Rusya Taliban’ı kendi faaliyet sahası içinde tanımakta, Afganistan’daki meşru güç olarak kabul etmekte dikkatli davranmaktadır. Moskova, Kabil’deki büyükelçiliğini kapatmamakla, Taliban’ı aslında yakından takip edebilme kozunu kullanmaktadır. Taliban’a karşı olumlu tavır içinde olduğu da görülen Moskova’nın her ne kadar çelişkili davrandığına dair görüşler olsa da aslında; ülkeden çekilmemekle bölgedeki çıkarlarını yakından koruma ve beraberinde Taliban’la daha önceki görüşmelerinde ele alınan konular gereğince psikolojik sınırlarını ve kırmızı çizgilerini korumaya yönelik olabildiğine hassas davranmakla birlikte pek çok riski de beraberinde üstlenmiş durumdadır.

Moskova, Taliban’ın Kabil’i beklenmedik çabuklukla ele geçirmesiyle oluşan jeopolitik kırılmanın dışında kalmak istemiyor. Moskova-Pekin-İslamabad tarafından bölgenin yeniden şekillenecek olan stratejik dönüşümünde oyuna son katılan oyuncu olmanın ötesinde oyunun merkezinden uzaklaşmak istemiyor. Rusya Hindistan’la ilişkilerini kötü etkileme riskini dahi göze alarak Pakistan’la bu süreçte yakınlaşacaktır.

Hatırlanacağı üzere, 2018 Kasım ayında ilk kez Moskova’da Afganistan ile ilgili görüşmelerde Taliban temsilcisi bulundu, toplantı Lavrov tarafından yapılan açıklamada Taliban’ın Afgan toplumunun bir parçası olduğu için temastan çekinmediklerini ve bu tür temasların radikal İslamcıları, silahlı mücadelesini bırakmaya ve hükümetle ulusal dialoğa girmeye ikna etme girişimi olarak yorumlamıştı. 2019 yılında ise Rus-Afgan ilişkilerinin 100. yılında Moskova Taliban heyetini kabul etmiş ve gelen eleştirilere yönelik olarak Taliban hareketinin Doha’daki siyasi ofisinin temsilcilerinin Moskova’ya gelişinin ve Afganistan’ın önde gelen siyasi figürleriyle birlikte söz konusu toplantılara katılmalarının Rusya için itibar riski taşımadığına tam tersine Moskova’nın Afgan meselesindeki aktif rolünün gereğini olarak adım attıklarını belirtmiştir.

1999’da Taliban’ın çeçen ayrılıkçı mücahitleri açıkça desteklemesi ve Rusya’ya karşı kutsal savaş ilan etmesinden sadece bir yıl sonra Taliban Rusya’ya ortak düşmanları olarak addettiği Amerika’ya karşı ortak bir mücadelede birleşmeyi önermişti; Moskova bu öneriyi geri çevirmiştir. 2003 yılında Taliban örgütü Rusya tarafından terör listesine alınmış, 2013-2014’te DAİŞ Irak ve Suriye’de güç kazanmaya ve palazlanmaya başladığında Afgan Taliban mücahitleri DAİŞ’i rakip olarak görmüşler ve Moskova’ya bu kez ortak düşman DAİŞ’e karşı birlikte mücadele için öneri götürmüşlerdir. 2015’te Rusya Devlet Başkanı Afganistan özel elçisi, Rusya ve Taliban’ın çıkarlarının çakışmasından bahsetmiş; iletişim kanallarının açık olduğunu bildirmiştir.

Kısa kronolojik hatırlatmadan da anlaşılacağı üzere, Moskova’nın Taliban’la temasının geçmişe dair bir temeli vardır ve Moskova, Taliban’ın Afganistan’ın en azından son kırk yıllık siyasi sürecinde etkin aktör olarak varlığını yadsımadan, her ne kadar terör örgütü olarak kabul etse de Afgan meselesinin tarafı olarak gördüğü Taliban’la konjonktürel temaslardan kaçınmamaktadır.

Moskova, Taliban’ın verdiği sözlere rağmen, Afganistan’ın kuzey sınırını tam olarak kontrol edemeyeceği ve Afganistan’da bulunan El-Kaide ve DAİŞ’in uyuyan hücrelerinin yeniden uyanacağı ve Orta Asya’da istikrarsızlığı ve radikalizmi kışkırtacakları varsayımına karşı Moskova tedbirli olmak zorundadır. Moskova ulusal çıkarlarına karşı Taliban’ı El-Kaide ve DAİŞ’ten daha az tehlikeli olarak görmektedir. Bu durumda Taliban’ın temsil ettiği etnik milliyetçilik ile diğer İslamcı radikal unsurlar arasındaki organik bağlar yeniden canlanır ve güçlenirse, bu Moskova için en olumsuz senaryo olacaktır.

Sözün özü, Taliban bugün Afganistan’ın göz ardı edilemez bir gerçeğidir ve bölge devletlerinin bu bilinçle adım atması, Taliban’la doğrudan çatışarak diğer radikal unsurlarla birleşmesinin önünü açmak yerine, Taliban’ın Duha’da verdiği sözlerin arkasında durması ve radikalizmden mümkün olduğunca uzaklaştırılması gerekmektedir. Pekin ve Rusya, ABD planlarının aksine, ezber bozarak Taliban’la çatışmadan, arka planda diplomatik temaslarla kendi bölgesinde kalmaya zorlamaktadırlar. Bölge jeopolitiğinde oldukça hassas günlerden geçtiğimiz bu süreçte, bölgesel güçlerden biri olarak Rusya’nın atacağı adımlar önemli ve belirleyici olacaktır.