Uğur Şimdi'nin 5 Temmuz 2022 tarihli Yenigün Gazetesi'ndeki köşe yazısıdır.

Yazının başlığını seçerken askıda ekmek, bilet, fatura gibi sosyal farkındalık çalışmalarıyla bir ironi oluşturmak istedim. Gündelik yaşamımda keşfetme duygusunun dürtüsüyle beraber, hep geçmediğim yollara sapmak, ıskaladığımız hayatları görmek isterim. Geçen günlerde dar sokakları ve plansız yapılanmasıyla Bornova ilçemize bağlı Altındağ semtindeydim. Sabah saatlerinde belediyeye ait çöp toplama aracının peşi sıra ilerlerken, iki-üç katlı  evlerden sarkan askıda çöp poşetleri manzarası ile karşılaştım. Bizim haricimizde, mahalleli ve görevlilerin bu durumu yadırgamıyor olması bu uygulamanın uzun zamandır devam eden bir alışkanlık haline gelmiş olduğunu gösteriyor. Zemin kattaki evler çöplerini evinin önüne, üst kattakiler de çöplerini camlarından sarkıtmaktalar. Görevliler bu durumu, adeta yıldız toplayan Mario edasıyla eğlenceli bir hale bile getirmişler. Sorunun sebebi, bu mahallelerde yeterli sayıda çöp kutusunun olmaması. Çöp kutularını temin etmek ne kadar zor olabilir ki diyeceksiniz. Daha büyük sorun, çöp konteynırlarının koyulacak yerin olmamasıdır. Haliyle pratik yurdum insanı çözümü bu şekilde bulmuştur.

Ya bu gibi mahallelerde kalıp, yaşamınızı düzensizlik ve sistematize edilmeyen bir ortamda geçireceksiniz. Veyahut daha iyi yaşam koşulları elde etmek, daha düzenli bir ortamda yaşayabilmek için, daha çok çalışacaksınız, emek vereceksiniz ve  mücadele edeceksiniz. Böylece düzenli olarak çöplerin herhangi bir kirliliğe neden olmadan toplandığı, rekreasyon, çocuk hatta evcil hayvan oyun alanları olan, toplu taşımaya ulaşımın kolay olduğu teknik imkanlardan daha kolay yararlanılan yaşam koşullarına sahip olabilirsiniz.

Hiç şüphesiz bu bahsettiğim perspektif, sizlere hepimizin severek izlediği, hissiyatlı duyguları olan Yeşilçam filmlerini hatırlatmıştır. Zengin ve yoksul arasındaki sınıfsal ayrımın yanında, sınıf atlama telaşına konu olan filmler. Günümüzde de dizi ve filmlerin havuzlu lüks araçlı malikaneler ve gecekondulu varoş evler ekseninde çevrildiğinden, bu durumun çok farklı bir şekle büründüğünü söyleyemeyeceğimi de itiraf edeyim. 

Peki aradan geçen bunca yıllar, yaşanmışlık ve gelişim süreci ardında ne gibi izler bıraktı? Bu mahallelerde yetişen insanlar, daha iyi yerlere geldiği zaman, doğup büyüdüğü, yaşadığı mahalleleri geliştirmek için mi çaba sarf ettiler mi? Yoksa onlar da mı bu görmezden gelme kervanına katıldılar? Karar verici mekanizmaların uyguladığı projeler, çalışmalar bu bahsettiğim yapısal sorunlara ne kadar derman olabildi mesela?

Çözümsüzlüğün bir sonuç olarak dayatıldığı toplumlar hiç şüphesiz gelişmişliğin bir parçası olamazlar. Ancak iki ayrı sınıfsal yaklaşım öngörülebilir sadece.     

Çözümün olmadığı ne zaman yüksek sesle dillendirilecek olsa, orada yüksek bir kararlılık ve gönülden çalışmanın olmadığı gelir aklıma.

İzmir özelinde konuşursak, 80'li yilların sonu ve 90'lı yıllardaki hızlı göç sebebiyle nüfusun artması ile beraber, konut ihtiyacını karşılamak için Büyükşehir Belediyesi toplu konut girişimlerinde bulundu ve o dönem şehrin atıl olan bir çok bölgesini yaşam alanı haline getirdiler. Dönemin Büyükşehir Belediyesi Gecekondu ve Sosyal Konutlar Müdürlüğü tarafından bugün İzmir’in bir çok bölgesinde yer alan Evka konut alanlarını oluşturdular. Böylece çalışan, işçi ve memur kesimi uygun taksitlendirmelerle standart bir ev sahibi olabilmişlerdir. Evka Projeleri şehrin bir çok yerinde sistemli, imarlı, yeşil alan ve sosyal donatıları ile o dönemin şartlarında büyük bir düzen içerisinde yer almıştır.

Kendim de bu semtte doğmuş, büyümüş ve halen oturmakla yüksek mutluluk duyan biri olarak, bu yaşam alanlarını şehre kazandıran İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Burhan ÖZFATURA ve ekibini içtenlikle yad ediyor, şükranlarımı sunuyorum.

Büyükşehir Belediyesi, o günlerin imkanlarıyla bunu başarabilmişken, bugün adeta yapılamazlığın ve imkansızlığın birer savunucusu olmak, bir o kadar saçma geliyor. Daha iyisini, daha güzelini, insana dair daha mükemmelini yapabilecekken zor olan ile uğraşmayıp, kolay olanın albenisine kanmak mıdır bu?

Gelecekle ilgili bizlere çocukken tahminler yaptırılırdı okulda. Bugün hayal gücü evreninde yer alabilecek bir çok çalışmayı insanoğlu başarabildi. Bilişim ve uzay teknolojisi, yapay zeka, uçan araba, insan ve benzeri. Benim bugün geleceğe ilişkin görüşlerim, insan merkezli bir yaşama ve yaşatma olgusudur.

Yazının başına dönecek olursak, kendi atıklarını ayırma bilinci elde edebilmiş bireylerin yetiştirip, ayrı depolanması ve işlenebilmesini sağlayabilecek sistemleri  kuran yapıları özümsüyorum.  Çöp yığınlarından veya konteynırlardan geleceğini arayan insanların hayatlarını normalleştiren değil, insanlık onuruna yakışır, nitelikli hayatları özlüyorum. İnsanların yaşam alanlarında ortak hizmetlerden azami ölçüde eşit faydalandığını görmek isterim. Artan teknoloji ve karmaşık yapılar yerine, artık insana dokunan ve insana dair mutluluk ve refah ihtiva eden çalışmaların heyecanı içimdeyim.

Bu yazımda konu ile ilgili herhangi bir çözüm önerisinde ya da fikir beyanında bulunmayacağım. Çünkü yapılamazlığı ve negatif eleştiri geliştirmesinden daha önemli bir noktaya ilerlenemeyeceği konusunda şüphelerim var.

Bunun yerine sonuca ulaşma noktasında, verdiğim örnekle biraz akıl yormaya, biraz düşünmeye, biraz da hakkını aramaya iletmek istiyorum insanları. Bu yolla karınca misali bir su damlası adedinde yer almayı, böyle mukaddes bir mücadelede bulunmayı tercih ederim. Her şey bizler için, umut var ancak azim ve kararlılık başka..

Başka bir İzmir Mümkün! 

Bu haftaki iyi şey; Bostanlı- Atakent semtleri. Gezin, dolaşın, modern şehir havasını içinize çekin..