Nur Yılmaz'ın 18 Temmuz 2022 tarihli Yenigün Gazetesi'ndeki köşe yazısıdır.

“Korona ile yine, yeni yeniden maske” den dönemleri mi başlatılmaya çalışılıyor? Yoksa cidden korkulu günler hortlayacak mı?

Tarihin derinliklerinde en olası şey, hep salgınlar ve savaşlar olmuştur, tekrar eden.

Savaşlar arasına sıkışan kalan halk daha sonra da salgın hastalıklar arasında sıkışıp kalmıştır.

Önce salgın hastalık kapımızı çaldı, sonrasında ise Rusya- Ukrayna çıkmazı.

Şimdi yine, yeni yeniden korona geri gelebilir endişeleri hâkim.

*

Vaka sayılarındaki artış ile farklı senaryolar mı gün yüzüne çıkıyor, bilmiyoruz.

Ancak komplo teorisyenleri birkaç yıldır bazı teorileri arda arda sıralıyordu. Öncesinde salgın, sonrasında ekonomik kriz, enerji krizi ve kıtlık diye. Araya kaynayan sanırım yine salgın olacak. Ya araya kaynayacak ya da araya kaynatılacak.

Görünen o ki ekonomik yönden krizlerle mücadele tüm dünyada yoğun şekilde devam ediyor. Hoş, bu da salgının getirisi aslında ama asıl hedeflenen gerçekleşmedi ise salgın senaryosu tam gaz devam ettirilebilir. Tabi bu, komplo teorisyenlerinin fikri.

*

Bakalım görelim ne olacak.

Ancak sayfalarını karıştırdığımızda her değişimi görebilirsiniz insanlığa dair.

İnsanın ve toplumun olumlu ya da olumsuz geçirdiği pek çok şeyi gözlemleyebilirsiniz.

O pek çok değişim geçiren insanlık bütün bunları da atlatacaktır.

Bu çerçeveden baktığımızda, yıkım ardından hep yapım olmuştur düzen içinde.

O nedenle geçmişin çaresizlik dönemleri içinde dahi insanlık, o kısıtlı imkânlarla bir çıkış yolu hep bulmuştur.

*

Tüm bu imkânsızlıklar içinde dahi salgın hastalıkla mücadele ettirilenler, yüce bir amaca hizmet halindeler.

Biz bireylerin yaşamlarımızla ilgili ciddi sorular sormamıza sebep oluyorlar.

Düşündürüyorlar bizi.

Bu oldukça dikkate değer değil midir?

Büyük ruhî tecrübe yaşatıyorlar; bu dikkate değer değil midir?

İnsan ile insanoğlu arasındaki farkı anlatıyorlar.

İnsanın tabiatı tahrip edişindeki gerçeklerin sonunda kendine dönüşünü bize gösteriyorlar.

Ekolojik dengeleri bozan insanlığın nasıl da o ekoloji içinde çaresiz kalabileceğini görüyoruz.

Çok şey öğreniyoruz.

Çok şey.

*

O nedenle önce, bozulan insan - tabiat ilişkisini düzeltmeliyiz ki tüm bu olanlar düzelsin.

Pamuk ipliğine bağlı olan yaşantılar düzene girsin.

Yetebilen küçük mutluluklara kapılar açılsın.

Bireyi ve toplum büyük bir değişime zorlansın.

Doğa ve insanlık nefes alsın.

*

Doğadan kopmak...

İnsan olarak doğduk, o zaman hakkını verelim.

İnsan olarak durumumuzu muhafaza edebilelim.

İnsanın doğadan ve insandan uzaklaşması durdurulabilirse toplumsal sorunlarımızda aşağıya çekilir. Bireysellik ve bencillik ne yazık ki doğadan uzaklaştıkça ortaya çıkan tohumdur. Bu açıdan bakıldığında, yaradan karşısındaki konumumuzu görebilirsiniz.

İnsanoğlunun yaşadığı tüm olaylar ve felaketler sonunda onu dönüştürmüştür. Ya caniye ya evliyaya. Ya iyiye evrildi ya da kötüye. Grilerin yeri ise hep bilinmezlikte kaldı.

Ancak insan tek bir şeyi unutmadı.

Tüketmeyi.

Doğadan kopuşunda da hep tüketme vardı temelde.

Tükettikçe koptu.

Koptukça tüketti. Her yeri tüketti.

Yok etti.

*

Kısaca insanın vazgeçemediği yegâne şey bu galiba. İnsanın başına ne gelirse gelsin ders almadığı konu sadece bu, bana göre.

Olabildiğince sömürmek ve tüketebildiği kadar tüketmek, sonra da başına gelecek felaketi beklemek. Bir felaket geldiğinde de yakınmak, ağlamak, zırvalamak.

Her felaketten yara alarak çıkan insan sonunda tüketimine geri dönüyor ve başlıyor önce doğayı tüketmeye, ekolojiyi sinsice yavaştan bozmaya. İnsan hangi musibeti yaşarsa yaşasın maalesef ki sonuç hep bu...

Dip notlar;

Sağlık çalışanlarının isyanı...

Korona virüs salgınında en ağır yükü omuzlayan sağlıkçılar artık yorgun. Neden mi?

Şiddet, ölüm, tartaklama yüzünden. Verilen değer yüzünden.  

Doktorların, sağlıkçıların duygusal çıkışlarını anlayabiliyor musunuz? Sağlık çalışanlarının psikolojilerini nasıl da zorluyorlar, anlıyor musunuz?

Anlayamazsınız.

Ama sanki bir imam anladı. Anladığını da aktardı ama aktarım maalesef ki kalbi vurdu. Pandeminin en büyük savaşçıları sağlık çalışanları değil miydi? Öve öve bitiremediniz o dönemde. Ancak yeri geldi gitsinler dediniz, değer vermediniz. Çok zor yetişen bir uzman doktor öldürüldüğünde ise akıl verdiniz. Olmaz... Verilen değer bu olamaz. Olmamalı.

Sağlık çalışanları, dünyanın her yerinde hem fiziksel hem ruhsal anlamda yorulmaya başladılar; araştırmalar tükenmişlik sendromunun giderek artığına işaret ederken daha da değer verileceğine, şartları iyi hale getirileceğine öldürülüyorlar, dayak ve şiddetle baş başa kalıyorlar.  “Boşuna mı ölüyoruz?” diyen sağlık çalışanlarının ümitsizliği tüm kesimi sarmadan artık büyük önlemler alınmalı. Özellikle devletin ve toplumun koşulsuz desteğini arkalarında hissettiklerinde süreç değişecek.

 

Tamirci ve Doktor...

Dünyanın en ünlü kalp doktoru De Bakey'in arabası bozulmuş, arabasını tamire götürmüş. Tamirci arabasının kaputunu açmış ve De Bakey'e dönerek;
- "Size bir şey soracağım. Neredeyse ben ve siz aynı işleri yapıyoruz. Meselâ ben şimdi itina ile kaputu açacağım, bir bakışta problemin nerde olduğunu anlayacağım, kapakçıkları temizleyeceğim, gerekirse kabloları, motor yağını değiştireceğim, hatta çok gerekli ise motoru çıkarıp yerine yenisini takacağım! Söylesenize nasıl oluyorsa siz milyon dolarlar kazanıyorsunuz ama ben meteliğe kurşun atıyorum?"
Bunun üzerine De Bakey tamircinin kulağına eğilmiş ve şöyle demiş;
- "Bunların hepsini motor çalışıyorken yapmayı denesenize!

Fıkra;

Adam psikiyatriste giderek derdini anlatıyordu;
- Hep aynı rüyayı görüyorum: - Bir kapı var, üzerinde bir yazı... Kapıyı itiyorum,
itiyorum bir türlü açılmıyor. Ter içinde uyanıyorum.-
- Kapının üzerinde ne yazılı?
- Çekiniz yazılı.
- Anlaşıldı... Siz kapıyı çekmiyor, itiyorsunuz... Çekin de açılsın...

Günün sözü;

Hekimlik; bedenin hastalıklarını iyileştirir, bilgelik; ruhun hastalıklarını iyileştirir. Demokritos