10.09.2016, 21:00

Ağaç mı nerede?

Ülkemizde bir sürü ağaç dikilir.

Dikilenler sökülür, başka yere nakledilir.

Sonra tekrar kampanyalar olur, tekrar dikilir.

Ballı ballı anlatılır.

Her yer muazzam ballandırılır.

Belediyeler ve özel şirketler tarafından organize edilen yeşillik çalışmaları öve öve bitirilemez.

Ağaçları diktikten sonra kocaman bir tabelayla da "bu alan .... tarafından yeşillendirilmiştir" yazılır.

Bol bol yeşillendirdik yani her yeri.

Seviniriz biz de.

‘Ülkemiz artık çölleşmez’ deriz.

‘Bu fidanlar çocuklarımızın geleceği’ deriz.

*

İyi, güzel.

Buraya kadar güzel.

Sonra ensesi kalın biri mi dersiniz, belediyenin yandaşı mı, devletin sırdaşı mı?

Fark etmez.

Adını siz koyun.

Gelir meydane, çıkar ortaya.

Bir bir keser ağaçları 'proje’adı altında.

Ve der.

'Bilmem ne kadar ağaç kesildi, yerine bilmem ne kadar ağaç dikeceğiz’.

*

Palavra.

Elbet dikersiniz..

Dikemezsiniz demedik.

Ancak ne zaman?

Nerede?

Nasıl?

Ne zaman büyüyecek?

İşte bunlar belirsizdir.

*

 

"Bu insanların ağaçlarla ne alıp veremediği var Allah aşkına.

Sen kalk ağaç dik, bin bir emekle büyüt, betondan kurtar.

Gelsin birileri nefes alınacak bir metrekare yer bırakmasın.

Eee birde kaza ile yansın gitsin villa için.

Eee ne yapsın garipler illa yerine bişi yapmak gerek.

El birliği ile bilmem kaç sene önce koca İzmir ‘Çin seddi’ ile çevrildi. Yok öyle yeşillik filan şehrimizde. Bırakmadınız, var olanı da telef ettiniz, gitti.

Şu şehrimizi dımdızlak ortada bıraktınız ya, artık ne desem boş.

 

*

Ancak yine de, biz en iyisi bahçemize ekelim, maydonoz, roka vs. vs.

Tabii şehirde bahçesi kalanlara sesleniyorum.

Kalmayanlar da boş bulduğu alanı bir zahmet artık betondan kurtarsın.

Ekelim balkonlara soğan, reyhan.

Ekelim kekik...

Oh mis mis...

*

Hey çevreciler!

Nerede buldunuz boş alan, dikin elinize ne geçerse.

Yediğiniz meyvelerin atın çekirdeklerini gördüğünüz her bahçeye.

Nasreddin Hoca, yoğurt çanağını gölde çalkalarken birisi görüp sordu ya.

"Ne yapıyorsun Hoca?" diye.

O da "Göle maya çalıyorum" dedi de, “Göl maya tutar mı hiç?" diye söylenen serzenişe ‘ya tutarsa’ diye dileğini ekledi.

Biz de Nasrettin Hoca gibi ‘ya tutarsa’ diyelim de, ekelim tüm tohumlarımızı en güzel dileklerimizle.

Belki gün gelir bu şehir yeşillenir.

*

Ve son serzenişim çok şahsidir;

‘Bahçemdeki ağacın dallarını’ yolda yürür iken koparıp atan ‘şahıs’, senin gibi binlercesi var biliyorum.

Ancak senin ‘can’ın var ise saygı duyman gereken ‘ağaç, çiçek, ot’, her ne dersen de bunların ‘can’ını yok sayamazsın...

 

 

Dip notlar...

 

Park İzmir...

Yeşil demişken Bayraklı’da İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından 800 ağaçlı ‘Park İzmir’ projesinin yarısı tamamlandı...

Umarım ağaçlandırılacak yenilikçi bu parkımızın da sonu diğerleri gibi olmaz...

Modern ve güçlü tasarım ile bize sunulan park, ağaçların dibi toprak kalıp da her yeri beton şeklinde yeni nesil park şeklince olacaksa şayet, artık ben bu tür yerlere park diyemiyorum.

Bir türlü toprakla buluşmamız sağlanamıyor şu şehirde.

Köylere gidip toprağa basmamız şart oldu.

Önyargılı olmak istemem ama, bu modern parkı gördüğümde umarım hayal kırıklığına uğramam.

Güçlü tasarımlı, bisiklet yolları olan, paten parkı olan, dinlenilecek, 166 araç kapasiteli otaparkı olan yenilikçi park bittiğinde 800 ağacın dibinde az topraklı, bol beton ve yollu bir yer görürsem şayet o ağaçlara tekamüllerinde başarılar dilececeğim...

 

 

Bayram... Bayram...

 

Kurban Bayramı ile zengin-fakir gelir dağılımı biraz da olsa dengelenir diye düşünüyorum, ancak nedense bu yine askıda kalıyor.

Türkiye'nin 34 üyesi olan OECD ülkeleri arasında gelir dağılımının en adaletsiz olduğu beş ülkeden biri olduğu gerçeği bana yine bu dağılımın da adil olmayacağı yönünde sezişler veriyor.

İslam dininin temel prensipleriyle çelişen o kadar çok şey var ki söylenecek sistemlerin ürünü olan.

Kurban Bayramı'nda zenginlerin varlıklarının ne kadarı sizce fakirlere aktarılıyor.

Bence çok azı.

İnsani değerlerin azaldığı bu düzeni bir sorgulayın derim.

 

 

 

Aman trafiğe dikkat!

 

Bayram, coşku, sevinç, ziyaretler derken, verilen acı bilançoların hepimiz farkındayız. Ülkemizin bir gerçeği olan bayram coşkusu yanında kazaları da lütfen unutmayalım.

Bu nedenle, bayram sevincinizin yarıda kalmaması için, ziyaret ve tatil amaçlı yapılan yolculukların ana teması lütfen ‘iyi bir yolculuk ve iyi bir dönüş’ olsun. Aşırı hız olmasın.

Artık bu görüntüleri görmek istemiyoruz.

Acele ile, endişe ile, dikkatsizlik ve aşırı hız gelen ölümleri kabullenemiyoruz.

Unutmamamız gereken bir diğer konu da, geleneklerimizden kaynaklanan yemekler, tatlılar ve aşırı yemek yeme düzeni...

Lezzetli ikramlar, birbirinden güzel tatlılar, et yemekleri, davetler, arkadaş toplantıları ve dengesiz beslenme sonrası mide fesadı geçirmeden bu bayramı da atlatalım...

Hayırlı bayramlar. Mutlu kalın...

 

 

Fıkra;

Nasreddin Hoca pazarda dolaşırken, bir papağanın oniki altına satıldığını görünce şaşıp kalarak yanındakilere sormuş:
-"Bu kuş neden bu kadar para ediyor?"

-"Bu papağandır" demişler, "Konuşur."
Hoca doğru evine gitmiş. Hindisini koltuğunun altına alıp pazara getirmiş.
-"Kaça hindi?" diye sormuşlar.

-"Onbeş altın" demiş Hoca.

-"Bir hindi onbeş altın eder mi?" demişler.

-"Görmüyor musunuz!" demiş Hoca; "Yumruk kadar papağanı oniki altına satıyorlar."

-"Onun marifeti var, insan gibi konuşur. Ya seninki ne yapar?" diye sormuşlar.

-"O düşünmeden konuşur" demiş Hoca ; "Bu da insanlar gibi düşünür."

 

Günün sözü;

Pırlantaların en değerlisini içimde taşıyorum, o da vicdanımdır... William Shakespeare

 

 

 

 

Yorumlar

Gelişmelerden Haberdar Olun

@