Cenker Kuzgun'un 10 Mayıs 2022 tarihli Yenigün Gazetesi'ndeki köşe yazısıdır.

1 Mayıs’tan bir hafta sonra eylemler hakkında yazı yazmamın,  kendimce bilinçli bir sebebi var. 1 Mayıs günü yapılan eylem ve etkinliklerin, işçi sınıfı açısından başarılı olup olmadığına dair kriterlerimden biri de emekçilerin hak ve taleplerinin 1 Mayıs eylemleri vesilesiyle ülke siyasetinde gündeme gelip gelmediğidir. Emekçilerin insana yakışır iş, eşit işe eşit ücret, güvenceli ve kadrolu çalışma gibi taleplerinin ülke gündeminde kendine yer bulabilmesi ve bu taleplerin yerleşiklik kazanacağı politik atmosfer açısından 1 Mayıs’lar birer araç olabildiğinde anlam kazanıyor.

1 Mayıs, II. Enternasyonal'in 1889' da aldığı kararla tüm dünya çapında işçilerin birlik, mücadele ve dayanışmasının günü olarak kutlanmaya başlandı. 133 yıldır 1 Mayıs, dünyanın her yerinde kutlanmaya devam eden bir bayram olarak emeği ile geçinenlerinin devlet ve sermaye karşısında taleplerini dile getirdiği bir mücadele günü olarak hala güncelliğini ve önemini koruyor.

1 Mayıs, işçi sınıfının tarihsel çıkarlarının ve ortak ideallerinin dile getirildiği bir gün olmasının yanı sıra güncel sorunlarının ve bu güncel sorunların siyaset arenasına taşınmasının aracı olarak önemli bir gündür. Bu güncellik bağlamı üzerinden her sene düzenlenen 1 Mayıslar, içerikleri ve mücadele gündemleri üzerinden farklılaşır ve işçi sınıfının mücadele tarihinde, o tarihsel koşullara edilebilen müdahale ile anlam kazanır.  Bir başka ifade ile 1 Mayıslar, işçi sınıfının siyaset arenasında kendi taleplerini dile getirdiği bir gün olarak değerlidir.

1 Mayıs gösterilerinin içeriğini ve kitleselliğini belirleyen şey işçi sınıfı kurumlarının o yıl içerisinde gösterdiği mücadele pratiklerinin alana yansıması ile bağlantılıdır.  Bu bağlamıyla 1 Mayıslar, işçi sınıfı kurumları içinde birer sınav alanıdır. Yoksulluk, kriz, enflasyondan ve mülteci sorununun yoğun tartışıldığı bu günlerde işçi sınıfının ve kurumlarının bu sorun alanlarında söylemlerinin berraklaştığı ve siyaset alanındaki bu tartışmalarda işçi sınıfının sözünün bir belirleyen olarak devreye girmesidir. Bu bağlamıyla 1 Mayıs alanlarında yapılan kitlesel gösterilerde ortak sorunların hem kürsüden hem alandan güçlü bir şekilde dile getirilmesinin ülke siyaseti açısından son derece önemli olduğunu düşünüyorum.

Tüm bunlarla beraber, 1 Mayıs eylemlerinde gözlemleyebildiğim eksikleri sıralamaya çalışacağım:

1.      Türkiye özellikle yıl başında, son yıllarda görülmemiş bir şekilde grev ve iş bırakmaların yaşandığı bir dönem geçirdi. Emek Çalışmaları Topluluğu’nun Grev Dalgası Raporuna[1] göre, 2022 Ocak ve Şubat aylarında ülkede 108 grev yaşandı.1 Mayıs alanında maalesef greve çıkan işçilerin varlıkları ve ağırlıkları hissedilmedi.

2.      Pandemi süreci ile beraber sorunları daha fazla gün yüzüne çıkan ve kitlesel iş bırakma eylemleri nedeniyle iktidar ile karşı karşıya gelen sağlık emekçilerinin 1 Mayıs’a katılımları oldukça sınırlıydı.

3.      Mülteci meselesinde ırkçılık ve nefret söylemlerinden uzaklaşma çağrısının güçlü bir şekilde vurgulanması oldukça önemli olsa da alanlarda göçmen işçi varlığı yok denecek kadar azdı. İşçi sınıfı kurumlarının ve sol siyasetin göçmen emeğinin örgütlenmesi konusunda bir ilerleme kat edemediği gözle görüldü.

4.      1 Mayıs kürsülerindeki konuşmaların genel olarak kurum temsilcilerine ayrılması ve bu konuşmaların birbirine benzer bir şekilde uzun tutulması alanın coşkusunu sönümlendiren bir rol oynuyor. Bu bağlamıyla 1 Mayıs kürsülerinin işçilere daha fazla açılması son derece önemlidir.

5.      Küreselleşme süreci ile beraber emeğin yapısındaki dönüşüm sonrası belirleyici hale gelen hizmetler sektöründe ve iş yaşamında etkisini giderek artıran dijitalleşmenin de etkisiyle yaygın hale gelen yazılım, e-ticaret, çağrı merkezi gibi yeni nesil işlerde çalışan emekçilerin ülkedeki genel emekçi toplamıyla var olan bağlarının zayıf olduğu 1 Mayıs meydanlarında gözle görülür bir haldeydi.

1 Mayıs alanlarına bakıldığında ilk elden gördüklerimi sıralamaya çalıştım. Kapitalizm kendini yenilerken, yeni iş biçimleri geliştirirken ve bu süreçler emeğin örgütlenmesini zorlaştırırken emek kurumları da yeni yollar bulmak zorundadır. “Eski” tip sendikacılığın artık işçi sınıfının güncel ve tarihsel hedeflerini örgütlemekte ve dile getirmekte yetersiz kaldığı ortadadır. Bu bağlamıyla kapitalizmin iş süreçlerinde gerçekleştirdiği dönüşümleri de göz önüne alan yeni, esnek, katılımcı emek kurumlarını inşa etmek zorunluluğumuz var. Ancak o zaman 1 Mayıs’lar daha sonrasına kazanımlar devredebilen bir güne dönüşebilir.

[1] Emek Çalışmaları Topluluğu, 2022 Ocak-Şubat Grev Dalgası, , Evrensel, Mart 2022