08.04.2018, 08:31

Ahlak bekçiliği...

Ahlak bekçiliği...

Toplumsal ahlağı kendinin yönettiğini düşünenler oldu bu işin gidişatında artık.
Gelinen nokta bu.
“Bir tehdit varsa, sen de saldır.
“Sana ters ise, inancına ters ise sende vur” ile kendilerini ‘ahlak bekçisi’ sanan şahsiyetler artarak toplumda her yerde baş göstermeye başladı.
Kurumlaşmış sosyal toplumların yarattığı ahlak bu oldu.
Hukuk rafta. 
Devletin adaleti sağlayamadığı bir toplumda, adaleti sağlamak adına çıkan çıkana. 

*
Sigara içeni dövmek ne kadar da kolay oldu.
Şort giyeni tartaklamak ne kadar da kolay oldu.
Bir o kadar da doğalı sadece izlemek oldu.
‘Giymeseymiş’ diyenler oldu.
‘Eğlenmeseymiş’ diyenler oldu.
Ahlak bekçilerinin her birinin bağımsızlığını ilan etmesi bu sonucu doğurdu.
*
Herkes ayrı bir dünya.
Herkes ayrı bir düzen oldu. 
Pek çok kimse ahlak bekçilerinin adrenaline kaptırıyor kendini. 
Cahilce.
O öyle bir coşkuya geliyor ki, zannedersin ki dünya onun elinde oyuncak.
Güya kendi vicdanı bekçi yaptı onu.
Güya o yetki var onda.
O meşrulaştırıyor onu.

*

Eleştiri ayrı bir konudur, hakaret, yargılamak ayrıdır.
Bu karıştırılmamalı.
Eleştirmek en doğal haktır. 
Ancak, yargılama hakkını sana kim verdi?
Bekçilik yapma hakkını sana kim verdi?
Çığırtkanların gazına gelip kadına şiddeti hak görenler artarsa.
Ya artarsa bu bekçiler?
Hukuk nerede kalacak?
*
Her suçun belli bir cezası var değil mi?
Mevcut adalet sistemine bırakılmaz ise, cezalandırma ve yaptırım işlemi kişilere kalır ise sistemin vay haline.
Ceza kesip adalet sağlamak şöyle dursun, kaos alır başını gider.
Toplumsal ayrışma başlar.

*
Bunun altında yatan sebep genel olarak ahlaki olarak kendi kendini masum görme, kendinin doğrusunu aklama dürtüsüdür. 
Çünkü öfke ile, düşünmeden sarffetiğiniz sözler ile öyle bir boyuta geliyorsunuz ki, benzediğiniz farklı biri oluyor.
Bir tarafın tüm hayatını bitirmeye odaklanıyorsunuz. 
Neden? 
Saldırganlık adı değişerek bu hale geldi de ondan.
*
Masum sandığı kendini masumiyetini koruduğu görüşü ile birleştirerek tanımadığı  ruhunu bilmediği kişileri bile yargılama gücünü kendinde buldu.
Toplumuzda ki insanlar nedense  taş atmaya hak kazanmış buldu kendini.

*
Duygusal baskılara uğrayabilirsin.
Takınacağın tavır seni bir yere sıkıştırıverir.
Bu sosyal tepkinin hemen’'adaleti' temsil etmesi içten bile olmaz.
Kolaydır devretmek.
Birey ve toplum adaleti temsil etmek için yarışır.
Kınar.
Birleşir ve yargılar.
Mahkum da eder.
Ve her bize ters gelende dürtülere esir oluruz.
*
Yargısız objektif bakmayı becerelim.
Ön yargılı toplumumuzun değişimini sağlayalım. 
Ancak , bu gidişatla kısa süre sonra  ‘senden farklı düşünüyor’ diye ‘yaşama hakkı olmasın’ düşüncesi hakim olursa ülkemizde.
İşte insanlığı unuttuğumuz gün o gündür.

*
Düşünüyorum. 
Ahlak bekçileri haksız yargılarken, asıl yargı sahibi Allah bile kişiler tarafından işin içine nasıl katılabiliyor.
Kendini haksız yere suçlayan binlerce kişiye karşı nasıl savunabilir insan yaradanı işin içine katılırsa? 
İnsan inanır.
O potansiyele sahibiz biz.
Suça inanır. 
Bir fotoğrafa inanır. 
Bir söze inanır. 
Yalan söze inanır.
Hatta binlerce kişiyi inandıracak bir kurgu bile yaratabilir. 
Bir anda suçlanmış, yargılanmış, infaz edilirken de bulabilirsin. 


Dip notlar; 

Nimre dede’den

İkilik kinini içimden atıp, özde ben bir insan olmaya geldim.
Taht kuralı ariflerin gönlüne, sözde ben bir insan olmaya geldim.
Serimi meydana koymaya geldim.

Meğerse aşk imiş canın mayası, ona mihrab olmuş kaşın arası.
Hakkın işlediği kudret boyası, yüzde ben bir insan olmaya geldim.
Serimi meydana koymaya geldim.

Bütün mürşidlerin tarif ettiği, sadıkların menziline yettiği.
Embiyanın evliyanın gittiği, izde ben bir insan olmaya geldim.
Serimi meydana koymaya geldim.

Ben de bir zamanlar baktım bakıldım, nice yıllar bir kemende takıldım.
O aşkı mecazla yandım yakıldım, közde ben bir insan olmaya geldim.
Serimi meydana koymaya geldim.

Süregeldim aşk meyini içerek, her bir akı karasından seçerek.
Varlık dağlarını delip geçerek,  düzde ben bir insan olmaya geldim.
Serimi meydana koymaya geldim.

Gör ki nimri dede şimdi neyleyi, gerçek aşkı her gönüle söyleyi.
Her türlü sefaya veda eyleyi, sazda ben bir insan olmaya geldim.
Serimi meydana koymaya geldim.


Esas akıl...

Bir akıl hastanesini ziyareti sırasında, adamın biri sorar:
"Bir insanın akıl hastanesine yatıp yatmayacağını nasıl belirliyorsunuz?"
Doktor, "Bir küveti su ile dolduruyoruz. Sonra hastaya üç şey veriyoruz. Bir kaşık, bir fincan, ve bir kova. Sonra da kişiye küveti nasıl boşaltmayı tercih ettiğini soruyoruz. Siz ne yapardınız?", der.
Adam, "Ooo! Anladım. Normal bir insan kovayı tercih eder. Çünkü kova, kaşık ve fincandan büyük."
"Hayır," der doktor, "normal bir insan küvetin tıpasını çeker."
nedir konu. Akıldır. 
Biz bize ne sunuluyorsa onun dışında çözümler sunmalıyız. Daha da gelişmeliyiz.
Özellikle insanlık yolunda insan remizlerinin arttırılması ile ilgili. 
Çok çalışmalıyız. Çok...


Fıkra;
Bir gün Nasreddin Hoca şehire gelip, bir arkadaşıyla birlikte handa kalmış. Gece yarısı arkadaşı sormuş: 
- Hocam, uyudunuz mu? 
- Buyurun birşey mi var? 
- Biraz borç para isteyecektim. 
Nasreddin Hoca derhal horlamaya başlayıp: 
- uyuyorum, uyuyorum! 

Günün sözü; 
Sukŭnetim asaletimdendir. Her lâfa verilecek bir cevabım var lâkin; Bir bakarım lâf lâf mı diye , bir de bakarım söyleyen adam mı diye. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî


 

Yorumlar

Gelişmelerden Haberdar Olun

@