15.09.2021, 18:12

Afganistan krizinin analizi

Dünyada ve ülkemizde son zamanlarda gündemi meşgul eden Afganistan meselesi beklenildiği gibi Taliban'ın iktidarı geri alması ile sonuçlanmış ve yankıları uzun süre devam edecek olan bir aşamaya girmiştir. Afganistan sosyolojik olarak ve yaşam kültürü açısından XX. yüzyıl boyunca pek ilgi çekmemiştir. Buna karşın bu ülke jeopolitik açıdan pek çok ülkeyi, özellikle küresel ve bölgesel aktörleri yakından ilgilendirmektedir.

İngilizlerin 1857 büyük Hindistan isyanını bastırarak, bu devasa Hint alt kıtasını kendi sömürge imparatorluklarının en önemli unsuru haline getirmeleri Afganistan'ı da etkilemiştir. Afgan yöneticileri kabileci ve feodal bölünmüşlük içinde, pek çok başka İslam ülkesi gibi İngiliz egemenliğine girmişlerdir. Fakat İngilizler bu çetin coğrafi koşulların olduğu ülke halkına boyun eğdirememişlerdir. 1860-1890 arası dönemde Orta Asya'yı denetimine alan Çarlık Rusyası ile İngiltere arasındaki çetin rekabet neticesinde 1907'de uzlaşı sağlanmış, Asya'da tampon bölgeler oluşturulması fikrinden hareketle Tibet, Moğolistan, İran gibi ülkelerle aynı yaklaşım içinde Afganistan tampon bir ülke olmuştur.

1917 Rus Devrimi neticesinde İngilizlerin Asya etkisinin zayıflaması 1919'da Afganistan'ın bağımsızlığını getirmiştir. Türkiye de bu dönemde emperyalistler ve onların hizmetkarı olan Yunanistan ve Ermenistan'a karşı Milli Mücadele vermekteydi. Afganistan Ankara'daki TBMM Hükümeti ile ilk resmi anlaşmayı yapan devlet olmuştur. Sovyet Rusya ve İran da kısa sürede aynı yolu izlediler. Milli Mücadele'nin zaferinden sonra da Türk-Afgan ilişkileri gelişmiştir. Kendisi de ihtiyaç duyduğu halde Mustafa Kemal Türkiyesi Afganistan'a tıp, askerlik alanında pek çok donanımlı insan göndermiş, Afgan Kralı Emanullah Han 1928'de Türkiye'yi ziyaret etmiş, 8 Temmuz 1937'de her iki devlet de İran ve Irak ile birlikte Sadabad Paktı'na imza koymuşlardır.

1973'de askeri bir darbe ile cumhuriyet kurulmuş, 1978'de ise Marksist Afganistan Demokratik Halk Partisi, Nur Muhamme Terakki liderliğinde bir darbe yapmıştır. Fakat bu ülkenin kontrolü hayli zor olduğundan bu rejim kısa süre içinde Sovyetler’den yardım istemek durumunda kalmıştır. İslamcılığın ilerlediği bir ortamda Aralık 1979 Sovyet müdahalesi küresel bir krizi getirmiştir. ABD, dünyadaki tüm tutucu ve anti-komünist güçleri seferber etmiş ve Mücahit adı verilen direniş gruplarına geniş destek sağlanmıştır. Sovyetler Birliği'nin 24 yıl Dışişleri Bakanlığı görevini yapan Andrei Gromiko, bu müdahale kararını alan siyasi büronun üyesi idi ve bu kararı daha sonra, 1989'daki ölümüne yakın dönemde dile getirdiği anılarında "tüm Sovyet siyasi tarihinin en büyük hatası" olarak nitelendirmiştir. O dönemde Ronald Reagan'ın başını çektiği aşırı sağ ve anti-komünist bir ekip ABD'yi yönetiyordu. İki dönem başkanlık yapan Reagan Afgan direnişçilerini Freedom Fighters (özgürlük savaşçıları) olarak tanımlıyordu. Sovyetlerin batağa sürüklenmesi bu ekibi mutlu ediyordu. Oysa bu ülkenin koşullarında her dış gücün batağa saplanacağını bilmeleri gerekirdi.

Nisan 1988 Cenevre Anlaşmaları sonrasında Sovyet güçleri çekilmeye başladı ve Şubat 1989'da bu süreç tamamlandı. BM, bu çekilmeden sonra Afgan devletini bizzat kurmalı ve ülkede herkesin benimseyeceği bir anayasa ve katılım sağlamalıydı. Mesela aynı dönemde El Salvador, Nikaragua, Kamboçya gibi ülkelerde bu uzlaşı sağlanabilmişti. Bu yapılmadı ve "işler oluruna bırakıldı". İngiliz yazar George Bernard Shaw''un deyimiyle "işleri oluruna bırakırsanız Şeytan'a terk etmiş olursunuz!". Afganistan'da da bundan farklı olmadı. 1994'te medrese kökenli öğrencilerden oluşan ve Orta Çağ İslam Skolastiğinin en katı kalıplarıyla biçimlendirilmiş "öğrenci hareketi" Taliban iki sene içinde 1996'da ülkenin %90'ını kontrol eder hale geldi.

5 yıl sonra 2001, 11 Eylül terör saldırısı ve El Kaide'nin Taliban himayesinde Afganistan'da örgütlenmiş olması, ABD için işgal gerekçesi oldu. Amerikan ekonomisinin "askerileşmiş" yapısı ve silah stoklarının tüketilmesi gereksinimi belki bu müdahalenin görünmeyen yüzü idi. Belki bu ülkede sağlanacak denetim ile 1995'te örgütlenen Şanghay yapılanmasına gözdağı verilmek istenmişti. ABD Başkanı 2. Bush bu müdahale ile Batılı müttefiklerini ve NATO'yu da peşine taktı. Emperyal güçlerin her zaman güç gösterisine ihtiyaç duydukları bir hakikattir. Fakat 20 yıllık bu işgal ve kuklalarla, zorbalarla, feodal gerici güçlerle bir devlet kurma deneyimi, askeri destek olmadan böyle bir yapay devletin ayakta kalamayacağını gösterdi. Sovyet destekli rejim, Kızıl Ordu'nun çekilmesinden sonra 1992'ye kadar bir kaç yıl daha kendi başına dayanabilmişti. ABD destekli Afgan rejimi ise iki haftada çöküverdi. ABD destekli Güney Vietnam rejimi bile 1973 Barış anlaşmasından sonra 1975'e kadar 2 yıl dayanabilmişti. Bu durumda Afganistan fiyaskosunun ABD açısından, bu ülkenin tarihindeki en utanç verici çekiliş ve kaçış olduğu söylenebilir.

Yorumlar (3)