Gözde Yılmaz'ın 16 Nisan 2022 tarihli Yenigün Gazetesi'ndeki köşe yazısıdır.

Merhaba sevgili kitap dostları;
 

Bu hafta ilk değerlendirme kitabım olan “Anne Frank’ın Hatıra Defteri” ile tüm dünyada savaşlara dur diyip, barışın varlığını üstün tutmaya var mısınız?

İkinci değerlendirme kitabım olan John Steinbeck tarafından yazılmış, “Fareler ve İnsanlar” kitabı ile hayaller ve gerçekler çatışmasını ele alacağız. Sizce hayallerimiz mi bizi var eder yoksa gerçekler mi? Beyin fırtınasına hazırsanız hemen yorumlara geçelim.

anne frankkk

Anne Frank'ın Hatıra Defteri- Anne Frank

Merhaba sevgili kitap dostları;
 

Bu hafta sizlere sanırım ilk kez on-on bir yaşlarında sadeleştirilmiş halini okuduğum, acı sonuna hala inanmak istemediğim için bende travma etkisi yaratmış; savaş, barış, yaşam, ölüm gibi kavramları ilk kez enine boyuna düşünme fırsatı yarattırdığı için farklı bir bakış açısı kazandırmış, Otobiyografi tarzında yazılan Anne Frank'ın Hatıra Defteri kitabını değerlendirmek istiyorum.

Anne Frank 12 Haziran 1942 ile 1 Ağustos 1944 arasında günlük tutmuştur. Bu dönem ikinci Dünya Savaşı’nda Hollanda’nın Nazi İşgaline uğradığı döneme denk gelmektedir. İkinci dünya savaşı da diğer tüm savaşlar gibi acımasız ve yıkıcıdır.13 yaşında kendini bulma çabasında olan hayat dolu bir çocuk için oldukça zor, acımasız ve adalet dışıdır. Ergenlik dönemi buhranı içinde annesi ve ablası ile yeterince iletişim kuramayan Anne, günlük tutmaya karar verir. Bu günlükleri radyoda sürgün olan Kültür ve Bilim Bakanı Bolkestein'in konuşmasını dinleyene kadar sadece kendisi için yazar, Bolkestein, savaştan sonra Hollanda halkının Almanlardan gördüğü zulme şahitlik eden tüm belgelerin toplanıp yayınlanması gerektiğini söyler, Örnek olarak da günlükleri de verir. Bu sözler Anne Frank'ı çok etkiler ve savaştan sonra bir kitap çıkarmaya karar verir. Günlükler bu kitap için temel olacaktır. O konuşmadan sonra yazar olamaya karar veren Anne Frank, tıpkı şuanda olduğu gibi tüm dünyaya hitap edebilecek ünlü bir yazar olmanın hayalini kurar. Düzenli olarak günlük tutmayan devam eden Anne için her geçen gün günlüğüne yazdığı baskıların kademesi artar. Yahudiler Davut yıldızı taşımak zorunda kalırlar, tramvaya binemezler, sadece öğlen üç ve beş arası alışveriş yapabilirler, yalnızca Yahudi berbere gidebilirler, akşam sekiz sabah altı dışarı çıkamazlar, tiyatro, sinema gibi aktivitelere gidemezler, spor yapacakları alanları kullanamazlar, Yahudi okullarına gidebilirler. Bu baskılar üzerine Anne Frank ve ailesi babasının ofisinin olduğu bir binaya saklanmak zorunda kalırlar. Hayatında saklanmak ve kaçmak zorunda olduğu bir döneme giren Anne, bu dönemde her şeyi sorgulamaya başlar. Anne; İyi, kötü, savaş, ölüm, umut gibi birçok konuda düşünüp ve kendini bulmaya çalışırken, savaş gitgide şiddetlenmekte Yahudi tanıdıkları kamplara alınmakta, insanlar gaz odalarında öldürülmektedir. Anne için nedenini bilmediği, anlam veremediği bu yaşadıkları çok ağırdır, içi umutsuzlukla doludur. Tek dileği savaşın bitmesi ve tekrar hür hayatına geri dönebilmesidir. Tüm yaşadıklarına rağmen içindeki yaşama sevgisini yitirmez. Aşık olur, hayal kurar, yazı yazar, yaşanan hiçbir kötü olay kalbindeki masumiyeti azaltmaz. Bu duygu geçişleri sırasında 1944 yılında bir ihbar sonucu, Anne ve ailesinin kaldıkları gizli yere operasyon düzenlenir. Toplama kampına gönderilen aile toplama kampında çeşitli sebeplerden dolayı ölür. Sağ kurtulan tek bir isim , Anne’nin babası Otto Frank’tır. Oda kendini Anne Frank’ın hatıra defteri ve içindeki mesajın yayılmasına adar. İlki 1947’de basılan kitap bu gerçek hikaye ile günümüze kadar taşınmıştır.

“İyi bir savaş, kötü bir barış hiç olmamıştır.”Diyen Benjamin Franklin’in sözünü çok severim ve Sağduyulu bir iletişim bireyler ve Ülkeler arasında ki her türlü problemi çözebileceğine inanırım. Henüz yeşermekte olan bir kalpteki umutları yok etmenin hiçbir dava için kabul edilemeyeceğini düşünürüm. Çocukların umutla ve mutlulukla büyüdüğü bir dünya kurabilmek adına, Anne Frank tarafından yazılmış, Anne Frank’ın Hatıra Defteri kitabı Kitapsever herkese naçizane tavsiyemdir.

fareler ve insanlar

FARELER VE İNSANLAR-JOHN STEİNBECK

Merhaba sevgili kitap dostları;
 

Bu hafta sizlere Nobel Edebiyat Ödüllü yazar John Steinbeck tarafından yazılmış, “Fareler ve İnsanlar” kitabını değerlendirmek istiyorum. Bu kitap özellikle Amerika’da ilköğretim döneminde okunması zorunlu hale getirilmiş bir klasiktir. Bu zorunluluğun sebebi; yazarın kitabı 1920’li yıllarda evsiz, gezici bir çiftlik işçisi olduğu dönemde yaşadığı gerçek tecrübelerden yola çıkarak yazması ve kitabın duygusallık, yoksulluk, masumiyet, saflık, dostluk duygularını tüm kötülüklerin içinde bile olsa parlatabilmesidir. Yazarın, “İnsanlar ve fareler hiçbir zaman hayallerini gerçekleştiremezler.” Sözünden yola çıkarak yazdığı bu kitap, tüm zorluklara rağmen son anına kadar bende umut ve masumiyet duygularını uyandırır.

Fareler ve İnsanlar, George ve Lennie adında iki yakın arkadaşın hikâyesini anlatmaktadır. George yapı olarak ufak tefek ama aklı başında, Lennie ise onun aksine iri yarı ama saf olarak nitelendirilebilecek birisidir. Bu iki farklı karakter en büyük hayalleri olan para biriktirip, kendi topraklarının sahibi olma fikriyle ortak paydada buluşmuştur. Fakat bu iki kafadar hiçbir çiftlikte dikiş tutturamaz. Çünkü Lennie’nin yaptıklarından dolayı başları sürekli belaya girer. Lennie’nin en büyük zaafı yumuşak ve tüylü olan şeyleri okşama isteğidir, bu zaafı onları her seferinde zor durumda bırakır. Bu içgüdüsel dürtü, kötü bir niyet barındırmasa da her defasında bir facia ile sonuçlanır. Lennie bir gün eski çalıştıkları çiftlikte bir kızın elbisesine dokunmak isterken kızı korkutur, kız bağırdıkça o da panikler ne yapacağını bilemez ve kızı tutar bırakamaz. Kızın çığlıklarını duyan etraftaki adamlar George ve Lennie’nin peşine düşerler. Kaçarken tüm geceyi bir su kanalında geçirmek zorunda kalırlar ve böylece yine işsiz kalmış olurlar. Ne yapaklarını bilemez bir halde iken Kaliforniya’da bir çiftlikte iş olduğu haberini alırlar ve çiftliğe gitmek üzere yola çıkarlar.

Çiftliğe vardıklarında hemen işe kabul edilirler fakat aynı gün patronun oğlu Curley kafayı Lennie’ye takar. Curley kısa boylu ve güçsüz bir adamdır bu yüzden uzun boylu iri yapılı adamlardan hoşlanmaz. George Lennie’yi Curley ile kavga etmemesi konusunda defalarca uyarır çünkü başları belaya girerse oradan da kaçmak zorunda kalacaklar, hayalleri için gereken parayı kazanamayacakları gibi tekrar evsiz kalacaklardır.

Çiftlikte işleri zorlaştıran bir diğer şeyse patronun oğlu Curley’in karısıdır. Curley ile severek evlenmediği için sürekli ilgi çekmeye çalışır. Çiftlikte ki erkeklerle konuşmak, onlarla arkadaşlık etmek ister. Lennie, kadından çok etkilenmektedir. George da onu her defasında Curley’nin karısından uzak durması konusunda uyarır.

Lennie bir gün herkes kapının önünde oyun oynayıp eğlenirken, ahıra yavru köpeklerin yanına gider. Yavru köpekleri sevmek niyetindeyken daha önce de pek çok kez olduğu gibi yavru köpeklerden birini öldürür. Yaptığından çok pişman olur ve ölü köpeği saklamaya çalışır, o sırada yanına Curley’nin karısı gelir. Bir müddet sohbet ettikten sonra Lennie kadına zaafından söz eder ve kadın saçlarını okşaması için ona izin verir. Lennie kadının saçlarını okşarken kendini kaybeder ve elinden kurtulmaya çalışan kadının yanlışlıkla boynunu kırarak kadını öldürür.

Curley ve diğer çiftlik çalışanları kadının öldüğünü görünce Lennie’nin yaptığını anlarlar ve George ile birlikte onu aramaya çıkarlar. George, Lennie’yi diğerlerinden önce bulur, arkadaşını çok sevse de çaresizliği tüm duygularından baskındır. Lennie’nin asla iflah olmayacağını düşünür. Birlikte kurdukları hayaller artık onlar için çok uzaktır.  Tüm bu çıkmazdan  kurtulmak adına Lennie’nin çaresizliğine, onu öldürerek bir son verir.

Dönemin tüm toplumsal problemlerine değinerek yazılmış, anlatımı akıcı, dili sade  novella tarzının dünya edebiyatındaki en büyük örneklerinden biri olan bu kitap, kitapsever herkese naçizane tavsiyemdir. Daha fazla kitap yorumu için instagram@benimkitapligim9 sayfasını takipte kalın.