23.08.2021, 15:10

Adı Afganistan

Cumhuriyet Gazetesi eski yazarlarından, şimdi rahmetli olan Hasan Uysal’ın bir kitabının ismiydi bu başlık. Kitabın bir yerinde Türk büyükelçiliği ile Afganistan’ın önemli bir devlet dairesi birbirleriyle yapışıkmış ve arada bir duvar varmış sadece. Afganlılar akşamları içtikleri biraların boş şişelerini Türk büyükelçiliğinin avlusuna atarlarmış, çünkü yavaş yavaş karanlığa doğru adım atmaya başlamış. Nitekim belli bir süre sonra, kadınlar çarşaf giymeye, burka ile sokağa çıkmaya ve ancak eşiyle serbest dolaşmaya mecbur bırakılmış. Erkeklere namaz kılma mecburiyeti getirilmiş. Böylece Afgan halkı kılık kıyafetten başlayan baskı ve zulümle, giderek her türlü özgürlükten yoksun bırakılmıştır. Ve sonuçta geniş arazileri olmasına rağmen ekili dikili arazilerin giderek azaldığı, insanlarının iş bulamadığı, uyuşturucuyla miskinleştirildiği, kişi başına düşen yıllık gelirin 590 dolar olan yoksul ve zavallı bir ülke konumuna getirilmiştir. Tabi ki Afganistan’ı bu hale getiren en önemli neden ABD emperyalizminin kuklası durumuna sokulmasıdır.
 ABD emperyalizminin Kore’de, Vietnam’da, Irak’ta, Suriye’de yaptığı uygulama önce terör örgütü yaratmak, sonra onları silahlandırmak, halkları birbirlerine kırdırmak ve sonunda o ülkeleri alabildiğine sömürmektir. Afganistan’daki son tango da bunun son örneğidir. İşin en ilginç yanı da, bütün bu eylemleri gerçekleştirirken BM’den karar aldırarak bu işleri yapmasıdır. Gittikleri ülkelerin insanlarını öldürmek, kadınlarına kızlarına tecavüz etmek birinci öncelikleridir. Eski dışişleri bakanının Cebelitarık’tan Uzak Asya’ya kadar uzanan ülkelerde 22 yeni devlet kurmak gibi bir iddiasını unutmuş değiliz. Şimdi bu oyun hız kazandı. Türkiye de bu oyunun hedefleri arasındadır. Kısa adı BOP olan Büyük Ortadoğu Projesinin eş başkanlığının TC Cumhurbaşkanlığı’na verilmesi bundandır. Taliban ile Türkiye Cumhuriyeti devletinin, “biz farklı düşünmüyoruz” diyerek açıklama yapması bundandır. Oysa laik demokratik bir ülke olmamız nedeniyle, bizim onlarla ortak bir çıkarımız yoktur ve hiçbir zaman da olamaz. 
 Ülkemizde sel, heyelan, yangın, deprem gibi felaketleri bütün sıcaklığıyla yaşamamızın yanı sıra, siyaseten demokrasi dışı davranışların bize dayatılması asla kabul edilemez. Mustafa Kemal Atatürk’ün dediği gibi: “Arkadaşlar, efendiler ve ey millet, iyi biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, meczuplar memleketi olamaz.” 
 Bu ülkenin aydınlık insanları, laik ve demokratik cumhuriyetten ödün vermeyecektir.

Yorumlar

Gelişmelerden Haberdar Olun

@