23.04.2016, 21:00

Anlayabildik mi?

Birbirimizi anlamak zorluğu içinde kıvranırken, acaba ne kadar orta noktada buluşabildik?

İnsanlarımızın ortak noktası değil midir şu anda anlayışsızlığımız?

Hele ki olmazsa olmaz tahammülsüzlüğümüz.

Neden birbirimizi anlama güzelliği içinde yerimizi almayız?

Neden birbirimizi anlamak için biraz daha gayret göstermeyiz, ortak noktalar da buluşmayız ve o noktaları dikkate almayız, hiç düşündünüz mü?

Ben düşündüm.

Ve karşıma çıkan, kimsenin gerçek sevgiyi içinde hissetmeden yaşaması.

Bırak birbirini anlamak istemeyi, hiçbir şeyi paylaşmak dahi istemeden yaşaması.

 

Birbirimizi yanlış anlamamızın ana nedenleri var ve öncelikle bu nedenleri keşfetmeliyiz ki, sorunları ele alıp, çözelim.

İletişim sorunumuz var mı, var?

İşte anlaşmazlıkların başı iletişimsizlik.

İletişim çağında yaşıyoruz ama daha iki insan birbiri ile bağ bile kuramaz durumunda.

Nasıl bir iletişim çağı derseniz, sadece teknoloji derim.

*

Peki neden bu iletişimsizlik bizi ele geçirdi?

Ele geçirdi çünkü, düşündüğümüzü söyleyemedik yargılandık.

Söylemek istediğimizi anlatamadık, yanlış anlaşıldık.

Birbirimizi asla anlayamadık, önyargı ile donandık.

Ve ortaya çıkan sonuç; aslında galiba dünyayı anlamak zor mesele.

Unutmamalıyız ki, düşündüğümüz, söylemek istediğimiz, hatta sandığımız veya söylediğimiz şeyler aslında karşımızdaki kişinin duymak istediği ile çelişkili olabilir.

*

Yani onların duymak istediği ve duyduğu var...

Anlamak istedikleri var...

Anladıkları var...

Bizim anladığımız ve duymak istediklerimiz arasında dağlar kadar fark var...

İşte şimdi ülkemizdeki her sorunun başı tam da burada başlıyor ne yazık ki...

*

Acaba başarabilir miyiz?

Beklemeyi öğrenebilir miyiz?

Yeni bir anlayış kazanabilir miyiz?

Ülkemizin iletişimsizliğine yönelik yeni değişimler sağlayabilir miyiz?

Her şey bizim elimizde değil mi? Evet elimizde.

Daha çok üzülmek yerine, daha çok huzurlu bir ülkenin imarı, anlayıştan geçiyor.

*

Huzurlu yaşamayı hak etmiyor muyuz?

Ediyoruz.

Anlaşmazlıkları aşmanın zamanı gelmedi mi?

Geldi de geçiyor bile.

Peki neden bekliyoruz?

Neden iletişimsizlik içinde kıvranıyoruz ve yitip gidiyoruz?

 

*


Lütfen etrafınıza bir bakın.

Herkes bir başkasını suçluyor ve kimse kendine nedense dönmüyor.

Çevremize baktığımız zaman görüyoruz ki anlatmaya çalışan çok var, ya anlamaya çalışan nerede?

Yok...

Kısaca biz dinlemeyi bilmiyoruz ve önyargıları bir kenara atamıyoruz.

Oysa ‘Dinlemek bir sanattır’. Ve benliğimize kelepçelenmiş önyargıyı da atamamak bir eziyet.

Önyargı; kırılması en zor halkadır.

Kalbe bir yük, topluma bir kelepçedir.

Bir kişiyi eğer yargısız dinleyebiliyorsanız, sadece anlamak için sorunun ilk başını çözmüşsünüz demektir.

*

Altın kuralı bilen kişiler ardından konuşmayı da sanata dönüştürebilirler ve ülkemizin sanırım son zamanlarda ‘konuşmak bir sanattır’ felsefesine daha çok ihtiyacı var.

İşte konuştukça anlayacağız birbirimizi, konuştukça düzelecek düzelmeyen her şey.

Altın kural ‘dinlemek ve sanat olan konuşmak’ birleşecek ki birleştiğinde çözümsüz sorun yoktur.

Konuşarak düşündüğümüzü, beklentimizi, isteklerimizi sıraladığımızda gerçek insan olacağız.

*

Her doğan güneşle birlikte yeni bir hayat başladığı için, önce karşımızdakini dinlemeli ve ardından anlatmak istediğimizi anlatarak yeni başlangıçlar yapmalıyız birey olarak.

Ve bireyler toplumları oluşturduğuna göre ilk adımın önemi burada başlıyor işte.

Her birey bunu kendi çerçevesinde yaptığı müddetçe anlaşmazlıklar minimum düzeye iner ve kendi içimizde kendi sorunlarımızı harmanlayarak çözebiliriz.

Aslında, her dakika yeni bir hayatın başlangıcıdır.

Her anda yaşadıkça, her anın güzelliğini anladıkça, anlaşmazlıklar içinde boğuşmanın gereksizliğini daha da iyi anlamak gerekecektir.

 

Dip notlar;

 

Birlikte bir hayat için...

 

Huzurlu ve mutlu bir yaşam istemiyor musunuz?

İstiyoruz ama maalesef bu dünya şartlarında ruhsal durumumuz buna uygun değil, işte bu nedenle de şartları biraz zorlamak gerektiğine inanıyorum.

Ve dünyanın yaşadığı ‘kaos’ da üstüne tuz biber.

Unuttuğumuz tek bir şey var ‘ruhumuz’.

Güven ve saygı, ikisinin birarada bulunması gerekli iken şu anda kaos ortamında bu pek mümkün değil.

Peki ‘güven, saygı’ bir de ‘sevgi’ ile bütünleştiğinde sağlıklı ve doğru bir yaşam için ilk adımınızı atmış olmuyor muyuz?

Oluyoruz ama maalesef ruhsal yönden bizi destekleyecek en önemli kural olan karşılıklı sevgi şu dönemde hep rafta.

Sağlıklı toplumlarla birlikte bulunmak bizim ruhsal durumumuzla doğru orantılı olduğu için kendimize, eşimize, çevremize, doğaya saygı duymak ilk şart.

Hassas bir duygu bağıdır karşılıklı güven kişilerde, ülkelerde, toplumlarda.

Karşılıklı güven olmadan hayat paylaşımı olmadığı gibi şimdiki gibi kaos da olur.

Ruhsal isteğimiz ‘sevgi’...

Yapıtaşımız ‘sevgi’...

Kesinlikle şart dediğimiz noktamız, olmazsa olmazımız ‘sevgi’ iken aldı yerini kaos, savaş...

Sevgi duygusu ruhsal dengemizi temsil eder adeta.

Ve bize bu duruş ruhsal yönden rahatlık sağlar.

Sevildiğini hisseden ve bu sıcaklığı içinde yaşayan kişi, mutlu olur ve etrafına da mutluluk saçar, toplumlarda da böyledir.

Bu karşılıklı sevgi bir diğer yapıtaşımız olan ‘karşılıklı hoşgörüyü’ oluşturmaktadır.

Birlikteliklerde sevgi ile doğru orantılı giden karşılıklı hoşgörü ile sağlıklı ve mutlu bir hayatta yerimizi ayırtırız.

Gönüllü olmak ve gönüllü istek taşımak kişide gelişmedikçe genel bir mutsuzluk olur her daim toplumumuzda.

Olumlu, sakin ve eşitlik dolu dünya bize kapılarını aralar.

Kişisel güçler kalmaz.

Paylaşımlar ve de bunlarda karşılıklı anlayış, özgürlüklerin bulunması büyük önem taşıyor.

‘Benim’ düşüncesini atarak ‘biziz’ düşüncesini benimsemek zor mu?

 

23 Nisan...

 

Dün kutladığımız ‘Ulusal Egemenlik Bayramı’mızda çocuklarımızın sevgisi ve coşkusu biz büyüklere örnek olmalı daim.

Yüreğimize değecek kadar olumlu olmalı.

Sevgiyi görmemizi sağlamalı.

İşte biz büyüklerde ‘yeni dünya’da ‘yeni kişilikler’ ile artık boy göstermeliyiz ki sevgide, beklentisizlikte bize örnek olan çocuklarımıza karşı mahçup olmayalım.

Hep mutlu olun küçüklerim.

Hep gülün...

Mutlu kalın

 

Fıkra;

23 Nisan'da çocuk öğretmenine sorar:
Öğretmenim 23 Nisan çocukların bayramıdır değil mi?

Ögretmen:
Evet diyerek soruyu cevaplar.

Çocuk:
Öğretmenim siz söylemiştiniz; bayramlarda insanlar dinlenir ve birbirlerini ziyaret ederler değil mi? Ögretmen:
-Evet yavrum.

Çocuk:
‘Anlamadığım bir şey var? Niye 23 Nisan’da en çok yorulan biz oluyoruz’.

 

Günün sözü;

Bilmek yetmez; uygulamalıyız. İstemek yetmez, yapmalıyız. - Johann Wolfgang von Goethe
 

Yorumlar

Gelişmelerden Haberdar Olun

@