ırak kalmayı bilmiş , tercihini hep ezilenlerden yana kullanmış bir güzel insandır. Gençlerin, öğrencilerin Sami abisi olarak da belleklerden çıkmayacaktır diye düşünüyorum. ‘’ 
Orada düşünmek gerek bence. Hele hele bir cümlesi var ki  eski hayat arkadaşının orada mıh gibi çakılıp kalıyorsunuz. ‘’ Ayrıldık ama hâlâ vazgeçemiyorum Sami’nin arkadaşlığından. ‘’
Şair Eşref kırmış geçirmiş çevresindeki bazılarını ve özellikle İkinci Abdülhamit’i. Hicivlerini okuyanların belleğinde sevimliliği sürüyor hâlâ.   Küfürbazdı ama sevimlinin önde gideniydi Can Yücel.
Onları unutulmaz yapan , sahibi oldukları düşünceleri ve sürdürdükleri  yaşam. Topluma verdikleri güven…
Sami Alptekin de insana o güveni veren bir portre.

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar