Doç. Dr. Çiler Çilingiroğlu'nun 24 Mayıs 2022 tarihli Yenigün Gazetesi'ndeki köşe yazısıdır.

Geçtiğimiz günlerde Hindistan ve Pakistan’da en az 90 kişinin öldüğü bir aşırı sıcaklık dalgası yaşandı. 51 santigrat dereceye kadar yükselen sıcaklık yüzünden gökten düşen ölü kuşlar kaydedildi, aniden eriyen buzullar köprüleri yıktı, tam hasat öncesinde ürünler kavruldu. Şu anda ise İspanya’da her gün yeni bir sıcaklık rekoru kaydediliyor. Sevilla’da Mayıs ayında, tarihte ilk kez 41 derece kayda geçti. Ülke sarı alarma seviyesinde. 

Sıcaklık Dalgası Nedir?

Sıcaklık dalgası, bir bölgede iki veya daha uzun süreyle kaydedilen tarihsel ortalamaların belirgin olarak üzerine çıkan anormal sıcaklık zamanlarıdır. Sıcaklık dalgaları genellikle yüksek basınç sistemleri tarafından hapsedilen havanın, bir fırının içi gibi ısınmasından kaynaklanır. Sıcaklık dalgalarının bir kısmı nem tutar, bir kısmı ise kurudur. Her iki durumda da insan sağlığı risk altında olup kuru sıcak dalgaları orman yangınlarının önde gelen nedenleri arasında yer almaktadır. Nitekim, geçtiğimiz yaz Antalya, Muğla, Adana ve İzmir’deki orman yangınlarında, sıcaklık dalgasının kuru fön rüzgârlarıyla birlikte yarattığı faciayı yakinen yaşadık. 

Dünya tarihinde sıcaklık dalgaları hep olmuştur, diyebiliriz. 1850-1900 arasındaki hava durumu kayıtlarında 10 yılda bir kere olmak üzere dünyada aşırı sıcakların yaşanması normal kabul edilmiştir. Ne var ki 1850’lerden itibaren artan ve 2. Dünya Savaşı’ndan itibaren “normalimiz” haline getirilen fosil yakıtların tüketimiyle, atmosferin insan eliyle ısıtıldığını biliyoruz. Isınan atmosferle birlikte, hava olaylarında her geçen yıl daha fazla ekstrem hava olayları yaşıyoruz. Bu hava olayları içinde bir doğal afet olarak kabul edilen sıcaklık dalgaları da gittikçe sıklaşmış durumda.

İstenmeyen Yeni Normalimiz

Türkiye, 2000’lerin başına kadar sıcaklık dalgalarının sıkça kaydedildiği yerlerden biri değildi. Ancak, yapılan bilimsel çalışmalar gösteriyor ki 2050 yılında Türkiye’nin Batı ve Güney kesimleri, özellikle İzmir, Antalya, Adana, Gaziantep, Urfa, Diyarbakır gibi büyük kentler, daha da artan sıklıkta sıcak dalgalarına maruz kalacak. Özellikle, yeşil alan yönünden zayıf büyük kentlerdeki canlılar, iklim krizinin bu yönünü en yoğun hisseden kesimler olacak.

Hükümetler Arası İklim Değişikliği Paneli (IPCC) ’nin yayınladığı son rapor benzer öngörüleri doğruluyor. Atmosferin sıcaklığı 1 santigrat derece arttığında sıcaklık dalgalarının sıklığı 2.8 misli, 2 santigrat derece arttığında ise 4.1 misli artacak. Benzer olarak, NASA Goddard Uzay Çalışmaları Enstitüsü’nden James Hansen’ın tarihsel kayıtlar üzerinden ortaya koyduğu sonuç hep aynı: Daha fazla aşırı sıcak yazlar bizi bekliyor!

Halk Sağlığına Etkisi: Kırılgan Gruplar

Sıcak dalgalarının canlı sağlığı açısından bilinen çok sayıda olumsuzluğu var. Aşırı sıcaklarda hava kalitesi bozulur. İnsanlarda dehidrasyona, sıcaklık çarpmalarına, kalp-damar rahatsızlıklarına, böbrek hastalıklarına ve hatta ölüme yol açabilir.

Şimdiden aşırı sıcaklar dünyada yılda 5 milyon insanın canını alıyor!

Ayrıca sıcak dalgaları her zaman emekçi ve yoksul sınıfları daha fazla vurmaktadır. Dışarıda çalışmak zorunda olan, işverenden izin alamayan veya kötü havalandırılan fabrikalarda, atölyelerde çalışmak zorunda olan işçi ve emekçi sınıflar, sıcaklık dalgalarının en kırılgan kesimlerinden birini oluşturur. Şu anda bile dünyanın yoksul nüfusu, zengin nüfusa oranla %40 oranda daha fazla aşırı sıcaklara maruz kalmakta.

Ne yapabiliriz?

Türkiye özelinde, özellikle yukarıda saydığım ve içinde İzmir’in de yer aldığı risk altındaki kentler özelinde, acilen kent içi betonlaşma sonlanmalı, kente soluk aldıracak ve sıcağı 3-4 derece düşürecek kalıcı yeşil alanlar kurulmalı. İnşa edilen her yapıya karşılık yeni bir yeşil alan kurma zorunluluğu getirilebilir mesela. Kent içi fosil yakıt tüketimini azaltacak, toplu taşımayı özendirecek önlemler alınmalı. Merkezden ve yerelde iklim değişikliğine bağlı sağlık sorunlarıyla ilgili uzman birimler kurulmalı. Sivil halka, özellikle büyük risk altındaki yaşlı, hasta, çocuk ve dışarıda çalışan işçilere düzenli eğitimler verilmeli. Sıcak dalgası olan zamanlarda dışarıda çalışma engellenmeli. Kentlerde sıcak dalga zamanlarında klimalara aşırı yüklenmeden dolayı enerji kesintilerinin öngörülmesi ve buna dair önleyici önlemlerin alınması da sağlanabilir. İzmir, bu alanlarda bilinçli ve önlem alan büyük kentlerimizden biri; ama ne yazık ki önümüzdeki on yıllarda afeti önleyici yeşil alan kapasitesinden yoksun. Bu konuya ilişkin kapsamlı ve güvenilir bir rapor için, Ümit Şahin tarafından hazırlanan ‘Sıcak Dalgaları: İklim Değişikliğiyle Artan Tehdit ve Sağlık Eylem Planları’ raporunu tavsiye ederim.

Kriz geldi. Şimdi ve burada. Şu ana kadar yeterince ciddiye almadık bilim insanlarının uyarılarını. İklim değişikliği doğrudan hayatta kalma şansımızı etkiliyor. Sorun sadece insanların değil, aynı zamanda tüm canlıların yaşamını tehlikeye atıyor. Daha fazla vakit kaybetmeden radikal bir kültürel değişime ihtiyacımız olduğu aşikâr. Başarabilir miyiz? Denemek artık bir zorunluluk.