16.04.2016, 21:00

Ah etmek...

Ah etttiğin an...

İşte o an yürek yakan andır.

Dağları delen bir zamandır.

Kaybedersin, ‘ah’ edersin...

Çok özlersin sevdiğini ‘ah’ edersin...

Göz görür gördüğüne kavuşamaz ‘ah’ edersin.

Özenirsin ‘ah' edersin.

Beddua ile ah edersin, şevkat ile ah edersin.

Hasta olur figan ile ah desin.

Yetimler ağlar ah çeker, iç titrer.

Dertli gönül ah çeker iç titrer.

 

*

 

Bir de öğle bir ah vardır ki sineleri darmadağın eden, işte o ‘ah’tan sakınmalı her insan.

Yüreği yanan birinden hedeftir o. Yakar perişan eder.

Haksızsan, haklıyım dersen yandın.

Zarar verdin garibe, yandın.

Şikayetdir ah, yürekten şikayettir yaradana.

*

Kısaca ah almayacaksın...

Üstünü örtmeyeceksin...

Adil olacaksın...

Gönül yolundan sapmayacaksın...

Mertçe özür dilemesini bileceksin...

Kul hakkını sinene almayacaksın...

Dağıttığını toparlayacaksın...

Hileyi içine almayacaksın...   

Menfaatlerininin tuzağına düşmeyeceksin...

Kirlenmeyecek, kirletmeyeceksin...

Taş kalbine değil, yumuşak gönlüne sığın ki ah alma.

Yeşil yol filminin çok sevdiğim bir  repliği vardır. Orada der ki; “Sen istesen de istemesen de geçmiş seninle yüzleşiyor”.

Her şekilde yüzleşiyor ve yapılan bir gün yapan kişiye geri dönüyor.

 

*

Neden mi ah konusuna değindim.

Hunharca öldürülen üniversite öğrencisi 20 yaşındaki Özgecan Aslan’ın katilinin ölümü yüzünden.

Çünkü onun cezaevinde öldürülmesi ‘ah yerini buldu söylemleri’ni doruğa çıkardı.

Özgecan Aslan cinayeti ortaya çıktıktan sonra ülke çapında öfke ve gösteriler büyümüş ve binlerce kadın, kadınların tecavüzüne, şiddet görmesine ve öldürülmesine tepkili olarak sokağa dökülmüştü. Ülke çapında pek çok gösterinin düzenlendiği 16 Şubat günü “Kara Pazartesi” olarak anılmıştı hatırlarsanız.

İşte o içi yananlar, aileler gönülden ‘Aldığı ah yerde kalmadı’ diye, ‘cenazesi bile ortada kaldı ne kasaba, ne köy kabul etti’ diye içindekileri dillendirdi gizliden.

Binlerce kadın ah yerinde kalmadı dedi...

*

Aslında bu konu derin konu.

Bu konu farklı kapıları aralar.

Benim araladığım kapı ise geçen haftalarda yazdığım ırkçılığa karşı ırkçılık ile cevap verilemez demek ile aynı kapı.

Öldürmenin şöylesi, böylesi olamaz. Ölümün de her ne şekilde olursa olsun nasılı niçini sorgulanamaz.

Veya ölüme sevinmenin.

Ancak ‘ah vardır tutar, yerde kalmaz, ah vardır tutunamaz’.

Bunlar bir ‘takdiri ilahi’dir.

Takdiri ilahinin ise kimse önüne geçemez.

Ölmemiş olsa yine takdiri ilahi olacaktı, öldü yine takdiri ilahidir.

*

Ancak bizim üzerinde durmamız gereken konu, ‘nasıl olur da bir silah bir cezaevine girebilir’dir?

‘Nasıl olur da cezayı kişiler kendisi verebilir düşüncesi hortlayabilir’dir?

‘Nasıl olur da gardiyanların yardımından söz edildiği’dir?

Adaletin boşluğu bugün bu şekilde işledi ise yarın başka şekilde işlemeyeceği ne malum.

O zaman her şey ortada serbestçe yapılsın da, astığım astık, kestiğim kestik ülkesi mi olsun?

Kanun yok mu bu ülkede?

Nizam yok mu?

*
 

İnsan olmak, adam gibi adam olmak ayrı bir meziyet vesselam ülkemizde.

İnsanmış gibi davranmakla ruhi bir derinliğe ulaşılamayacağına dair Bayezîd-i Bistamî'den şu kıssa meşhurdur:
Müridlerinden biri sorar;
"Kürkünüzden bir parça verseniz de teberrüken üzerimde taşışam!.."
Bayezîd cevaben:
"Oğlum, sen adam olmazsan, Bayezîd'in kürküne değil, derisini yüzüp, içine girsen fayda vermez!" buyururlar.

Adam olamaz isek şayet şiddet, öldürme, küfür, düzenbazlık ve  dişe diş de devam eder her daim.

İş adam olmakta, olabilmekte...

Günümüzün insanı maalesef etikete, giyime, mala mülke verdiği önemi, insan gibi insan olmaya verse idi, bu şekilde ki kötü olaylarla karşılaşılmaz, şiddet artmaz ve insan olma yolunda güzel adımlarla ilerlerdik...

Ah alma, öç alma, öldürme, çalma, çırpma yolunda değil...

 

 

Dip notlar;

 

Ekilen biçilir...

 

Hz. İsa Aleyhisselam, bir gün yolda yürürken bir gencin, ak sakallı, ihtiyar bir adamı tekmeleyerek sürüklediğini gördü. İhtiyarın durumuna acıdı ve koşarak kurtarmak istedi.

Fakat ihtiyar kendisine engel olur ve şöyle der:
-Ne olur dokunmayın, beni tekmelesin.
Bu durum karşısında merak eden Hzi İsa Aleyhisselam sebebini sorar.
- Ben de zamanında babamı, burada, aynı şekilde tekmelemiştim. Bu genç benim oğlumdur.
Benim babama yaptığımın aynısını, şimdi oğlum bana yapıyor. Babama yaptıklarımın intikamını alıyor.

Misal ki bu hikaye ancak gerçektir zaman içinde .

Ne ekersen onu biçersin diye boşuna dememiş eskiler.

 

Ağlamak.....

Ağlamak için ne gerekli.

Önce yumuşak bir kalp. Taş kalbin ne yararı var ağırlıktan başka.

Taş kalpli ağlamaz...

Taş kalpli sevemez ki... Zarar verir ağırlığınca.

İnsan neden ağlar?

Sever ağlar...

Üzülür ağlar...

İçini döker ağlar...

Hasret çeker ağlar...

Pişman duyar ağlar...

Yakınır, şikayet eder ağlar...

Öfkeden ağlar...

Ayrılıktan ağlar...

Acı duyar hep ağlar...

Ağlayan kişi gözyaşı döker, döker de döker.

Doğarken ağlamıyor muyuz?

Bu dünyanın süslü halinden içre haller yaşayacağımızı keşfederek.

Oysa yanlışını anladığında ağlarsan güzel.

Kırdığında ağlarsan güzel...

Af dilerken ağlarsan güzel...

Aşktan ağlarsan güzel...

Ağlamak sesli mi olur ki görülsün.

Gönülden sızlanılırsa güzel.

Sessiz sessiz ağlayışın ardında yatan gözyaşı seli güzel...

Ağlayabiliyorsak tüm güzelliklere işte o daha güzel.

Hislendiğin zaman özünden gelen gözyaşı içe aktığında güzel.

 

Fıkra;

Temel bir gün keçinin boynuna tasma takmış gezdiriyormuş. Arkadaşı Dursun yolda onu görüp:
-Ula Temel napiysin?
-Ula cörmiymisin çöpeğimi cezdurayrum.
-Ula Temel bunun boynuzlari var.
-Valla ben onin özel hayatina karişmayrum.

 

 

Günün sözü;

'Görmüyor musun kar taneleri ne güzel anlatıyor, birbirlerine zarar vermeden de yol almanın mümkün olduğunu.' Mevlana

 

 

 

Yorumlar

Gelişmelerden Haberdar Olun

@