10 Kasım 1938’de ölen Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü saygıyla anarken bu yazımda onun Dünya Savaşı ve Dünya Barışı üzerine tarihte pek az bilinen iki görüşünü dillendirerek üzerinde düşünmeye vesile olmaya çalışacağım.

Atatürk’ü anmanın yas tutmaktan değil, onun fikirlerini anlamaktan geçtiğine inanıyorum. Çocukluğumda hatırlıyorum 10 Kasımlarda anlama yerine yas tutma ön plana çıkarılır ve örneğin içkili restoranlar, eğlence mekanları kapatılırdı. Bu uygulamaya önce Atatürk’ü gerçekten seven aydınlar, gazeteciler yazılarıyla karşı çıktılar, yanlışı dile getirdiler.

Gerçek Atatürkçüler O’nun “Beni görmek demek mutlaka yüzümü görmek değildir. Benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız bu kafidir.” sözünden hareket ettiler. Atatürk ölümlü olan ile baki kalanı ayırıyordu: “Benim naçiz vücudum bir gün elbet toprak olacaktır fakat Türkiye Cumhuriyeti sonsuza dek yaşayacaktır. Ve Türk milleti güven ve mutluluğun kefili olan ilkelerle, uygarlık yolunda, tereddütsüz yürümeye devam edecektir.”

Atatürk’ün öldüğü 10 Kasım 1938 tarihi koşullarına baktığımızda 2’nci Dünya Savaşının hemen eşiği olduğunu görüyoruz. Bunu bugünden söylemek mümkün çünkü Dünya gerçekten çok korkunç bir savaş yaşadı. Ama o tarihte dünya tam bir aymazlıkla bir yerde başlayacak küçük bir kıvılcımın koca bir dünya savaşına dönüşeceğini göremiyordu.

Tarihçilere göre 2 önemli tez var; birincisi, Mustafa Kemal Atatürk ölmeden önce 2’nci Dünya Savaşının çok yakında başlayacağını öngördü.

İkincisi, Türkiye bu Dünya Savaşına girmemelidir, dışında tutulmalıdır!

Bu iki tarihi tez bugüne kadar çok tartışılmadı ama red de edilmedi.

Şimdi 3’üncü Dünya Savaşının eşiğinde bu tezleri iyi irdelemeli, iyi anlamalıyız. Atatürk’ün bu nedenlerle ölümünün erken olduğu, hatta zehirlenerek ölümüne neden olunduğu, hastalığına kasten yanlış teşhis ve yanlış tedavi uygulandığı tarihçiler arasında bir türlü tam aydınlatılamayan görüşler olarak tartışılır. Buna rağmen Atatürk çok yakınlarına, güvendiği kişilere Türkiye’yi savaşa sokmama talimatı verdiği ve bunun için ellerinden geleni yapmalarını istediği söylenir.

Acaba Atatürk yaşasaydı 2’nci Dünya savaşının seyri ne olurdu? Tarih tezi olarak incelemeye değmez mi bu?

1’inci Dünya Savaşı için 28 Haziran 1914'te Saraybosna'da Avusturya-Macaristan veliahtı Arşidük Franz Ferdinand ve eşi Arşidüşes Sophie'ye düzenlenen suikastın ardından başladığı yazılır.

Saraybosna’ya gittim ve o veliahtın öldürüldüğü köprüde yürüyerek o günleri gözümde canlandırmaya çalıştım.

Saraybosna çok güzel bir şehir. Sarayova deniyor. Ortası gerçekten muhteşem bir ova, dağları ise ilk yerleşimlerin olduğu harika saray gibi evleri ile adı gibi Sarayova. Biz daha çok kış olimpiyatları ile televizyonlarda izlerken birden 1990’lı yıllarda savaş sesleri duymaya başladık. 1989’dan sonra Sovyetler Birliğinin dağılmasıyla başlayan süreç Yugoslavya’yı da etkiledi ve Tito’nun Hırvat, Sırp, Boşnak ve diğer milletleri ortak bir vatanda kardeşçe buluşturduğu iki kutuplu dünyanın dışında bağlantısız tuttuğu Yugoslavya parçalanıyordu.

Tarihçiler Fidel Castro gibi Tito’nun da Atatürk’ü çok sevdiğini, fikirlerine çok değer verdiğini söylerler. Fidel Castro gibi Tito da Türkiye ziyaretinde bulunmuştur. Bosna Hersek’i gezerken dağlarda, ormanlarda hâlâ Tito yazılarına rastlayınca şaşırmıştım.

Güneydoğu Avrupa’da bulunan Bosna Hersek’te savaşın bir katliam bir soykırım düzeyine geleceğini öngöremeyen veya böyle olmasını isteyen Batı dünyası; 1995’te Srebrenista’da binlerce masum Bosnalı Müslüman kadın, çoluk çocuk kardeşimizin katliamına neden oldu.

2’nci Dünya Savaşının kıvılcımının ateşlendiği topraklardan şimdi de 3’üncü Dünya Savaşının kıvılcımı için hazırlık yapılıyor!

Başta Amerika olmak üzere Makedonya’nın başkenti Üsküp’ü merkeze alıp devasa merkezler kuruyor, çeşitli anlaşmalarla silah yığıyor. Amerika ne işi var, taaa uzak diyarlardan geliyor ve Avrupa’nın göbeğini silah deposu yapıyor.

Bosna Hersek’te Boşnaklara karşı provakatif bayrak açma vs. eylemler artıyor. Vahabilik bahane edilerek Hristiyanlığın bütün mezhep ve tarikatları, boy boy kiliseleriyle cirit atıyor. Mostar köprüsünün tarihi siluetine aykırı olarak dağa dev bir haç dikiliyor. Milliyetler ve dinler savaşının koşulları oluşturuluyor. 3’üncü dünya savaşına yol açabilecek bu girişimlere karşı uyanık olmalı ve barıştan yana tavrımızı koymalıyız. Bir daha Srebrenista soykırımı yaşanmaması için gayret göstermeliyiz.

10 Kasım’da Atatürk’ü bir kez daha anarken O’nun Dünya Savaşı ve Dünya Barışı hakkındaki görüşlerini bir kez daha hatırlamamız, araştırmamız ve anlamamız gerektiğini düşünüyorum.