07.09.2021, 15:11

Almanya izlenimleri-2

Almanya bizim için çok önemli, çünkü yurt dışında yaşayan en çok Türk Almanya’da. Gerek Alman vatandaşlığına geçmiş ve gerekse de henüz geçmemiş Türk vatandaşları artık Almanya’da neredeyse bir Almanın yaşam standardında yaşamaya başlamış. Buna örnek olarak şu anlatıldı: şimdiye kadar televizyon dizilerinde yardımcı rollerde yer alan Türk oyuncular artık başrollere kadar çıkabiliyor. Yani hayatın her alanında yer alıyorlar. Benim eniştemin babası Zonguldak’tan madenci olarak 70’li yıllarda Almanya’ya işçi yazılıyor ve maden bölgesi Hamm’a geliyor. Oğlu yani eniştem, okuyor maden teknisyeni oluyor, o da aynı madende çalışıyor. Teknisyen eniştemin kızı, yeğenim yani üçüncü kuşak, şimdi mühendislik okuyor. Nereden nereye!

Köln’de bir arkadaşımı ziyaret ettim. Enerji dönüşümlerinde yüksek mühendis oluyor. Yüksek lisansını yapıyor ve şimdi onun sertifikasına göre yatırım yapmak isteyenlere devlet teşvik veriyor. Türklerin başarıları Almanya’da konuşulurken Alman siyasetinde de önemli rol oynuyor.

Geçen yazımda 26 Eylül’de Almanya’da genel seçimlerin olacağını belirtmiş ve bazı gözlemlerimden bahsetmiştim. Bu seçimlerde oy kullanacak Türk ailelerin genellikle Almanya’da sosyal haklar nedeniyle sol ve sosyal demokrat partileri desteklediklerini ancak yaptığım konuşmalarda aynı ailelerin Türkiye’de sağ partileri desteklediklerini anlatmıştım.

Bu tabii okurlar arasında büyük bir çelişki olarak değerlendirildi, yorumlandı. Yine çelişki gibi gelecek başka bir gözlemimi aktarayım. Almanya’da göçmenler konusunda görüş açıklayan sağ ve hatta aşırı sağ parti ve grupların görüşleri ile Türkiye’de sol ve sol yelpazede bazı sol görüşlerle hemen hemen aynı kapıya çıktığını gözlemledim. Bu da bana büyük bir çelişki gibi geldi.

Ben gazeteciyim ve gördüğümü, duyduğumu, gözlemlediğimi objektif olarak aktarmaya çalışıyorum. Bazen görüp yaşadıklarımız kafalarımızdaki öncel düşüncelerle örtüşmeyebiliyor. Yaşıyoruz, duyuyoruz, görüyoruz şaşırıyoruz, hayrete düşüyoruz.

Bunu daha önce yani suni olarak çıkartılan iç savaştan önce 2011 yılında Suriye ziyaretimde de yaşamıştım. Urfa- Akçakale ilçesinin yarısı Türkiye’de yarısı Suriye sınırında kalıyordu. İki taraf da aslında akrabaydı. Bizim tarafta kalan aile bireyleri genel siyasi sohbette çoğunlukla emperyalizm karşıtı ve özellikle Amerika’nın Ortadoğu politikalarını beğenmeyen ve karşı çıkan görüş açıklarken Suriye tarafındaki ailelerin adeta ‘Amerika gelsin bizi kurtarsın’ görüşünde olmalarına çok şaşırmıştım. Bu gözlem ve tespitime dönüşümde çoğu kimse inanmak istemedi ama aradan geçen yıllarda hep birlikte yaşadık, gördük. ‘Kurtarıcı’ Amerika(!?) geldi ve Suriye’yi ne hale getirdi. Binlerce insan suni olarak çıkartılan iç savaşta öldü ve milyonlarca insan batıya göç vaadiyle yollara çıkarıldı ve ‘Göçmen-mülteci- sığınmacı’ sorunu- konusu- vakası yaşandı.

Yazılıp çizilenlerden çok yaşananlar daha sahici oluyordu ve yaşam siyaseti her şeyin üstündeydi. Yaşa ve gör. İkinci dünya savaşını anlatan müthiş bir film vardı: Gel ve gör!

Çıplak gerçek bütün gerçeklikleri parçalıyordu, ürkütüyordu. Çıplak gerçeğe bakmak zordu, gözleri kamaştırıyordu. Yılmaz Güney’in son ve veda filmi Duvar’da bir doğum sahnesi görüntüsü film hileleriyle değil bizzat gerçek hastanede yapılan gerçek bir doğumdan, çıplak gerçek bir görüntüden oluşuyordu. Yılmaz Güney filmlerimde anlatmaya çalıştıklarım, işte böyle ‘çıplak gerçek’ demek istiyordu.

Bazen ülke dışına çıkıp dünyada neler oluyor bir bakmakta fayda var. Özellikle ekonomisi, sosyal yapısı, kültürel yapısı, sağlık ve öğretim sistemleri ile Almanya’nın incelenmesinde fayda var.

Almanya’nın gözlemlediğim bir eksiği şuydu; ‘Alman demokrasisi bize yeter’ diye düşünüyorlar. O demokrasi şemsiyesi ve güvenliği altında adeta bir ‘ada demokrasisi’ uyguluyorlar. Ama, ama dünyanın hali ortada. ‘Dünya Demokrasisi’ne geçmedikçe bir ülkenin demokrasisi bir süre sonra onlara yetmez olur. Afganistan’da, Suriye’de savaş oldukça batı demokrasileri kendilerini nasıl güvencede görüyorlar, şaşırıyorum. Yoksa, yoksa, hmm acaba batı demokrasileri yangın kendi sınırlarına gelmesin diye ormancıların yaptığı gibi kontrollü karşı ateş-suni yangın mı çıkarıyorlar, yoksa, yoksa o yangınlar o ‘Modern Demokrasiler’in güvencesi mi?! Kafamdaki delice soruların yanıtını almak için biraz daha dünyayı dolaşmam gerekecek.

Yorumlar