Cenker Kuzgun'un 24 Mayıs 2022 tarihli Yenigün Gazetesi'ndeki köşe yazısıdır.

Kemal Kılıçdaroğlu son dönemlerde, Türkiye’de merkez siyasetin alışık olmadığı tarzda bir siyaset anlayışını egemen kılmaya başladı. Devlet kurumlarının AKP ile bütünleşmesinin yarattığı ekonomik ve siyasal sorunların deşifre edilmesi için o kurumlara şok ziyaretler gerçekleştiren Kemal Kılıçdaroğlu, son olarak devlet ile ilişkisi iktidar cephesi tarafından da tam olarak açıklanamayan SADAT adlı savunma şirketi önünde yaptığı açıklamalar ile önemli bir meseleye işaret etti. Toplumsal muhalefetin dönem dönem dile getirdiği, AKP’nin bazı paramiliter gruplarla ilişkide olduğuna dair iddialar CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun SADAT önünde yaptığı açıklamalarla birlikte, güçlü bir şekilde yeniden Türkiye’nin gündemine girdi. Kılıçdaroğlu’nun Türkiye’nin yakın gelecekteki en önemli meselelerinden biri olacak gibi görülen seçim güvenliğinin sağlanması konusunda topluma verdiği mesajları SADAT üzerinden iletmesi de oldukça önemli ve dikkat çekiciydi.

SADAT, 28 Şubat döneminde kadro yetersizliği nedeniyle emekliye sevk edilen Adnan Tanrıverdi ve emekli asker arkadaşları tarafından 2012 yılında kuruldu. 1 yıl sonra ise yine Genel Yönetim Kurulu Başkanlığını E.Tuğg. Adnan Tanrıverdi’nin yaptığı ASSAM (Adaleti Savunanlar Stratejik Araştırmalar Merkezi Derneği) kuruldu. ASSAM ile SADAT arasında hem kadro geçişkenliği hem de bir ideolojik ortaklık olduğu çok açık. ASSAM kendi sitesinde dernek olarak amaçlarını, Müslüman milletlerin refahı, kurdukları devletlerin bekası ve İslam ülkelerinin bir süper güç olarak Dünya siyaset sahnesine çıkması amacıyla fikri çalışmalar yapmak, olarak tarif ediyor. İstihbarattan muharebe eğitimine, pilotluk eğitiminden deniz kuvvetleri eğitimine kadar geniş bir yelpazede eğitim veren bir savunma şirketi olan SADAT ise bu ideolojik yaklaşımın gerçekleşmesi için askeri faaliyetleri üstlenmiş durumda.

Elbette bu şirketi bugün Türkiye için dikkat çekici kılan şeyin kendisi, iktidar ile olan yakın ilişkileri. SADAT ile ilgili dile getirilen faaliyet alanlarının, AKP dış politikasının ilgi alanları ile uyuşması şirketi daha öne çıkarıyor. Derneğin faaliyetleri olarak iddia edilen, Libya’da BM ambargosunun kırılması, Suriye iç savaşına müdahil olunması, Afrika ülkelerinde yürüttükleri askeri eğitim çalışmaları gibi yurtdışı faaliyetleri, SADAT’a devletin önemli bir unsuru niteliği kazandırıyor. Türkiye’nin Ortadoğu, Afrika, Kafkaslar, Orta ve Güney Asya bölgelerinde ticari ağını genişletme çabalarına ek olarak, SADAT da bu coğrafyalarda etkin bir şekilde faaliyet gösteriyor.

Bu nedenle SADAT meselesine daha geniş bir çerçeveden yaklaşmanın doğru olduğunu düşünüyorum. İç ve dış politikamızda yaşanan militarizasyonu gözlemlemek çok zor olmasa gerek. Michael Mann militarizmi, savaş ve savaş hazırlığını normal ve makbul bir sosyal faaliyet olarak gören bir tutum ve bir dizi kurum[1] olarak tanımlar. Militarize olmuş bir ortamda bu tip şirketlerin varlıklarının ortaya çıkması doğaldır. Devleti tözsel bir bütünlük olarak değil de ilişkiler yumağı olarak algılıyorsak; militarizasyon süreçleri, bu tip şirketlerin ortaya çıkmasına ve bu şirketlerin de askeri/endüstriyel kompleksin bir parçası haline gelmesine olanak sağlar. Askeri endüstriyel kompleks kavramını; askeri harcamalar için politik onay mekanizmalarında yer alanların, lobi faaliyetleri yürütenlerin, askeri harcamaların artışı için kurgulanmış dış politik karar alma süreçlerine önderlik edenlerin ve savunma şirketlerinin kurduğu bir ittifak veya karmaşık ilişkisel yapı, olarak tarif edebiliriz.[2]. Eisenhower’ın 1961’de yaptığı veda konuşmasında, askeri bütçenin denetim ve kontrolden çıkması ve askeri alanda karar vericilerin, merkezi harcamalar üzerinde kurduğu kabul edilmez etki sorununa işaret ederken kullandığı “askeri/endüstriyel kompleks” kavramı devlet elitlerinin, ordunun, askeri sanayinin nasıl iç içe geçtiğini göstermektedir.[3]

Türkiye burjuvazisinin son dönemde savunma sanayine yaptığı yatırımları bu gözle izlemekte fayda vardır. Türkiye’de sadece SADAT ile sınırlı olmamakla beraber savunma şirketlerinin yaptığı harcamalar ve yatırımlarla beraber devasa bir askeri endüstriyel kompleks inşa edilmektedir. Bu askeri endüstriyel kompleks, bir yandan rant dağıtım mekanizmaları inşa ederken bir yandan da iktidarın çevresinde güvenlik halkası inşa etmektedir. Güvenlik bürokrasisini inşa ederken kurulan ve elitler arası simbiyotik ilişkilere dönüşen bu tip yapılar, bu nedenle sadece dış politikada ortaklıklar kurmaz. Oluşan bu karmaşık yapının bekası için iç politikada da faaliyet gösterebilirler. Devasa büyüklüklere erişen bu yapının demokrasi ve özgürlüklerimizi tehdit etmesinin önüne geçilmesi açısından Kılıçdaroğlu’nun SADAT önünde yaptığı açıklama bir başlangıç olarak çok önemlidir.

[1]Michael Mann, Devletler, Savaş ve Kapitalizm Politik Sosyoloji İncelemeleri, Tarih Vakfı Yurt Yayınları,2013

[2]Cem Yiğit Emirkadı, Modern Devlette Savunma Sanayi ve Dış Politika İlişkisi: 21. Yüzyıl Türkiye Örneği, 2018

[3]Özgür Budak, Sovyet Askeri Endüstriyel Kompleksi ve Sosyal İktidar, Ege Stratejik Araştırmalar Dergisi, Sayı 2 sayfa 37-53, 2020