Uğur Şimdi'nin 24 Mayıs 2022 tarihli Yenigün Gazetesi'ndeki köşe yazısıdır.

Üç yanı denizle çevrili, tarihsel, kültürel ve doğal güzellikler zengini memleketimiz, her zaman yerli ve yabancı turistlerin ilgisini çekmiştir. Coğrafi ve mimari varlığımız; görenleri hayran bırakmakta, kültürümüzün sıcaklığı da her yanı sarmaktadır. Turizm ülkede başlıca konaklama, yeme içme ve hizmet sektörüne katkı sağlar. Yerel üretim ve istihdam da bu yolla desteklenmektedir. Ülkemiz, büyük medeniyetlere ev sahipliği yaparken, onlardan kalan eserleri de miras edinmiştir. Ayrıca dört iklim ve yedi coğrafi bölgesi, endemik bitki türleri ile benzersiz bir atmosfere sahiptir. Tüm bunlar birleşince turizmdeki potansiyelimizin üstünlüğü tartışılmaz konumdadır. Buraya kadar yazdıklarım; her yaştan herkesin bildiği, ezberlediğimiz konulardır. Bugün, turizmde kendimizi geliştirmemiz için bildiklerimiz bir yana dursun, farklı şeyler söylemeli, farklı bir şeyler yapmalıyız. Turizmdeki inovasyon sürecini daha etkin yaşamalıyız. Pek tabii, bazı temel konular turizmin şekillenmesinde önemli paya sahiptir. Güvenlik ve devletler arası ilişkiler…  Bunun için de olumlu dış politika yanında ülkelerin iç huzurunun sağlanmış olması da kaçınılmazdır.

Turizm; küresel mali kriz, savaşlar ve pandemi koşullarından oldukça etkilendi. Bilindiği üzere, işletmeler içinde bulunduğu şartlara bağlı olarak, kriz durumlarını fırsata çevirebilme kabiliyetinde olmalıdır. Ülkemiz özelinde, her ne kadar yüksek kur dengesinden fazlasıyla muzdarip olsak da bu durumu lehimize çevirmek için turizm ve ihracatta doğru hamlelerde bulunmaya ihtiyaç var. Bizi biz yapan temel değerleri ortaya çıkaracak, günümüz ihtiyaçlarını da karşılayacak önemli adımlar atılmalıdır. Birçok ülkenin, kısa bir zaman diliminde yarattığı ikonlar sayesinde yüksek gelir elde ettiğini, bariz şekilde görüyoruz.

Bizim, tarihin sıfır noktasından bugüne kadar sahip olduklarımızı en iyi şekilde tanıtabilmemiz gerekir. Bunların, insanlığın temel paylaşımında yer alması için çalışmalar yürütmeliyiz. Tarihi dokunun ve kültürün bozulmasına neden olmayacak şekilde gezilmeli memleketler. Sahile çöp atana, ormana zarar verene büyük cezalar verilmeli. Tarihi yerleri anlatan, dönem kıyafetleri yer alan sanatçılar olmalı mesela, performans sergilemeliler. Fenomenler davet edilmeli, onlara benzeyen değil, bizi biz yapan değerler bu yolla tanıtılmalı.

Yaşadığımız şehir, güzel İzmir'imize dair de bir şeyler söylemek istiyorum. Bu şehir, medeniyet dokusu ve kent kültürünü çok iyi taşıyan, nesilden nesile aktarabilmiş bir yaşam alanıdır. Ancak, sanıyorum ki; bunu İzmir’i ziyaret edenlere aktarabilmek için, burada yaşamalarını bekliyoruz. Şehri adeta kendimize saklamışız, başkasıyla paylaşmak istemiyor gibiyiz. Çünkü, turizmin gelişmesi için yapılacak o kadar çok şey var ki; bu durum başka türlü açıklanamaz. Turizmin genel durumu için yukarıda belirttiğim perspektif, şüphesiz, yaşadığımız şehir için de geçerlidir. Bunun yanında, bir kentli vicdanına düşen sorumluluğu yansıtmak adına yapılabilecek uygulamalardan bahsedeceğim. İlk olarak İzmir’in şehir silüeti oluşturulmalıdır. Bunun anlamı, yoğun ve sistemsiz göçe bağlı olarak şehirleşememe olgusunun kırılabilmesi için, acil olarak kentin tamamında, topyekün bir kentsel dönüşüm kararı alınmalıdır. Bu şehri Alsancak, Güzelyalı, Karşıyaka, Bostanlı’dan ibaret görenler için söylüyorum; İzmir’in tüm bölgeleri, gelişim paydasında ortak haklara ve imkanlara sahip olmalıdır. İzmir'e gelen misafirlerimizle Havaalanı'ndan Yeşildere Caddesi’ni tamamlayıncaya kadar, kelimeler boğazımızda kalıyor, konuşmaktan, şehri anlatmaktan aciz kalıyoruz. En büyük neden, bu kentte insanların birbirine söylemekten çekindiği, şehrin belki de %70'inin varoş görünümünde olduğu gerçeğidir. Bu manada, en acımasız ama haklı sayılabilecek eleştiri de “İzmir’in bir büyükşehir değil, büyük bir köy” olduğu yönündedir. Şüphesiz bu yakıştırma, bu güzel şehirde yaşayan bizleri ziyadesi ile üzmektedir. Bir yanda Manhattan Modeli gökdelenler yükselirken diğer yandan da birbiri ile hiçbir ortak özelliği olmayan biçimsiz yapılar, kent mimarisini oluşturmaktadır. Eğer şehri ve bu şehirde yaşayanları geliştirmek istiyorsak; öncelikle bozuk yapıların içinde doğru projelerle yer almak yerine, genel bir saha dönüşüm çalışması yapılmalıdır.

İkinci olarak, ulaşımda süreklilik sağlanmalıdır. Havaalanı bağlantılı  İzban Projesi’nin kente katkıları saymakla bitmez. Aynı şekilde Havaalanı ve Otogar bağlantısını sağlayacak metro projesi de ivedi olarak faaliyete geçmelidir. İnanın dostlar, bu faaliyet Buca Metrosu Projesi’ni yapmaktan daha kolay ve elzemdir. Halkapınar durağından belki de iki durak mesafe ile bizler şehir ile terminal bağlantısını, karayolu ile havayolu arasında kesintisiz yolculuğu sağlayabiliriz.

Üçüncü olarak; kente değer katacak, görsellik sağlayarak görünürlüğünü arttıracak uygulamalara da yer verilmelidir. Evka 1 bölgesinde bulunan İtfaiye Müdürlüğü Şimdi Yangın Gözetleme Kulesi (Şahin Tepesi), yüksek rakımı ile Pınarbaşı bölgesinden Konak’a kadar, hatta diğer yandan İnciraltı’na kadar hakim bir görüş açısına sahiptir. Bu bölge, Buca-Bornova-Konak ilçelerinin ortak sınırında yer almaktadır. Kente kazandırılması gereken dinlenme ve rekreasyon alanı olması yanında, ikinci teleferik projesi için benzersiz bir adaydır. Konak Belediyesi geçtiğimiz günlerde Aydın Erten Rekreasyon Alanı ve Macera Parkı’nın açılışını yaptı ve kentlilere önemli bir değer kazandırdı. Aynı şekilde bu bölgede de daha fazla insanın bu manzara ve temiz havadan istifade etmesi sağlanacaktır. Kadifekale surlarının aydınlatılmasını sağlayacak şekilde -ki kalesi olan tüm şehirlerde örnekleri çoktur- çevre ışıklandırılması sağlanmalıdır. Bu yolla, İzmir’ in her yerinden görülebilecek bir oluşum sağlanmalı, böylece şehre bir gerdanlık hediye edilmelidir. Başka bir örnek uygulama, aynı Nemrut’a çıkar gibi, Kızılçullu Su Kemerleri için yürüyüş rotası oluşturulmalı, sadece gündüz değil gece gezme imkanı da sağlanmalıdır. Yeşildere bölgesinde her gün selamladığımız, şu an askeri bölge içerisinde yer alan Peygamber İlyas (Profitis İlias) Kilisesi kurtarılmayı bekleyen gözlerle bize bakmaktadır. Kente kazandırılması gereken önemli bir değerdir. Evet dostlar, bunun yanında tarihi Kemeraltı Çarşısı’nda dönem insanlarını ve ruhunu yaşatacak, yöreye ve tarih dilimine özgü kültür elçileri görevlendirimlesi en büyük arzumdur. Pisa Kulesi, Colesium önlerinde benzerleri çoktur. Böylece turizmde önemli bir dinamik sağlanmış olur.

Bu kentte yaşayan ve bu ülkeye inanıp, hizmet verme şerefine erişmek her sorumlu İzmirli’nin gayesidir. Bu yolda karar verici mekanizmanın öngörüsü ve emekleri önemlidir. Biz, bu şehre ve ülkeye değer katan, önemseyen ve özümseyenleriz.

Bu haftaki iyi şey; yazıda yer alan güzel ve beğendiğiniz tüm uygulamaların gerçekleşme hayalinin kalplerinizde yer aldığı sıcaklık hissidir.