Bazen çocuklar ebeveynlerini sevmez. Bu bir bozukluk değildir, anormal bir mizacın kanıtı da değildir. Bu sadece bazen yaşanan bir gerçektir.

Bir çocuğun annesini ya da babasını sevmediği fikri aslında kelime anlamıyla düşünülmemelidir. Çünkü bir eksiklik veya sınırlama olmadıkça, çocuklar kendilerini her zaman ebeveynlerine duygusal olarak bağlı hissederler. Ancak, bazen bu duygular pozitif değildir. Bunun yerine kırgınlık, küskünlük, nefret ve kayıtsızlık duyguları olabilir.

Bu çocuklar anne-babalarını sevmiyor gibi görünsede, altında yatan sebepler genellikle sevgilerinin bastırılmış ya da engellenmiş olmasıdır. Yani, sevgi oradadır, fakat doğru bir şekilde tezahür ettirilmemiş veya ifade edilmemiştir.

                            ***

Çocukların ebeveynlerini sevmeme sebeplerinden biri yansıtma dediğimiz bir süreçten kaynaklanıyor olabilir. Bu durum, ebeveynlerin çocuklarına sevgi ve ilgi göstermediğinde oluşabilir. Buna bağlı olarak, çocuklar da ebeveynleriyle bu şekilde ilişki kurmayı öğrenirler. Sevgi eksikliği, çocukların duygusal gelişimlerini engeller veya sınırlar. Anne-baba, bilinçli veya bilinçsiz olarak, çocuğuyla olan ilişkisini kısmen keser. Hatta çocuklarına aralarındaki bağın duygusal değil de daha işlevsel olması gerektiği fikrini aktarırlar.

Bu koşullar altında büyüyen çocuklar muhtemelen dünyayla duyguları aracılığıyla ilişki kurmayı öğrenmeyeceklerdir. Aslında sadece aldığını verir çocuk ve aldığı şey burada kayıtsızlıktır. Bu, çocuğun önemli bir yanını kapatır. Böyle olgularda sevgi mevcuttur ama baskılanmıştır.

                             ***

Çocukların ailelerini sevmemelerinin bir başka sebebi ise terk edilmeleridir. Terk ediliş kesin olduğunda, iki taraf arasında hiçbir bağlantı yoktur. Bu durumlarda, bazen çocuk, ortada olmayan ebeveyni idealleştirme veya komple reddetme eğiliminde olabilir.

Terk, her zaman bir veya iki ebeveynin olmadığı anlamına gelmez. Terk etme, her iki ebeveyn de oradayken, ancak çocukla ilgilenilmediğinde de ortaya çıkabilir. Örneğin, çocuğun bakımı üçüncü bir kişiye devredilmiştir.

Aynı durum, anne-babanın, çocuklarının hayatındaki önemli anlarda desteklerini sunmadıklarında da yaşanabilir. Çocuklar bu durumlarda ebeveynlerine güvenemeyeceklerini düşünürler, güvensizlik içinde büyürler ve kendilerini onlardan uzaklaştırırlar. Zamanla da çocuğun ailesine karşı hoşlanmama ve kayıtsızlık duyguları oluşur.

                           ***

Başka bir sevmeme faktörü ise çocuğun kendisini, ailenin kurbanı gibi hissetmesidir. Bu genellikle istismar durumlarında yaşanır. İstismar duygusal, fiziksel veyahut cinsel olabilir. Bu tarz olaylar çocuğa büyük zarar verir ve ailesi ile sağlıklı bir duygusal bağın gelişmesini engelleyen derin yaralar bırakırlar.

Örneğin, bir çocuk babasını agresif ve saldırgan biri olarak görmeyi öğrendiğinde nefret tohumları eker. Bu örtük veya açık olabilir. Çocuklar büyüdüğünde ise kızgınlık duyguları güçlü reddedilme duygularına dönüşür. Buna ilaveten suçluluk duygusu da hissederler.

                             ***

Çocuklar, ailesiyle sahip olduğu bağa dayanarak sevmeyi öğrenir. Her gülümsemede, her sarılmada, her ilgide anne-babalar hayatta ilerlemeleri için önlerini açarlar. Ancak tam tersi sessizlikler, mesafeler ve kötü muamele bir çocuğun ilerlemesinin önündeki çok gerçek engellerdir.

                              ***

Eski insanlar anne-babarıyla ilgili daha az şikayet ediyor, aileleri ile ilgili olumsuz duyguları ya da olumsuz söylemleri daha az dile getiriyordu. Günümüzde bilgiye ulaşımın kolaylığı ve sosyal medyanın da etkisiyle insanlar çocukluk travmalarıyla tanışmaya başladı. Bu tanışma sancılı bir süreci de beraberinde getirdi: aileyi suçlamak. Televizyondaki diziler, özel platformdaki yapımlar artık terapi seanslarına sık sık yer veriyor. Psikoterapiye ilgi arttıkça insanlar çocukluk döneminin ne kadar önemli olduğunun farkına varmaya başladı.

                             ***

Bazı çocuklar yetişkinliğe eriştiğinde ailesini affetmek istemediğini ancak affetmezlerse iyileşemeyeceklerini düşünüyorlar. Bu bilgi doğru değildir. Ailenizi affetmek istemiyorsanız, affetmeyin. Affetmek iyileştirmez, affetmemek de iyileştirmez. Burada önemli olan yüksek dozdaki negatif duyguların olmamasıdır. Şayet anne-babaya karşı olumsuz duygular çok fazlaysa ve kişi bununla başedemiyorsa bir terapistten yardım alabilir.

Affetmek istemiyorsanız görüşmemek bazen daha sağlıklıdır. Bazı kişiler için ailesiyle ilişkide olmak iyileştiricidir, bazı kişiler için ilişkiye sınır koymak iyileştiricidir, bazı kişiler için ilişkiyi bitirmek iyileştiricidir...