Cumhurbaşkanı Erdoğan bir açılış yapacağı zaman, kurdeleyi erken kestiği için kafasına darbe yemekten kurtulamayan çocuk geliyor aklıma. Annesinin özene bezene giydirdiği ufaklık, çocukluk heyecanına yenilip kurdeleyi erken kesince olanlar olmuştu. Hayatı boyunca sonra her zamansız hareketinde kafasına inecek devletin elini bekleyecektir. Talihsiz bir travma...

İzmir için bugün kullanabileceğim en uygun benzetmeler de çocuk imgesi üzerinden şekilleniyor. Dizleri düşüp kalkmaktan yara bere içinde kalmış, sahipsiz kalmaya mahkum edilmek istenilen, anne ve baba ayrılmış korumasız  çocuk.  Her koşmaya çalıştığında çelme takılan, acıları ciddiye alınmayan, fotoğraf karelerinde yanında durulup yapmacık bir gülümsemeyle pozlar verilen mazlum çocuk. Tercihleri saygı görmeyen, giydiği her kıyafet küçümsenen, geleceğinin rantla nasıl karartılacağı planlanan kimsesiz çocuk. Büyümesi istenmeyen, büyüyecekse de başı önde, efendilerin boyunduruğunda büyümesine izin verilen, mahçup çocuk.

Ahh çocuk, vah çocuk...

Son 15 yılın İzmir'de yaşananların özeti budur. 30 Ekim depremi sonrasında yaşananlar da bu sürecin bir parçasıdır hiç kuşkusuz.

26 Kasım günü Cumhurbaşkanı Erdoğan kente geldi. Depremzedelerin konutlarını teslim edeceği günler öncesinden kamuoyuyla paylaşıldı. Depremde evi zarar gören bütün vatandaşlara destek olunuyormuş rüzgarıyla kente geldi Cumhurbaşkanı. Ancak gerçekleri bilen, depremin acısını yaşayan depremzedeler için karanlık tablo aynı şekilde ortada duruyordu.

Proje alanlarında yapılan konutlar depremde zarar gören, yenilenmesi gereken binaların  yüzde 5'i değil. Bölgenin yapısıyla, vizyonuyla uzaktan yakından alakası olmayan binaları getirip kentin ortasına diktiler. Denetiminin bile ne denli yapıldığı hakkında soru işaretleri taşıdığımız binaların ihale sürecinde bile projeleri ortalıkta yoktu.

Dikey mimari olmasın diye 7 katlı binalardaki daireler 6 kata sıkıştırıldı. Ardından İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi'nden geçen emsal artışıyla bölgede "K" koşulu ve  yüzde 20 (ada bazında yüzde 30) bir emsal artışı geldi. Şu an 10-12 kata kadar çıkacak binaların yapılması söz konusu. Sırf Cumhurbaşkanı yatay mimari vurgusu yaptı diye bu binalar apar topar 6 katlı yapıldı. Sonrasında Bayraklı için çıkarılan emsal artışı kararının bütün kente verilmemesinden kaynaklı iktidar partisi kanadından eleştiriler yükselmeye başladı. Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu? Bakanlığın yaptığı binalarda emsali düşür, sonra belediye tarafından verilen artışı yetersiz bul.

140 m2 evi olan da, 75 m2 evi olan da aynı konutlarda hak sahibi. Bir kuranın kaderine terk edilerek tapularını bekleyecek bir azınlık. Ortada yitirilmiş bir hak söz konusu mu? Hem de iyilik yapıyoruz diye yok edilen bir hak. Kendini savunmaktan mahrum bırakılan masum çocuk!

Gelelim Alsancak Stadı'na. Hatırlarsınız, stad ilk yıkıldığı dönem hepimizi bir korku sarmıştı. Kentin sembollerinden olan bu stadın yerine ne yapılacağının belirsizliği içinde kendiliğinden bir refleks de oluşmuştu. Oldu bittilerle Alsancak Stadı elimizden alınmaya mı çalışılıyordu?

2012 yılıydı. Stadın akıbetinin ne olacağı bilinmezliğini koruyordu. TOKİ ve Spor Genel Müdürlüğü protokol yapınca korku büyümeye başladı. Kentin göğsüne saplanacak bir AVM hançeri kabusumuz olmaya başlamıştı. Dönemin Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım (2014 yılında AKP'nin Büyükşehir Belediye Başkan Adayı olmuştu) “Alsancak Stadı’nın yıkılıp yerine AVM yapılması diye bir şey yok. Olsa da ben de taraftar değilim” dedi. Dedi ama şüpheler dinmedi ve  Alsancak Stadı'nın kesinlikle yıkılmayacağını söylemek zorunda bile kaldı diye hatırlıyorum.

Bir kentin direnci AVM hayallerini yıktı. Yıldırım, belediye başkanlığına aday olacağı kente böyle bir haksızlığı yapmadı, yapamadı, yaptırmadı.  Ve korkuyla başlayan bir süreç yaklaşık 10 yıl sonra kente yeni bir stad olarak döndü. Kendi topuyla oynamasına bile izin verilmeyen sessiz çocuk!

Ve bugün "çifte mutluluk(!)" yaşatılan İzmir. Yaşanan, yaşanılacak olan ve yaşanmaması için mücadele edilen süreçleri bilince bu tablolar daha anlamlı bir hal alıyor bizler için. Körfez Geçişi, Çeşme Planları gibi ne olacağı belirsiz tablolar da henüz sonuçlanmamışken başka ne gibi mutlulukların (!) bizi beklediğini de bilmiyoruz. Bilmediğmiz şeylerden korkuyoruz. Korktuğumuz başımıza gelmesin diye çabalıyoruz.

Bence, İzmir'de 26 Kasım'da gerçekleşen açılışların en mutluluk verici yanı kurdele kesme törenlerinde çocukların olmamasıydı. İzmirli çocukların kurdeleleri zamanından önce keseceğinden hiç şüpheniz olmasın.

Yüzünü geleceğe dönerek büyümeye kararlı afacan çocuk...