28.04.2020, 21:37

Allah’ın İstediği Yaşam Şekli Dışında Kimse Başka Türlü BIr Yaşam Yaşayamaz

Allah Teâla, insanları toplu halde yaşayacak şekilde yaratmıştır. Bu sebeple de hiç kimse tek başına yaşamayı düşünmez,düşünemez.

Allah Teâla, insanları toplu halde yaşayacak şekilde yaratmıştır. Bu sebeple de hiç kimse tek başına yaşamayı düşünmez,düşünemez. Biz, insanların yalnız yaşadıklarını göremeyiz.Çünkü yaratıcı tarafından yapılarına toplu yaşama duygusu konulmamıştır. Tek başına ağaç üstünde, kayanın koğuğunda yer altında, dağın tepesi, okyanuslar gibi yerlerde yaşadıklarını göremeyiz. Bu, C. Hakkın insanları toplu halde yaşayacak şekilde programlaması sonucu olan bir yaşam şeklidir. Kuran’da Kıyame Suresinde, “İnsan kendisinin başıboş olarak yaratıldığını mı zanneder.” (Kıyame-36) “İnsanı yaratıp her şeyini şekillendiren,düzenini kuran Allah’tır.”(Kıyame-37) buyrularak toplu halde yaşam şeklini yaratanın Allah (cc) olduğu bildirilir. O bakımdan yalnız ve tek başına kimse yaşamaz,yaşayamaz. Çünkü Ayet-i Kerime de, “İnsanı yaratanın ve ne şekilde yaşayacağını şekillendiren O’dur.” buyrularak,böyle bir yaşam şeklini ortaya koyanın Allah olduğu bildirilmiştir.

Yaratan, kurduğu düzenle, insanların toplu halde yaşama zaruriyetini de yaratır. Yani insanlara, yaşadığı ortamda, başkalarına da ihtiyaçları olduğunu gösterir. Çünkü insan her türlü ihtiyacını tek başına karşılayamaz. Kişi elbisesi, suyu, yiyeceği, ısınması, kalemi, kağıdı gibi benzeri ihtiyaçlarının hepsini bir insanın tek başına karşılayamayacağını görür. Bir kısım insanlar terzidir dikiş işini, bir kısım insanlar fırıncıdır ekmek işini, bir kısım insanlar sucudur su işlerini ayarlar. Yani herkes bir iş yaparak yardımlaşarak yaşamını sürdürmek zorundadır.

Dünya insanlarına bakarsak, hepsinin toplum halinde yaşadıklarını görürüz.C. Hak o şekilde yaşamak üzere yarattığından, insanlar tayin edilen bu tür yaşayış içinden ayrılamazlar.Tek başına yaşayanı göremeyiz.Tek başına yaşamaya kalkan bir insan, hiç bir ihtiyacını da tek başına karşılayamaz.Günümüzde, dünyanın her yerindeki insanların tamamının toplum halinde yaşamaları bu sebeplerdendir.

İnsanlar, toplu halde yaşamak zorunda oldukları için de, toplum halinde yaşadıkları için de, sosyal bir varlık olarak tanımlanırlar. Yani toplum halinde yaşayan varlıklar olarak anlatılır.

TOPLUMLAR NEDEN AİLELER HALİNDE YAŞAR?

C. Hak, toplum halinde yaşamayı yaratırken, toplumun en küçük birimi olarak da aileler halinde yaşamayı seçmiştir. Yani,toplumun en küçük birimi olarak aileyi göstermiştir. Başka bir ifade ile, aileler halinde yani eş ve çocuklar olacak şekilde, eşli yaşam biçimini işaret etmiştir. Bu sebeple de dünyanın her yerindeki insanların aileler halinde yaşadıkları görülür. Toplumda bu anlayışın dışında bir yaşam şekli yoktur. Zaten olamaz da. Çünkü C. Hak, o şekilde yani aileler halinde bir yaşamı halk etmiştir. O şekilde yaşanmasını istemiştir. Onun için diyorum ki, başka bir türlü yaşam olamaz.

Hani biz her şeyi kendimizin seçtiğini, kendimizin yaptığını sanırız. Ama işte durum öyle değildir. Yaratan, yapımıza aileler halinde yaşamayı aşılamıştır. İnsanları öyle programlamıştır. Artık insanın, o aşılanan yaşam şekli dışına çıkması mümkün değildir. Bu tür yaşamı insanın fıtratına yerleştiren C. Haktır. Eğer Allah, bizlerin su içinde yaşamasını isteseydi, yani bizim yaşam şeklimizi o şekilde programlasaydı, o şekilde yaşardık. Bundan da kimsenin şüphesi olmasın. Ama bizleri o şekilde bir yaşam için yaratmamıştır. Dünyada, yeryüzünde yaşayacak şekilde halk etmiştir. Bu sebeple de yaşamımızı takdir edilen şekilde ve yeryüzünde sürdürüyoruz. Düşünenler için bunları Allah’ın varlığının delilleridir.

Değişik bir örnekle bunu anlatmak istiyorum. Tavukları düşünelim Kurk tavuk dediğimiz tavuk 6 ya da 7 yumurtanın üzerine 21 gün yatarak civcivleri 21 günün sonunda çıkarır. Tavuğa yumurtalar üzerinde 21 gün yatacağını kim öğretmiştir. Daha doğrusu bir öğreten var mıdır? Tavuğu böyle bir şey öğretmek mümkün müdür? Ona 21 gün yumurta üstünde yatarsa civcivlere kavuşacağını kimse söylememiştir. Peki nereden biliyor? C. Allah, tavuğun yapısına, bu duyguyu yerleştiriyor. Tavuk da o duygunun gereğini yapıyor.

Anlatmak istediğim şudur. C.Allah, canlıların nasıl yaşamalarını istediyse, o istekleri canlıların yapısına yerleştiriyor. İnsanlar da bir canlı olarak tabi bu işin içinde. Böyle olunca insanın, Allah’ın çizdiği yol dışında kendiliğinden başka bir yola, başka bir ifade ile, başka bir yaşam biçimine geçmesi mümkün değildir. C.Hak, insanların toplum halinde ve aileler şeklinde yaşamalarını istiyorsa bu, bütün canlılar ve bütün insanlar için de geçerlidir. Dünya da yaşayan toplumlara baktığımızda bunun aynen böyle olduğunu görürüz.

Aileler halinde yaşamayı sürdüren sadece insanlar da değildir.Bütün canlılar aynı durumdadır. Ormanlardaki aslanlara, kaplanlara, yakınımızdaki tavuklara, güvercinlere bakalım hepsinin de aileler halinde yaşadıklarını görürüz. Canlıların bu şekilde bir yaşam içinde olmalarının sebebi, dediğimiz gibi, yaratanın böyle bir yaşam içinde olmamızı istemesindendir.

KURAN, TOPLUM HALİNDE VE AİLELER ŞEKLİNDE Mİ YAŞAYIN DİYOR?

Evet C. Allah’ın emri budur. Kuran’a baktığımızda, eşler halinde bir yaşamın takdir edildiğini görürüz. Zariyat Suresi 49. Ayetinde, “İnsanlar için eşler halinde yaşamayı yarattık” buyuran C. Allah’ın, Rum Suresi 21. Ayetinde de “Kaynaşmanız için (Evlenmeniz için) size kendi cinsinizden eşler yaratıp aranızda sevgi ve merhamet peydâ eder. Bu, O’nun varlığının delillerindendir”(Rum-21) buyuran C.Allah, Araf-189 Ayetinde de, Her iki tarafın dahuzurlu bir yaşama kavuşması, “Eşlerin birbirine huzur dolu bir yaşam vermesi için erkek ve kadının birbirine eş olarak yaratıldığı bildirilerek, evlilik, dolayısı ile de aileler halinde bir yaşam tavsiye edilmektedir.”(Araf-189)

Demek ki Allah,insanların evlenmesini, aileler hâlinde yaşamasını istiyor. Ve insanların yapılarını da, ona göre programlıyor.

Bu Ayet-i Kerimelerle C. Hak Allah-ü âlem bize şunu anlatmak istiyor. “Aranızda, sevgi, saygı, merhamet ve şefkat gibi güzel duyguları yaratmanız için aileler halinde yaşayacak şekilde yaratıldınız. Bu, benim varlığımın da bir delilidir”, buyurarak insanların eşler halinde yani aileler hâlinde yaşamasını uygun bulduğunu bildiriyor.

AİLELERİN, KOMŞU VE AKRABALARLA BİRLİKTE YAŞAMASINI EMREDEN DE ALLAH’DIR

Evet o şekilde yaşamamızı isteyen C. Allah’tır. Allah-ü Zül Celal Hazretleri nasıl aileler, eşler halinde yaşamamızı istiyorsa, komşu ve akrabalarımızla da, karşılıklı anlayış içinde yaşamamızı istiyor. Rad Suresi 25. Ayetinde, Allah-ü Teâla, akrabalarla ilgili olarak, “Onlar ki Allah’ın birleştirilmesini emrettiği akrabalık bağlarını keserek yeryüzünde bozgunculuk yaparlar” buyurarak hısım ve akrabalık bağlarının en güzel şekilde devam ettirilmesi gerektiğini, kaynaştırıcı olan bu bağların kesilmesinin doğru olmadığını, bu bağların kesilmesi halinde de yeryüzünde bozgunculuğun çıkacağını bildiriyor. Akrabalar arasındaki sevgi saygı bağının kesilmemesini istiyor.

Komşulukla ilgili olarak Peygamberimiz de bir hadisinde, “Cebrail, komşunun komşu üzerindeki haklarını bana anlatırken komşuluk üzerinde o kadar çok durdu ki, komşuyu, komşuya varis kılacak bir vahiy getirdi zannettim” buyurması, komşuluk ilişkisinin çok önemli bir ilişki olduğunu göstermektedir.

Peygamberimiz bir hadisinde de, “Komşularınıza yaptığınız iyilikleriniz, onlara karşı güzel davranışlarınız, sadaka yerine geçer. Allah katında size sevap kazandırır” buyurarak, komşulara karşı iyi davranılmasını istemiştir.

Buhari ve Müslim’de de yer alan diğer bir hadiste de, “Rızkının çoğalmasını ve ömrünün uzamasını isteyen kimse, akrabalarını korur kollar, sıla-i rahimde bulunur” buyurarak, Akrabayı koruyup kollamanın, sıla-i rahimde bulunmanın, insan rızkını artıracağını hatta ömrünün bile uzamasına sebep olacağını bildiriyor.

Kısacası söylersek dinimizde, akrabalarla ilişkiyi kesin olarak kesmemek ve zor anlarında da candan denilecek şekilde onların yanında olmak,bir ihtiyacı varsa,elimizden geldiğince o ihtiyaçlarının da karşılamak gerekiyor. Akrabalara her konuda yardım edilmesi konusu ile ilgili olarak peygamberimizin yaptığı bir güzel davranış vardır. İslami kayıtlarda geçen bu olay, akraba ilişkisi konusunda her halde çok güzel bir örnek olacaktır. O bakımdan burada onu anlatmak isterim. Çünkü Peygamberimiz, Kur'an tarafından Müslümanlara örnek gösterilmiştir.

Bir ara Mekke’de bir küçük kıtlık olayı yaşanıyor. Peygamberimiz bakıyor ki, yanında uzun süre kaldığı amcası Ebu Talip, geçim sıkıntısı çekiyor. Tabi üzülüyor ve Öbür amcası Abbas hazretlerine giderek “Amcacığım, görüyoruz ki, Amcam Ebu Talip geçim sıkıntısı çekiyor. Beraber gidelim. Oğullarından Hz. Ali ben yanıma alayım, sen de Caferi al. Bu işe ne dersin?” diye soruyor.” Amcası kabul ettiği için de birlikte diğer amcası Ebu talibe kadar gidiyorlar. Durumu anlatınca Ebu Talip, (Akil’i bana bırakın. Diğerlerinden anlaşabileceğiniz herhangi birisini alın” diyerek bu teklife olumlu bakıyor. Bunun üzerine Peygamberimiz Hz. Aliyi yanına alıyor. Diğer amcası Hz. Abbas da Hz. Cafer’i yanına alıyor. Tabi sonraları Peygamberimiz Hz. Ali’yi yanından hiç ayırmıyor. Diğer amcasının yanına giden Hz. Cafer de Kıtlık sonrası, kendi işini kurarak rahatlıyor.(İbni Hişam)

Peygamberimizle ilgili bu örnek, herhalde akrabalara karşı nasıl davranmak gerektiği konusunda bir fikir verecektir.

ALLAH NİÇİN TOPLUMU AİLELER, KOMŞULAR, AKRABALARLA BİRLİKTE YAŞATIYOR?

Toplumun en küçük birimi olarak aileyi yaratan Allah, toplumsal yaşayışı daha sağlıklı bir yaşam haline getirmek için aileleri de yan yana, dip dibe getirerek komşuluk olayını halk ediyor. Bu sebeple her aile, komşulara sahiptir. Komşularla birlikte yaşamaktadır. C. Allah’ın, toplumun yapısını daha da güçlendirebilmek için, toplum ilişkileri içine, komşuluk ve akrabalık ilişkilerini de katmıştır. Bütün bunlar, çimento gibi, harç gibi toplumu kenetleyen birer unsur olarak görünürler. Nasıl bir nar meyvesi içinde pek çok tane var da o taneler birbirine kenetlenerek Narı sapasağlam tutuyorsa, aileler, komşuluklar, akrabalıklar da toplumu sapasağlam tutan toplum taneleridir. İncelendiğinde anlaşılan şu olmaktadır. Allah toplum halinde yaşamamızı istiyor. Toplumun yapısını da ailelerle, komşuluklarla, akrabalıklarla da güçlendiriyor.Görülen budur.

Geliyoruz komşuluk ilişkilerine.

KOMŞU KİME DENİR, KAÇ ÇEŞİT KOMŞUDAN BAHSEDİLEBİLİR?BU KONUDAKİ KURAN GÖRÜŞÜ NEDİR?

Oturduğumuz evimize bitişik evde oturan ve her gün pek çok kere görüştüğümüz, selamlaştığımız konuştuğumuz insanlar bizim en yakın komşularımızdır. Eğer tek katlı evlerde oturuyorsak bahçemize bitişik olan evdeki insanlar aynı şekilde komşularımızdır. Apartmanda oturuyorsak, aynı kattaki insanlar yine bizim yakın komşularımızdır.

Bir de aynı apartmanda oturan ve arada bir görüştüğümüz selamlaştığımız insanlar vardır. Bunlar da sık sık apartman komşusu olarak görüştüğümüz kişilerdir. Bu durumdaki kişiler de apartman komşularımızdır. Bunlar dışında aynı mahallede oturduğumuz, marketlerde, parklarda, spor salonlarında sık sık görüştüğümüz insanlar da vardır. Onlar da uzak komşularımızdır.

Bir komşu çeşidi de, yazlık komşularıdır. İzmir gibi yazları çok sıcak geçen yerlerde sadece yazları gidilen yazlıklar vardır. İnsanlar yaz mevsimlerinde üç dört ay gibi bir süre yazlıklarında kalırlar. Orada da yazlık komşusu edinirler. Bu duruma göre dört çeşit komşuluktan söz edilebilir. Kapı komşusu, apartman komşusu, mahalle komşusu, yazlık komşusu olmak üzere, Kur'an-ı Kerim deki Nisa Suresi 36. Ayetinde, kapı komşularına yakın komşu, apartman ve mahalle komşularına da uzak komşu ismi verilir. Demek ki kapı komşularımız yakın komşularımız, apartman, mahalle ve yazlık komşularımız uzak komşularımızdır.

Peygamberimiz, yan yana veya birbirini görecek kadar yakın yerde yaşayan ailelerin komşu sayılacağını bildiriyor. Demek ki komşu, birbirine yakın yerlerde yaşayan,sık sık görüşen, selamlaşan, konuşan ailelerin, kişilerin oluşturduğu soysal birlikteliğin adıdır.

KOMŞULAR, BİRBİRLERİNENASIL DAVRANMALIDIR?

Bu konunun en mantıklı izahı, kişinin kendisine yapılmasını istemediği hiçbir şeyi komşusuna da yapmamasıdır diye özetlenebilir. Ömür boyu birlikteliğin süreceği komşuluğu, iyi hale getirmek için karşılıklı bir gayret içinde olunmalıdır. Komşu olan kişiler, kendisi için istemediği bir şeyi, komşuları için de istememelidirler. Bu işe, komşuların birbirleri ile selamlaşarak, hal hatır sorarak başlaması tutulacak en doğru yoldur. Öncelikle söyleyebileceğimiz, komşuların birbirleri ile selamlaşmaları olmalıdır. Çünkü selam komşuların birbirleri ile ilk irtibatını sağlayan bir iletişimdir. Nisa Suresi 86. Ayetinde de Allah-ü Teâla, “Komşularınızla selamlaşın. Bir selam ile selamlandığınız zaman, siz de ondan daha güzeli ile onu selamlayın. Yahut (en azından) aynı ile karşılık verin. Şüphesiz Allah her şeyin hesabını arayandır.” Buyururken selamlaşmanın önemini anlatmaktadır. Öyleyse komşu komşu ile öncelikle selamlaşmalıdır. Ve tabi ki arkasını da getirerek yani iyi davranarak ve karşılıklı olarak komşuda bir güven duygusu meydana getirmelidir. Bu, Allah’ın da bir emridir. Bunu da Nisa Suresi 36. Ayetinden öğreniyoruz. Bu Ayette C. Hak, “Anneye babaya, yakın komşuya, uzak komşuya yakın arkadaşa, yolcuya, beraber yaşadığınız kişilere (eş ve çocuklarınıza) iyi davranın” emrini vererek, komşuların birbirlerine karşı nasıl davranacaklarını, nasıl davranmaları gerektiğini bildirmektedir.

İslam dinin de komşuluğun yeri ayrı tutulur. Ve çok önem verilir. Onun için de komşularla mutlak iyi geçinilmesi gerektiği bilgisi verilir. Çünkü komşu, aile bireylerinden sonra en çok karşılaşılan, en çok selamlaşılan, en çok konuşulan kişilerdir. Atalarımızın, “ev alma,komşu al”, “komşu, komşunun külüne muhtaçtır” demeleriboşuna söylenmiş sözler değildir. Her zaman karşılaşılan görüşülüp konuşulan bize en yakın o insanları, yani komşularımıza, hiç bir iyilik yapamasak bile kırmamak, incitmemek, onlara karşı incitici olabilecek davranışlardan, konuşmalardan kaçınmak gerekir. Çünkü sürekli olarak onlarla karşılaşılacak ve belki de ömür boyu onlarla beraber olmak zorunda kalınacaktır. Bu durumları akıldan çıkarmamak gerekiyor. Kısaca özetlersek, Allah, komşularla iyi geçinme emrini vermektedir. O’nun rızasını kazanmak isteyorsak, emrini de tutacağız.”

KURAN’A GÖRE KOMŞULAR, MÜMİNLER BİRBİRLERİ İLE  SELAMLAŞMAK ZORUNDA MIDIR?

Evet Allah’ın emri ve peygamberimizin tavsiyesi budur. Eğer komşu ise, selamlaşmak zorunluluğu vardır. Aslında İslamiyet’ te selamlaşmak için komşu olmak da gerekmez. Dinimize göre kişi nerede olursa olsun tanısın tanımasın, eğer ters bir karşılık almayacağı bir kişi ile karşılaşmış ise, selam vermeli ve verilen selam varsa da alınmalıdır. Selam verilip alınması karşıdaki insana bir iyilik, bir ikram olarak görülür. Konu ile ilgili, Buharı ve Müslim de geçen “İnsanlara ikramda bulunman, iyilik yapman, tanıdığın ve tanımadığın herkese selam vermenle mümkündür.” Hadis-i Şerifi, bunun delilidir. Yani selam vermek için tanıdık olması şart değildir. Bu bakımdan aynı apartmanda komşu olduğumuz bir insanla selamlaşmamız komşuluk gereği şarttır. En azından siz selamınızı verin. Selamınız alınmıyorsa günahı ona aittir. Peygamberimizin bildirdiğine göre alınmayan o selamı, melekler alacaktır. Bu konuda C. Allah Nisa Suresi 86. Ayetinde selamlaşılmasını istemektedir ve Ayette devamla, “Size selam verildiği zaman da, verilen selamı alın” emri vardır. Eğer selamınız alınmıyorsa dediğimiz gibi,günahı ona aittir ve sizin selamınız bilin ki melekler tarafından alınan selamlardan olacaktır.

Kur'an-ı Kerim de C. Allah’ın selam üzerinde ısrarla durduğu görülür. Kuran’da, her yeni mekana, her yeni konut veya ortama girişte de selam verilmesi istenilmektedir. Bunlarla ilgili birkaç ayete bakarsak bunun böyle olduğu görülecektir. Nur Suresi 27. Ayetinde de, “Ey iman edenler, evinizden başka evlere (veya bir topluluğa) geldiğiniz zaman ev sahiplerine, orada olanlara selam vermeden girmeyin. Bu davranış sizin için daha hayırlıdır. Düşünüp anlayasınız diye bu öğüt verilmektedir.” (Nur-27) Yine Nur Suresi 61. Ayetinde “Başka evlere ve insan olan yerlere girdiğiniz zaman, birbirinize, Allah katından mübarek ve hoş bir esenlik dileği olarak selam verin. Allah düşünesiniz diye sizlere bu Ayetleri açıklar.”(Nur-61)

Peygamberimiz de bir Hadis-i Şerifinde, “İnsanların Allah katında en makbulü ve O’na en yakın olanı, önce selam verendir.” buyurarak karşılaşan herkesin Allah katında o sevaba ulaşmak için karşıdakinden önce selam verme gayreti içinde olmasını, bu yarışı kazanmak istemesi gerekliliği üzerinde durmaktadır. Bu Ayet-i Kerimelerden ve Hadislerden anlıyoruz ki, insanlar tanışsın tanımasın, ters bir durumla karşılaşılmayacağı anlaşıldığı anda herkesle selamlaşılması istenilmektedir. Hatta bu Allah duyuruları, sanki bir emir mahiyetinde görünmektedir.

KOMŞU İLE, SELAMLAŞMA DIŞINDA DOĞUM, NİŞAN HASTALIK VE ÖLÜMGİBİ OLAYLAR DA PAYLAŞILMALIDIR

İslam dini, insanların bir birine yardımcı olmasını ister. Çünkü Kuran Müminleri birer kardeş olarak görür. Hucurat Suresi 10. Ayetinde “Müminler ancak kardeştir.” buyrulması bunun delilidir. Böyle olunca insanlar tanıdıkları, komşu oldukları kişilerle selamlaşma yanı sıra aynı zamanda yardımlaşmak durumundadırlar.

Komşular, komşularında olan nişan, evlilik, doğum gibi olaylarda en azından bir hayırlı olsun demelidir. Veya komşusu hastalanmışsa geçmiş olsun dileğinde bulunmalıdır. Bunlar hem dini hem de insani görevler içine girer. Bunlar, yapılması gereken ve toplumsal kaynaşmayı sağlayan davranışlardır. Ayrıca komşu, komşudan bu tür davranışları bekler.

Sahabelerden Muaviye b. Hayde Peygamberimize bir gün şöyle bir soru yöneltiyor. “Ya Resulullah!

Kuran’da komşularınıza iyilik yapın buyruluyor. Ben ne yapabilirim ki iyilik olsun. Allah katında kabul edilsin? Komşunun benim üzerimde ki hakkı nedir? diye sorunca Peygamberimiz şöyle cevap veriyor. “Komşunuz hastalanırsa ziyaret edin.Vefat ederse cenaze törene katılın ve taziye de bulunun. Borç isterse verin. Muhtaç hale düşerse yardım edin.” buyurarak, komşunun komşu üzerindeki haklarının en kısa şekli ile ne olduğunu bildiriyor.

Bir Hadis-i Şerifte de, “Komşusu aç iken bunu bildiği halde tok yatan bizden değildir” buyrulur. Bütün bunlar, komşunun komşu üzerinde bazı önemli haklarının olduğunu göstermektedir.

APARTMANLARDA GÖRÜLEN VE KOMŞULUĞA YAKIŞMAYAN BAZI EKSİKLİKLER VARDIR
Aynı apartmanda oturduğu halde, birbiri ile hiç tanışmayan bir çok insan vardır. Rahatsızlık geçiren

ölen komşuları olduğu halde ziyaret edilmeyen, ölen kişinin cenazesine komşuların katılmadığı, belediye görevlileri ile sadece ailelerin kaldırdığı çok görülen olaylardandır. Bir cenaze merasimine katılmak Müslümanlar için farzdır. Dini açıdan mutlaka katılınması gereken bir görev olarak görülür. Biz bu tür farza, 'Farzı kifaye' deriz. Yani belli sayıda kişi bunu hallettiği için, tanıyıp da gelmeyenler üzerinden o günahı kaldıran bir farz çeşidi olarak görülür.Yoksa tanıyıp, bilip görüp de katılmayanlar, Allah katında cezalarını çekerler. Bırakalım şimdi her şeyi bir tarafa böyle bir iş, aynı zamanda bir insanlık görevidir de. Bunları duyurmak, söylemek zorundayız. Yani kısacası aile büyüklerimiz, bu durumları gördükçe komşuluğun gittikçe zayıfladığını söylerler. Büyüklerimizin, zamanla, komşulukta görülen bu zayıf hallerin artacağı endişeleri de vardır. Bu bakımdan İlgili kurumların görevlerini yapması şart olmaktadır.

AYET

Kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın. Her türlü hareketiniz de dürüst davranın. Çünkü Allah dürüstleri sever.” (Bakara-195)

HADİS

Ben ancak güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim.” (Beyheki)

Yorumlar