Barok, kaynağı Avrupa olan bir sanat yansıtma biçimidir. Etimolojik olarak Portekizce’deki barocco (inci) kelimesinden gelir. Rönesans ile Klasik dönem arasında kalan Barok dönem yaklaşık olarak 14. ve 18. yüzyılları arasında formuna ulaşıp, barok mimari gibi birçok konuda şekillendirici etkiye sahip olmuştur. Heykelde, resimde, müzikte ve mimaride büyük etkilerini görebildiğimiz bu akım, kendinden sonrasını da yoğun biçimde etkilemiştir. Resimde Caravaggio, Rembrandt, Rubens gibi; müzikte Johann Sebastian Bach, Antonio Vivaldi gibi zamansız sanatçılara ilham kaynağı olmuştur. Öyle ki günümüzde bile dünyaca saygın gitar virtüözü Yngwie Malmsteen’in müziğinde Barok akımının etkileri barizdir.

Eserlerdeki dinamikliğin büyütülerek öne çıkarılması, ihtişamlı imgeler Barok eserlerinin ortak noktalarındandır. Özellikle Barok mimari yapılarında bulunan kudretin prenslerin gücüne atfedildiği genel kanısı vardır. Prensler, malikanelerine somut değerlerinden çok daha fazla anlam yüklüyordu ki aslında onlar hakkında algıyı yönetmek için de bir yoldu bu. Çok maliyetli yapılar inşa ederken Barok dönemi mimarlarına da eşsiz bir oyun alanı sunuyorlardı.

Barok mimari eserlerinde öne çıkan en önemli özelliklerden birisi, mimarinin doğayı taklitten ziyade doğayı değiştiren bir uyuma sahip olmalarıydı. Yani sarayların, şatoların öyle bir görsel ağırlığı vardı ki, sanki çevresindeki doğa yapının etrafında konumlanmıştı. Karşılaştırmalı düşünürsek prenslerin kendilerinde gördükleri kudreti dış dünyaya gösterme yöntemiydi.

barok mimari 2

Barok mimari özellikleri nelerdir?

Barok mimari yapısının fiziksel unsurları arasında havuzlar, ihtişamlı heykeller, büyük ve şatafatlı salonlar ve bahçeler yer alır. Bu fiziksel unsurların genel olarak en büyük esin kaynağı mitoloji ve tanrıydı. Çağın anlatısının vazgeçilmez parçası olan mitolojik destanlar ve onları betimleyen eserler Barok mimari ile çevreleniyordu. Heykelle ve resimle bu mimariyi ayırmak mümkün değildi. Bu eserlerin temasını koruyacak bir şekilde yapıların ışık tasarımları yapılıyordu ve bu sayede dramatik bir hava yakalanabiliyordu.

Michalengelo’nun St. Peter Bazilikası ile ilk ilgi çeken meyvesini veren bu akım sonrasında görkemini daha da artırarak devam etti. Roma’daki Palazzo Barberini, Versay Sarayı ve Viyana’daki Belvedere Sarayı gibi yapılar, iktidarların gücüne güç kattığına inanılıyordu. Tabi ki güç gösterisini yapanlar kiliseleri de unutmuyorlardı, büyüklüklerinin sınırları olduğunu hatırlıyorlardı. Özellikle kilise ışıklandırmalarında kullanılan bazı teknikler ile gizemli bir atmosfer yaratılabiliyordu. Dönemin kilisesinin gücünü ve onu koruma isteğini düşündüğümüzde, bilinmeyenden korkma hissini gizemle ve ışıklandırmayla sağlayabilmek üstün bir mimari zekaydı. 

Barok dönem kayboluşu sırasında bile yeni sanat akımlarına olumlu ve olumsuz açılardan ilham oldu. İlk olarak Fransa’da doğan Rokoko akımı daha hafif ve ihtişamsız imgeler kullandı. Ardından geçmişin klasik havasını özleyen zihinler, Neo-Klasisizm ile özellikle ışığı eşitlikçi biçimde kullanarak yeni bir akıma neden oldu