Hakkı Ülkü'nün 31 Mayıs 2022 tarihli Yenigün Gazetesi'ndeki köşe yazısıdır.

Emek Şenlikleri’nin üçüncüsünde davet ettiğimiz Aziz Nesin, kendisine vermiş olduğumuz konuyu bir konferansla anlatmıştı. Diğer bazı programları beraber izledikten sonra akşam oldu, yemeğe gittik. Yemekte birçok konu konuştuk ama benim için konuların bir tanesi çok önemliydi. Şöyle demişti Aziz Nesin: Yüklü bir gündemle Ankara’ya seyahat ettim. Yorgundum, seyahatimi yataklı vagonda yapıyordum. Erken bir saatte ceketimi çıkarıp kapı yanında bulunan askıya astım ve uzandım, dalmışım. O anda kapının açılıp kapandığını hissettim, gözlerimi açtım ki ceketim yerinde yoktu. Telaşlandım bağırıp çağırmaya başladım, koridora çıktım. Koridorda sesimi daha çok yükselterek hırsız var, hırsız var diye, en yüksek sesle avazım çıktığı kadar bağırdım. Kimse yanıma gelmiyordu. Bazıları kompartımanın kapısını açıp bakıp tekrar içeri giriyordu. Bu arada giyim kuşamından da bir bürokrat olduğu çağrışımı yapan şahıs yanıma gelip “ne var beyefendi?” dedi. Ben o anda imdat kolunu çektim. O da telaşa kapıldı. Ben Demiryolları müfettişiyim, diye kendini tanıttı. O ara tren Eskişehir’e varmıştı. Tüm kapılar kilitliydi, ceketim aranıyordu ama bulunamadı. Müfettiş benimle beraber kompartımana girdi, beyefendi bana sakince durumu anlatır mısın, dedi. Ben de baştan sona dilimin döndüğünce konuyu anlattım. Hatta, ilave olarak benim boyum kısa, kollarım tümüyle kısa, o çalınan ceket de kimseye gelmez. Kaldı ki benim derdim ceket de değil. Ceketimin cebinde özel notlarımı içeren bir tomar kağıt vardı. Ben onları biriktirip kitaba dönüştürüyordum. Emeğim ziyan oldu, beni üzen de bu oldu. Müfettiş beni ikna etmek için bir sürü dil döküyordu. Hatta öyle ileri gitti ki Türkiye’deki demiryolu politikasını uzun uzun anlatıyordu. Dedim ki Beyefendi, bu anlattıkların güzel şeyler de uygulayıcıları kim olacak. Hem sen bunları çalıştığın genel müdürlük binasında anlatıyorsan seni orada tutmazlar dedim. O da cevaben,  yok yok benim gibi düşünen bir sürü personel var, dedi.

Bu tutum ve davranışını sevdim. Buradan cesaret alarak kızımın işsiz olduğunu, mümkünse onu işe almalarını söyledim. Ne demek beyefendi, deyip kartvizitini verdi. Ankara Garı’nda inince doğru Kızılay civarına gittim, zaten işlerim de bakanlıklarda idi, bir ceket aldım. İki gün Ankara’da kaldıktan sonra işlerimi bitirip İstanbul’a döndüm. Çalınan ceketim ve içindeki evraklar bir tarafa kızıma iş bulduğum zannıyla moral açıdan gayet formdaydım. İstim üzerindeyken kızıma hadi Ankara’ya gidelim, dedim. O da çok sevindi, gittik. Trenden indik, zaten TCDD Genel Müdürlüğü de Ankara Garı’nın bitişiğindeydi. Binanın ana giriş kapısına vardık. Danışmadaki görevliye kartviziti uzatıp bu müfettişle randevumuz var, O’nun yanına gideceğiz kızımla beraber, dedim. Bir kartvizite baktı bir bana baktı; Beyefendi, bu müfettişin iki gün önce işine son verdiler, dedi. Üzüldüm. Kızım benden fazla üzüldü ve ilk İstanbul’a giden trene binip döndük. Hani, Yahya Kemal’e derlermiş ya Ankara’nın en çok neresini seversin diye. O da garını söylermiş. Neden dediklerinde de çünkü İstanbul’a gideceğimi hissederim dermiş.

İşte böyle… Aziz Nesin’in yüzlerce anılarından bir tanesi.