26.06.2021, 07:43

Ara - bul - tanı

Biz kimiz ve niçin yaşıyoruz. Nasıl bir iradeyle anne karnına düştük ve dahası kimden, nerede, dünyaya geleceğimize dair nasıl bir anlaşma yaptık?

“Kimim ben ve ne için yaşıyorum” Sorusunu küçük yaşlardan beri soruyorum kendime… Yiyip, içip, gezip, üremenin dışında bir anlamı olmalı yaşamın… Yoksa hayvanlardan ne farkımız olacak, düşünmedikten, hissetmedikten sonra…

Bu soruları ilk kez ebeveynlerime danıştığımda “Hadi hadi bırak bunları da derslerine çalış, yine saçma sapan şeyler düşünüyorsun” demeleri yıldırmadı beni. Gizli gizli düşünmeye başladım sonra, dile getirmeden, deli dedirtmeden kendime!

Önceleri kızıyordum etrafımdakilere.  Ama okudukça anladım; kitaplara sığındım.

“Bu soruya olumlu cevap verebilmek için, bireyin büyük bir özenle benliğini sorgulama ve kendini tanıma çabasına gönüllü olması gerekir. Bu niyetinde kararlılık gösterirse, sadece kendi hakkında bazı önemli gerçekleri keşfetmekle kalmayacak, aynı zamanda, psikolojik bir kazanç elde edecektir; kendisine ciddi bir ilgiye ve sevecen bir dikkate layık hissetmeyi başaracaktır. Kendi insanlık onurunu ilan etme cesaretini üstlenecek ve bilincinin temellerine doğru yani dinsel deneyiminin erişebilir tek kaynağı olan bilinçdışına doğru ilk adımı atacaktır.” Carl Gustav Jung

 Ve böylece belki de Tanrıya ulaşmanın yolunu başkalarının söylediği hatalı ve yanlış bilgilerle değil de içine dönerek, farkındalığına vararak bulacaktır. Zaten içine baktığında Tanrı’nın kendisi olduğunu keşfedecektir.

Kendime dönerim ben de bazen, boş boş dolaşırım bu düşüncelerle…

 Amaçsız yürüyüşleri, sorumlulukların arasından sıyrılıp, var olduğumu, taşa toprağa haykırmaya benzetirim…Saçma sapan dünya işlerini bırakıp, “Hala yaşıyorum seni unutmadım” Dermiş gibi benliğime, adımlarımı serserice gezdirirken yerkürenin üzerinde…

Yol ayrımına geldiğimde, üç yön vardı gidebileceğim bu sersem yürüyüşlerimin birinde…

Yolun biri ormanlık alana, diğeri tepeye doğru gidiyordu. Devamında ise koca tabela çıktı karşıma ‘’Kent Mezarlığı’’ diye…

Bu yolun sonu demek gibi iğrenç bir espri geçti aklımdan.

Evet tüm şehirliler öldükten sonra buraya geleceksiniz işte!... Adı üzerinde Kent Mezarlığı ya!

 “Öleceğini bilerek yaşayan tek canlı türüdür insanoğlu” demiş birileri, öleceğini unutarak yaşayan, aynı zamanda ...

Bu durumun trajikomik yanı zengin, fakir, iyi, kötü, temiz, pis herkesin ayrım yapılmadan aynı toprak parçasına gömülmesidir şüphesiz!

Bencilliğin, egonun, kibrin, güzelliğin, servetin gömüldüğün yerde yok olup gider burada.

Tüm yaşamı, ağaçlar, bitkiler, böcekler nötrler!

Sanki bedenimizi ait olduğumuz hiç’ liğe götürürler…

Cenazelerde hep bağırmak isterim; ‘’ hepimiz öleceğiz be, bu ne tantana yeryüzünde! Sanki matah bir şey yapmışçasına ağlayıp duruyorsunuz! Ağladığınız, gidene mi yoksa bir gün sizin de gömüleceğinize mi? Daha onun bile sorgusunu yapamıyorsunuz!

Sonra yaşamlarınıza dönüp ölmeyecekmişiz gibi kandırıyoruz kendimizi, seve seve kanıyoruz tabii…

Dünyaya gelme amacımız unutmuşuz sanki, yaşasak da olur yaşamasak da! Ne büyük bir stratejidir, mutluluk hormonlarının salgılanamadığı, yozlaşmış bir toplumda robotik hayatlarımızdan keyif alıyormuş gibi yapmak!

Ölen kişi bir dirilse; diril diril getirecekler yine burnundan hayatının                  

Oysa üstünü toprakla örtüp sırasını savanlar daha vaktimiz var heyecanıyla, koşuyorlar yaşayamayanların arasına!

 

Orta yolu yoktur hayatın.

Orta yolu yoktur yaşamanın…

Hakkını vereceksin nefes almanın,

Hakkını vereceksin,

Bu dünyadaki amacının…Gamze Gürel/Ay Sarmalı

 

 

 

 

.

Yorumlar

Gelişmelerden Haberdar Olun

@