13.10.2018, 04:21

'Neden' biz?

Bizde neden her şey bu kadar pahalı?
Bizde ki, bu ‘akıl dışı’ pahalılığın anlamı ne?
Zamanında memleketçe beddua mı aldık acaba?
Sağılacak inek pozisyonun da mı kaldık yoksa?
Sanırım artık başka türlü açıklama bulamıyoruz. 
Ülkemize ne oldu böyle? 
Bir ülkede maaşlar açlık sınırının altında olup her şey pahalı olur mu? Olur.
Markete gidiyorsun bir- iki şey ile çıkıyorsun el yakıyor.
Yazık bu millete.
Bu kadar çalışıp bunu haketmesi yanlış.

*
Ülkemizde vatandaş tüketimi (ötv-kdv) ve vatandaşların kazancı, serveti (emlak vs) üzerinden vergilendirmek öncelikli ve fazla.
Dış borcu, iç borcu, cari açığı, KDV si vs vs si bitmiyor. 
Sonra da soruyoruz neden bu kadar pahalı bir ülke olduk diye?

*
Ve asıl gerçek şu ki; ülkemize zamanında “üretmeyeceksin” denmiş, ‘ihtiyacın olursa satarız’ denmiş.
Hatta gizliden ‘pazarımızı kuralım’ denmiş.
Ve şimdi de o pazardan çıkamıyoruz.
Hatta bu kapitalist sisteme bizi köle yapanlar hatalı değil sadece. Bizlerde de kat ve kat hata var. 
*

Şimdi de çabalıyoruz? Ancak bizler hayat idamesi karşılığında para kölesi olmadık mı?
Güce kendimizi teslim etmedik mi?
Sonra bir üfürükte, bir dolar karışımında hop kölelik.
Tezgahın üzerinde bekleyen yoğurulan bizleriz.
Sabahtan akşama kadar didinenin canı yanıyor, gözü kapalı.
Ve saf saf kaynaklarımızı kullanarak bize geri dönüştürenlere köleyiz.

*

Peki neden biz?
En pahalı benzini kullanan biziz. 
En pahalı interneti olan biziz.
En pahalı arabaları alan biziz. 
En pahalı teknoloji ürünleri olan biziz.
En pahalı evleri alan biziz.
En pahalı eti yiyoruz. 
Ancak en az maaşı alan de biziz.
*
Normal satış fiyatı daha az olan bir otomobili, vergileriyle, falan filanla neden daha pahalıya alıyoruz? 
Çok daha az kazanan insanlar olmamıza rağmen kat kat daha fazla neden ödeyenler biziz?
Söyleyin elleriniz titremiyor mu?
*
Velhasıl başımızın üstüne koyduk kapitalist düzeni. 
Nasıl çıkarız?
Kendin üret, kendi yağında kavrul” dönemi bitirilmiş. 
Nasıl savrulmayız?
Hammaddeler alınıyor.
Markalar satılıyor. 
*
Şimdilerde teleffuz edilen kriz mi?
 ‘Kriz mi, kriz ne arar ülkemizde’
Avunma.
Görülemeyen şu ki bir Avrupa ülkesinde net ayda 4000 tl den az alan yoksul sayılıyor.
Şu durumda rahatlıkla söyleyebiliriz ki, ülkemiz hiçbir şey üretmeyen, hizmeti olmayan, vergileri yüksek fakir bir ülke.
Arabası, akaryakıtı, içkisi, sigarası, evi, kirası, gıdası ile pahalı bir ülke.
*
Temel gıda fiyatları aldı başını gitti.
Temizlik ürünleri keza öyle.
Giyim kuşamı saymıyorum bile.
Hatta açık ara pahalıyız artık kabullenelim. 
Gerçekler acı. 
Hatta zengin daha da zengin. Fakir daha da fakir uçurumu arttı da arttı.
Fırsatçılar çoğaldı.
Sömürenler arttı.
*
Dünya da tarım alanında kendi kendine yetebilen 7 ülkeden biriydik ne oldu?
Bitti.
Bitirildi.
Şimdi yetemez olduk. 
Meyve sebze cenneti ülkemiz gitti, sürekli dışa muhtaç ülkemiz geldi.
Türkiye'nin daha doğrusu halkının fakir olmasından kim nemalanıyor önce bu anlaşılmalı?

*
Temel olarak bunların bir çok sebebi var aslında.
Örneğin; özellikle gıda ürünlerinde üretici ile tüketici arasında çok fazla aracı barındırıyoruz.
Çiftçimize gerekli önemi ve güveni sunamıyoruz.
Aracıları maalesef ki ortadan kaldırmak zor.  
Sendikalar güçsüz.
Kooperatifler az.
Emeğin gücü yok ediliyor. Çok fazla dışa bağımlı olduk.
*
Kendimize dönecek olursak;
Türkiye'nin giderek daha pahalı bir ülke olduğu gerçeğini kabullenin ve sistemi durdurun artık. 
Ulusal fakirlik sınırının altında yaşayan kalmasın. 

*
Bu ülkede gıda ve zaruri ihtiyaçlar dışında fiyatların yüksek olmasına (alkol, sigara vs) kimse karşı değildir. Ancak iş temel malzemelere giderse ki (çoğu ithal olursa) istikrarsızlık başlamaz mı?
Dünya da pek çok ülke de vergiler yüksektir ancak toplumun temel ihtiyaçları pahalı değildir. Ulaşım, sosyal ihtiyaçlar pahalı değildir.
Bizde ise her şey alt üst.
*
Tarımsal olarak kalkınmamamız en büyük düşmanımızdır.
Temel besin maddelerimizin hep ithal edilmesi köleliktir.
Ülkenin üretime yönelik politikalardan uzak olması kendi ipimizi çekmektir. 
*
İhracat degil ithalata yonelik olmamız kısa ve uzun vadede inanın bize zarar.
En önemli gıda olan buğdayı dahi ithal ediyorsak vay halimize.
Eskiden kilo ile meyve sebze alınıyor iken şimdilerde bir-iki tane alınacak konumuna düşmemiz acınası durum.
*

Sadece ev inşa etmek ile parasını binaya yatıran toplum yaratmak ne derece doğru?
Sanayi malzemelerinin neredeyse tümünü dışarıdan getiren ülke olmak ne derece doğru?
Pamuğun en kralı bizde iken iplik yapamıyor, kat kat pahalı olarak ipliği satın alıyorsak ne yapabiliriz siz düşünün.
*

Toplumlarda, vatandaşın kafası da artık değişmeli.
‘Hazır yapılmışı varken ne gerek var canım?’ diyen zihniyetler bitmeli.
Bu zihniyet ithal zihniyettir. Biz  neden kendi fındığımızi bile diğer ülkelerden daha pahalıya alıyoruz?

*
Yanlış tarım, hayvancılık, balıkçılık, turizm, kötü maden ve enerji politikaları, ağır vergi ve özelleştirmeler ile bir de politikacılarımızın sürekli dalaşması, adaletsizlik ile acı gerçekler kapımızda. Tabi işin içinde fırsatçı esnafları da unutmayalım.
*

İthalata dayalı bir ülkede, dolar kurunun hızla arttığı ve gelirlerin buna parelel artmadığı bir ülkeye uyanacağımızı göremedik.
Trajikomik durumdayız.
Pahalı olması bir yana, insanın verdiği paranın karşılığını alamaması paramızın hızla değer kaybı yaşaması trajikomiktir.
Dışa bağımlılığın verdiği yıkım trajikomiktir.
Bu ülkede insan hayatı hariç her şey pahalı vesselam....





Dip not;

Hikaye...
Tesadüfen Robin Hood...
“Ünlü İtalyan sinema sanatçısı Vittorio de Sica bir TV röportajında anlatıyor : İtalya' da Napoli' nin kenar mahallelerinden birinde, bir Cafe-Bar da, ‘espresso’larımızı içiyoruz.
İçeri giren müşterilerden biri, barmene "due caffee, uno sospeso" (iki kahve, biri askıda) diyor, iki kahve parası veriyor, bir kahve içip gidiyor. Barmen de tezgahın üzerinde asılı duran çiviye bir küçük kağıt asıyor. Biraz sonra iki kişi içeri giriyor: "Due caffee e un sospeso" (iki kahve ve bir askıda) diyorlar. Üç kahve parası verip, iki kahve içip gidiyorlar, barmen gene bir küçük kağıt daha asıyor tezgahın üstündeki çiviye...
Bu iş gün boyu böyle sürüp gidiyor.
Derken üstü başı biraz eski, püskü, belli ki fakir biri bardan içeri girdi, barmene "un caffee sospeso" (askıdan bir kahve) dedi ve barmenin hazırladığı kahveyi içip, para ödemeden çıkıp gitti. 
Barmen de tezgahın üzerine asmış olduğu kağıtlardan bir tanesini aşağı indiriverdi...”

Nasıl?
Bizde de aynı uygulamalar var değil mi?
Yoksa bizde fırsatçı üstüne fırsatçılar mı dolu?
Doları bahane edip zam üsütne zam yapanlardan ve stok üstüne stok yapıp milleti sömürenlerden mi bahsedelim, fakiri al aşağı edenlerden mi?
Bitmez.

Mutlu kalın...
 
Fıkra;

Temel’in arka cebinden cüzdanı çalınmıştı.
-“Hırsızın elini cebine soktuğunu farketmedin mi?” diye sordular.
-” Ula nerden pileydum da, pir elin cebume cirdiğini farkettum ama çendi elum miydi, değil miydi onu farkedemedum.”

Günün sözü: Eğer herkesin vicdanı rahatsa, bu kadar insanın kalbini kim kırdı?

(Kristin Hannah)
 

Yorumlar

Gelişmelerden Haberdar Olun

@