Almanya’ya Türkiye’den işçi göçünün 60’ıncı yılı, konferanslarla, toplantılarla, anılarla, değerlendirmelerle, şiirlerle ele alınıyor. Önce Almanya Cumhurbaşkanı Frank Walter Ştaynmayer Türkiye’ye gelerek işçi anlaşmasının 60’ıncı yılı nedeniyle vefasını gösterdi. Alman Cumhurbaşkanı; ''Biz de gelen işçiler de bir süre çalışıp geri döneceklerini düşünüyorduk, onları sadece işçi olarak düşündük ama gelenler insandı ve onların da hayalleri, duyguları ve düşünceleri vardı. Türk işçilerinin onuru dokunulmazdır.'' dedi.  

Ben de Kuzey Ren Westfalya eyaletinde Gündem gazetesinde yazan Şenay Tek’in yazısını izniyle değerli okurlarıma sunmak istiyorum. Hemen her evde bir Almanya ile irtibatlı kişi olduğu varsayılırsa bu konu herkesin gündeminde. Fakat Türkiye’de nedense aynı duyarlılıkla 60 yılın muhasebesi yapılmadı. Ne çabuk unutuyoruz, ne çabuk kafamızı kuma gömüyoruz. Nereye kadar? İşte sevgili Şenay Tek’in hem yazısı hem şiiri: 

Bir Tahta Bavul… 

Dile kolay, altmış yıl!... 

Almanya'ya göçün altmışıncı yılına dair bir şeyler anlat deseler, tahta bavul derim, burnunuzun ucu sızlar… 

Almanya; nedir Almanya? Belki birkaç koyun, belki üç jenerasyonun bir evde yasadığı kalabalık, ekmeği kapanın elinde kaldığı, yarı tok karnını doyurmak, belki de uzak diyarın somunu büyük, bir parça da biz nasiplenelim düşüncesi, en çok da bir ev alacak para biriktirip dönülecek ama asla turistlik bir gezi olmadığı aşikar Almanya… 

Gelirken hiçbirisinin bu kadar yıl kalacağını tahmin bile etmeyen dedelerimiz, amcalarımız, babalarımız... Birçoğu eşini, evladını, annesini, babasını bırakıp gelen, tanımadığı onlarca kişiyle birlikte kalan, aynı tuvaleti banyoyu kullanan birinci jenerasyon. Elbette bundan 60 yıl öncesinin Almanya'sını düşünmeden geçmeyelim. ''Bakir leğenin içinde çimerdik oğul, banyo neyin nerde, bi odada 10 dene goca adam, ekmağinan tomates biber accik da peynir yedikmi cok şükür dirdik halimize'' diye anlatan büyüklerimiz... 60 yılın cefasını çeken Almanya'nın en büyük yükünü sırtlayan büyüklerimiz, bugün nimetlerinden bizlerin (Türk Alman farketmeksizin) faydalandığı büyüklerimiz. 

Sonraki yıllar eşini çoluğunu çocuğunu getirecek, bir ev parası, sonra bir tarla bir traktör hatta altına bir mercedes almaya kadar gidecek, istekleri değişecek, alma gücü arttıkça gurbeti benimseyecek. Bugün hayatta olan birinci jenerasyondan hikaye dinler gibi dinlediğimiz Almanya acı vatan sözü, şimdilerde bizlerin ikinci vatan dediğimiz Almanya, aynı Almanya. İkinci jenerasyonun genelde aile birleşimiyle Türkiye‘den gelen, yani bizler ve şimdi her biri iş sahibi, avukat, öğretmen ve hatta Almanya‘nın politikasına yön veren siyasetçiler olarak karşımıza çıkan gururumuz; çocuklarımız...

Artık acı vatan olmaktan çıkmış, bizi olduğumuz gibi kabul etmiş, emeklerimizi ecdadımızın katkılarını inkar etmeyen, edemeyen, hatta onur duyan onurlandıran bir Almanya var! 

Zorluğunu, yokluk yıllarını büyüklerimizin çektigi, nimetlerinden en çok bizim jenerasyonun faydalandığı, istisnalar dışında bulunduğumuz ortama ayak uydurmuş, birçok alanda söz sahibi olmuş, pek çoğumuzun Türkiye‘ye dönmeyi düşünmediği (kendimizce, kişisel sebepler dışında) ikinci vatan kabul etmiş, ama illa ölünce vatan toprağına gömülmeyi arzu edilen uzak bir dünya Almanya… 

Yazacak o kadar çok şey var ki, ne sayfalara sığar 60 yılın hikayesi, ne sabır yeter dinlemeye. Acıyla başlar bir tahta bavulun hikayesi, yine tahta bir tabutla son bulur iki vatanın arası. 

Çok daha güzel bir gelecek dileğimle her nereyi vatan kabul edip yaşıyorsak. 

Dost selamlarımla… 

“Gurbet acı ekmek/Gurbet hasretin dibi demek/Almanya acı vatan/Yabancısın en ağırından/Türkiye el şimdi sana/Alamancısın artık bir mahallede büyüdüğün komşuna/Her yıl gidemezsen vatana/Özlemi batar yüreğine, kanar görünmez yaraların/Gidince kesilmiştir yüreğinde büyüttüklerin/Bu yıl annendir göremediğin/Sonraki yıl dayın ,amcan, halan/Her gidişin dönüşü özlemden ağır basan/Burda yabancı,memlekette Alamancı damgası/En çok canını acıtan/Sen gurbetin garibi, sılanın özleneni/İki vatan arasında vatansız kalan …”  

Kendi kalemi, kendi dizeleriyle tahta bavulla, tahta tabut arasındaki yaşamı anlatan Almanya’da kültür alanında üretimlerini sürdüren Şenay Tek’e bu duygu dolu dizeleri bizimle paylaştığı için okurlarım adına çok teşekkür ediyorum. Bakalım Türklerin 60 yıllık Almanya macerası daha kaç 60 yıllara evrilecek, hayat bize neler gösterecek…