Cumhuriyet rejimi tarihsel olarak Roma Uygarlığı’nın bir başarısı olarak ortaya çıkmıştır. Latince res publica, “herkese, umuma ait olan” manasına gelir ki, buradaki nesneden kast olunan devlettir. Roma’da devlet herkese aittir, çünkü herkesin katıldığı bir seçimle yönetici organlar oluşmaktadır. Comittia denilen halk meclisleri yönetici olan 2 Consul seçer ve bunlar 2 yıllığına imperium denilen tüm devlet yetkilerini, yani yasama-yürütme-yargı yetkisini kullanır. Roma’da MÖ 509-30 arası bu rejim uygulanmıştır. Roma’yı en parlak çağına ulaştıran da res publica rejimi olmuştur. Bu kelime république biçiminde Fransızcaya girmiş, 1789’daki büyük ihtilal döneminde, kralın ve kraliçenin ihanetleri sonucu başka bir seçenek kalmadığı için, kaçınılmaz olarak getirilen bir rejim olmuştur. Ulusal Konvansiyon adı verilen meclis tüm yetkileri elinde toplamış, hükümet ve mahkemeler de rejime bağlı olarak bu meclisten çıkmıştır. Roma ya da Fransa örneklerinde kuvvetler birliği vardır.

O dönemlerde république kelimesi ile tanışan Osmanlı mütercimleri, bu kelimeyi her ne hikmetse, “cumhuriyet” diye çevirmişlerdir. Orijinal kelimeyi kullanmaktan sakınarak Arapçadan bozma “cümlenin hür olduğu hal” manasına bu kelime zamanla kutsal bir anlam kazanmıştır. En az Osmanlı kadar baskıcı Çarlık Rusyası 1905 ve 1917 ihtilalleri ile çökme evresine girerken, yeni kurulan Sovyet devletleri ise orijinal Latince kelimeyi kullandılar ve bugün dahi bağımsız Kafkasya, Orta Asya devletlerinin resmi isimlerinde respublika geçer: Azerbaycan Respublikası, Kırgız Respublikası gibi.

Mustafa Kemal büyük bir devrimci olarak 29 Ekim 1923’de rejimin ve devletin adını koyarken, ne denli zor bir işe giriştiğinin de farkındaydı. 23 Nisan 1920’de açılan TBMM’nin görev süresi 3 yıldı ve Nisan 1923’de meclis yenilendi. Bazı inatçı ve sivri tipler tasfiye edilerek reformların önü açıldı. Kasım 1922’de saltanat kaldırılırken Mustafa Kemal gerici güçlerin tepkisini görmüştü. Bunlar cumhuriyetin önemini ve gerekliliğini anlayabilecek özellikte insanlar değillerdi. Bu yüzden meclis yenilenirken tasfiye oldular. Mustafa Kemal’in bunlarla mücadelesi 4 yıl boyunca, 1926 İzmir Suikasti’ne kadar devam etti. Lozan Anlaşması, Cumhuriyet’in ilanı, Mart 1924 yasaları ve yeni Teşkilat’ı Esasiye Kanunu, Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası olayı ve Şeyh Sait İsyanı birbiri ardına ve ilericilik ile gericiliğin mücadelesini yansıtan olaylar olarak yaşandılar. Suikastçiler özellikle Mustafa Kemal’in en sevdiği ve halkı da kendisine en sadık duygularla bağlı İzmir kentini seçmişlerdi. Fakat hain planları bozuldu ve böylece devrimci mücadele kazanıldı.

Mustafa Kemal’in arzu ettiği model, Batı Dünyası gibi laik ulus-devlet modeli idi. Bu modelin en önemli örneği İhtilal’den o günlere gelen Fransız cumhuriyeti idi. İslam, belki ilk ortaya çıktığı dönemde, Arap toplumuna devrimci bir dönüşüm ve ahlak felsefesi getirmişti. Fakat özellikle Emevi ve Abbasi dönemlerinde saltanatı meşrulaştıran bir araçtan başka bir şey değildi. İnsanlar özgürleşmediler, aksine tebaa durumuna indirgendiler. Daha sonraki Türk-İslam devletlerinde de bu çarpıklık sürerek Osmanlıya kadar gelindi. Osmanlılar de bu tutucu yapı içinde toplum ve devlet yapılarını dönüştüremeyip yarı-sömürge durumuna kadar düştüler. İslam hem rejimi meşrulaştıran hem de Avrupalı güçler ve Rusya ile, her birisi de kayıplarla sonuçlanan, çatışmaların nedeni olmaya devam ediyordu. Mustafa Kemal, cumhuriyet rejimi ile getirilen laik reformlarla ve İslam’ın yerine geçen ulusalcılık ideolojisi ile, Osmanlının bu temel çelişkisini çözdü. Modern bir devlet oluşurken, toplumda da modernleşmenin yansımaları oldu. Fakat kırsal kesim ve köylülükte süregiden gericilik aşılamadı. Köylerin modernleştirilmesi ve toprak reformu ile güçlü bir orta sınıf oluşturulamadı. Osmanlı bürokratik mantığının uzantısı bir kentli memur sınıfı ve besleme bir yapay burjuvazi rejimin sahibi olarak bırakıldı. Bu sorunsal da sonraki dönemlerde başlayan çok partili süreçte gerici güçlerin öne çıkmasına zemin hazırladı.

Günümüz Türkiyesi geçmişin başarıları ile sorunlarının bir yumağı olarak oluştu. Gelecekteki başarıları ve modernleşmeyi kavrayan bir siyaset oluşturmak için Cumhuriyet rejiminin kazanımlarını ve istendiği halde yapılamayan reformları ve yapılan hataları iyi anlamak gerekir.