02.04.2016, 21:00

Ayrışma....

Paris saldırılarından sonra özellikle Fransa'da İslam karşıtı sesler, anti-islam hareketleri oldukça sık kendini göstermeye başladı.

Ve ardından gerçekleşen diğer saldırılar ise Avrupa’da anti-islamı daha da genişletti, anti –islam söylemleri daha da arttığı gibi müslüman kesime saldırılar da hız kazandı.

Fransa'da Müslümanlara yönelik saldırılarda yüzde 110 oranında bir artış gözlemlendi.

Kısaca, Bürüksel saldırılarının ardından ‘İslamifobia ve Pegida’ gibi ırkçı oluşumlar hızla yükseliyor.

21 dilde üzerinde "Biz hepimiz diyoruz ki, İslam'a karşı kışkırtmayı durdurun" yazılı pankartlarla islamifobia karşıtı kampanya gerçekleştirilse de bu akım duracağa pek benzemiyor.

Hatta daha da artarak sosyal paylaşım sitelerinde ‘StopIslam’ denecek kadar büyüyor.

 

*

Oysa “Terörün dini yoktur”.

Avrupa’da ve Batı’da İslam düşmanlığının bu derece artmasının sorumlusu yine dinleri bahane edip ayrışımları yapanlardır.

En büyük insanlık suçlarından birisi olan terör çok şey götürürken, ardından da ayrışma körükleniyor ki bu büyük bir tuzaktır. Bu nedenle kınamalar, lanetlemeler yetmez. İslami fanatizmin ucu aslında tüm insanlığa dokunur.

*

Daha somut ifade etmek gerekirse;

Çağımızda savaşlar; politik ve ideolojik ayrılıkların, kültürel, dinsel hatların üzerine kurulu. İşte inşa edilen tüm bu hatlar yaygınlaşırsa, süreklileşirse, silah tüccarlarının, dev şirketlerin isteği oluşacak ve kandırılanlar ise yerinde saymaya devam edecek.

11 Eylül de, Paris’te, Brüksel’de ve ülkemizde sürekli yapılan saldırılar aslında dünyayı şekillendirebilmek içindir...

*

Peki ayrışma nedir?

Ayrışma kabullenememektir.

Yönetmek için bir yoldur.

Ve dünyada ayrışım bu şekilde artmaya devam ederse, ki hızla artıyor, güvensiz ve sevginin bittiği toplumlar içinde yaşamaya mahkum olacağız gibi görünüyor.

Artık ne zaman ‘yabancı’ kelimesini kaldıracağız lügatımızdan, işte o zaman ayrımcılık da bitmiş olacak.

*

Şimdi son olayları gözden geçirin.

Hıristiyan toplumlara saldırı, Müslüman toplumu toptan terörist ilan eden bir düşünceyi de beraberinde getirmedi mi? Getirdi.

Bir düşünün.

Bu olaylar biyolojik farklılıktan değil, kültürel farklılıktan, dinden dolayı olmadı mı? Oldu.

Kendinden olmayanı dışlama ile imtiyaz kazanılmak istenmekte aslında.

Avrupa merkeziyetçiliğinin artmasında da bu önemli roldür.

Artık aklımızı başımıza alalım.

Bilelim ki ülkelerin ve toplumların ayrışım ile donanmaları ciddi bir sorundur. Adına medeniyetler çatışması mı dersiniz, zengin fakir mi dersiniz, zayıf güçlü mü dersiniz, inanç sistemi ile oynamak mı dersiniz, ne derseniz deyin ayrışım başladı...
 

*

Yükselen bu ayrışma düşüncesi ile ırk, dil, din ile ilgili olaylar bilerek tırmandırılıyorsa ki öyle, hasta düşüncenin kurbanı olmayalım diyorum...

Modern kölelik dönemi dünyanın her yerini kuşatmışken birlik olmak yerine ayrılmak, ayrıştırılmaya çalışmak ve buna izin vermek büyük bir tuzak bana göre...

Bir aile, bir aileye bile egemenlik kurmak isterse, köleleştirirse, küçük görürse, toplumlar bu hastalıktan kurtulamaz...

Bir çocuğun gözlerine sevgi yerine aşağılama yerleşirse dünyanın geleceği zor demektir.

Önyargı ve ayrımcılık ekilirse beyine, ayıklaması zor demektir.

Ve bu ayırımı çocuklara empoze etmek acınacak bir durumdur.

Siz eğer derseniz ‘Asyalılar’ şöyledir, ‘Hintliler’ böyledir, ‘Müslümanlar’ teröristtir, ‘Yahudiler’ budur şudur, yetiştireceğiniz evlatlarınızda aynı ayrışımı yapacaktır.

Zencileri sevmem diyen çocuk sonra sokağa çıkacak ve ayrışımı hayatının her evresine yayacaktır.

Kısaca çocuklara aşılanan bu illet nedeniyle günahsızlar da büyük zarar görecektir ve zaten görmekte.

*

Sonuç olarak, kendinizi ve toplumunuzu bu ayrışımdan korumalısınız.

Milletler olarak değil, insan olarak sonuca odaklanmalısınız ki bu ayrışımla baş edebilelim.
Ah tabi şunu da eklemem gerekir ki, dengeler elimizde değil.

Dengeleri bozmak da, yapmak da elimizde değil.

Ancak tek fert olarak bilinçlenmek elimizde.

Farkında olmazsanız hastalanırsınız.

Farkında olmazsanız ayrıştırılırsınız.

 

Stephen King'in romanından uyarlanan sinema filmi, ‘Yeşil Yol’ da ki film repliği şu anı ne de güzel anlatıyor; ‘Ne çare ki kötü adam sonunda bizi mutlaka incitiyor,öyle değil mi?’

 

 

 

Dip notlar;

 

 

Aydınlanma...

 

Bir hikâye var yol gösteren.

Ermişlerden biri toplar öğrencilerini sorar.

Aydınlanma nedir?

10 yıldır felsefe eğitimi alan öğrenciler hemen cevap verirler. İşte şudur hocam, budur hocam diye sıralar dururlar.

Ancak bilemezler.

Bilge cevap verir sevgiyle. Çocuklar, ‘aydınlanma’ şu tepenin üstünde duran ağacın altından geçerek gelen her kim olursa olsun dil, din, ırk, mezhep, düşünce, cinsiyet, vb. kıstasları kaldırıp onu olduğu gibi kabul edip kucaklayabilmektir.

 

Mehmet Akif Ersoy der ki;

Hani, milliyetin İslam idi…

Kavmiyet ne!
Sarılıp sımsıkı dursaydın a milliyetine
Arnavutluk ne demek?

Var mı şeriatta yeri?
Küfr olur, başka değil, kavmini sürmek ileri
Arab’ın Türk’e; Laz’ın, Çerkez’e yahut Kürd’e
Acem’in Çinli’ye rüçhânı mı varmış?

Nerde!
Müslümanlıkta anasır mı olurmuş?

Ne gezer! 
Fikr-i kavmiyeti tel’in ediyor Peygamber.
 

 

 

 

 

 

Bu çözüm nasıl çözüm?

 

Gün geçmiyor ki ülkemizde yeşile düşman biri, onu yok eden bir düzen, bozan, yıkan, yakan birileri olmasın.

Ancak komik olan da geçtiğimiz günlerde Temel fıkrası gibi bir olay yaşandı ki pes dedim.

Nasıl bir akıl, nasıl bir düzen?

Fıkranın adı, ‘yeşile boyanan ağaçlarla göz boyama’.

Fıkrayı bize sunanlarda bir inşaat firması.

Bu düzenin amacı ise çevrecilerin tepkisini çekmemek.

Açıklayayım.

Bodrum’da bir inşaat firması ağaçları yeşile boyadı ki, söktüğü, başka yere diktiği ve kurumasına sebep olduğu ağaçların yüzünden çevreciler üzerlerine yüklenmesin.

80 villa inşaatı yapılan yere dikilen ağaçlar kuruyunca akıla ilk, ‘aman kuruyanı yeşile boyayalım da, anlamasınlar’ mantığı nasıl bir düzenin mantığıdır anlayamadım, hala şaşkınım.

 

Kuruyan 45 fıstık çamı, çam, okaliptüs ve Kıbrıs akasyasının vebali büyüktür...

Sen ağaçları harfiyat olan yere dikersen olacağı ise budur...

Bir de demezler mi? ‘İyi niyetimizin kurbanı olduk .’

İşte fıkra değişim bundan, fıkra gibi ülkeyiz vesselam...

 

 

İşe bisikletle gidene para...

 

İtalya'nın Milano kenti...

Havası kirli...

Ve önüne geçmek için uygulanacak olan iddialı proje ise mükemmel.

Proje şu; şehir merkezindeki işyerlerine özel otomobil yerine bisikletle gelenlere para yardımı...

Son yıllarda yaşanan hava kirliliği nedeniyle bu kentte aslında pek çok uygulama var. Zamanında tarihi şehir merkezi araç trafiğine kapatıldı, bir zamanlar İzmir’de de uygulanan haftanın belirli günlerinde plaka numarası (tek-çift) uygulanması yapıldı ve şehrin bazı yerlerine dizel motorlu araçların girişi yasaklandı. Ancak bugüne kadar kirliliğin önüne geçilemedi.

Ve iş paraya döküldü. Şehir merkezindeki iş yerlerine araçları yerine bisikletleriyle gelenlere para yardımı kat edilecek kilometre başına 25 sent.

Proje dahiyane. Amaç bisiklet kullanımını arttırmak.

Günlük trafik denetimleri ve cezaların artırıldığı şu günlerde havası oldukça kirlenen şehrimizde de bu denli bir uygulama olsa dedim. Durdum.

Bisiklete binen mi var, bisiklete saygı mı var, bisikletliye verilecek para mı var?

Dön dedim özüne, bak kentin görünmeyen gökyüzüne.

Mutlu kalın...

 

Fıkra;

Hocaya bir gün: 
-Adam olmanın yolu nedir? Diye sormuşlar. 
Hoca şu cevabı vermiş: 
-Bilenler söylerken, bilmeyenler can kulağıyla dinlemeli, bilmeyenler söylerken, susturmanın 
çaresine bakmalı...!

 

Günün sözü;

Bütün savaşlar iç savaştır çünkü bütün insanlar kardeştir. Herkes, insan ırkına, doğduğu ülkeye olan borcundan sonsuz daha fazla borçludur. - Francois Fenelon

 

Yorumlar

Gelişmelerden Haberdar Olun

@