24.07.2021, 04:07

Başarısızlık da başarı  gibi hayatın bir gerçeği

Başarısızlık da başarı 
gibi hayatın bir gerçeği

Bu haftaki kitap değerlendirmelerimde gazeteci ve iletişim uzmanı Özlem Gürses Tatar’ın Bazen Olmaz kitabı ile Stefan Zweig’in Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu isimli kitabı var

 

Merhaba sevgili kitap dostları,

Bu hafta değerlendirmemde gazeteci, haber sunucusu, halkla ilişkiler ve iletişim uzmanı Özlem Gürses Tatar tarafından röportaj tadında yazılmış, Bazen Olmaz kitabı var.

Kitap, Türkiye’de ve dünyada başarıları ile nam salmış; iş, spor ve sanat dünyası mensubu on farklı tanınmış kişinin başarısızlık hikayeleri ile dolu. Evet, yanlış duymadınız. Bu kitap, başarı değil başarısızlık hikayeleri ile dolu. Özellikle tek odağımızın başarı olduğu, hayatımızda ki en küçük yenilgi ve başarısızlığa tahammüllümüzün olmadığı, bize dayatılan başarı kriterlerine kendimizi mahkum ettiğimiz, başarıyı da maalesef ki maddi objelerle ölçtüğümüz bir dönemde, bu dev isimlerin hayat tecrübeleri bir nebze de olsun umut verdi bana.

Cem Yılmaz, Muhtar Kent, Ali Sabancı, Zeynep Bodur Okyay, Cem Boyner, Arda Turan, Hüsnü Özyeğin, Hanzade Doğan Boyner, Abdülkadir konukoğlu ve Mustafa Denizli’nin hayat tecrübelerini konu edinmiş bu kitap sayesinde başarı ve başarısızlığın bir bütün olduğunu, başarıya giden yolda, başardıklarımızla kazanç sağlarken diğer taraftan neleri kaybettiğimizi tekrar hatırladım.

Bir yandan kitaptaki isimleri gördüğümde, bu dev isimlerin ne gibi başarısızlık hikayeleri olabilir ki diye düşünürken bir yandan da belirli bir aileye ya da ekonomik düzeye sahip olmanın bizi hayatta her zaman ileri taşıyıp şanslı kıldığını ya da belirgin bir yeteneğe sahip olmanın zaten başarıyı doğurduğu gibi tespitlerimi, kitaptaki isimlerin hayat hikayeleri sayesinde çürüttüm. Çünkü bu isimler başarıyı, bulundukları mevki ile değil, göz koydukları mevki ile değerlendirip, hayatta ona göre pozisyon almışlardı. Sahip oldukları konumu her zaman daha öteye taşımaya odaklı bu isimler için başarısızlık tam anlamıyla başarının en büyük bileşeni konumundaydı. Başarısızlıktan yılmayıp tekrar tekrar denemeleri sonucunda bulundukları şu an ki konumları sizlere de bana verdiği gibi ilham vermedi mi? 
Kitaptaki bu dev isimlerin bakış açılarını yakalamak, hayat tecrübelerinden edinimler kazanmak, hem okumak hem eğlenmek ama en önemlisi başarısızlığında başarı gibi hayatın bir parçası olduğunu anlamak, bize sunulan başarı kriterlerini bir standarttı olmadığını, kendi mutluluğumuz için bu kalıpları yıkıp, kendi kriterlerimizi belirleyebilmemiz gerektiğini anlamak için bu eser naçizane tavsiyemdir.

Daha fazla kitap yorumu için instagram: @benimkitapligim9 sayfasını takip edebilirsiniz. Sevgiyle kalın…

Gerçek bir aşkın öyküsü

Avusturyalı roman, oyun, biyografi yazarı Stefan Zweig’in okumadığım az sayıda eseri kalmıştır diyebilirim sizlere.
Yazar, her eserinde farklı bir olayı ele alarak, kendini tekrara düşmeden, akıcı anlatım tarzı ve karakterlerin psikolojik analizlerini net bir şekilde okuyucuya geçirmesiyle, her öykü de beni kendisine hayran bırakmıştır.  
Yazarın tüm eserlerinin yeri bende ayrı olsa da, en sevdiğim hikayelerinden biri olan “Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu” kitabı var bu gün değerlendirmemde.
Adından da tahmin edilebileceği üzere kimliğini saklamak ama duygularını sevdiği adama net bir şekilde açıklamak isteyen bir kadının, “Sana, beni asla tanımamış olan sana" diyerek başladığı, kendini tanıtmasa da bütün duygularını tüm çıplaklığı ile kaleme döktüğü bu güzel eser, gerçek bir aşkın öyküsü.
Usta yazar, yazar olmasının da verdiği derinlikle inceleyip, pek çok duyguyu iç içe katarak harmanlayıp betimlemiş meçhul kadının sadık ya da takıntılı denilebilecek aşkını. Sayfalar ilerledikçe meçhul kadının tertemiz, beklentisiz aşkı beni iyice içine alıp, etkilese de bu aşkın obsesifliğe varan boyutu bir yanda da oldukça korkuttu. Sevdiği adam uğruna hayatının tüm imkânlarından bir çırpıda vazgeçerek, kendini sevdiği adamın bir gün kendini fark etmesi ümidine bağlayan bu meçhul kadın, bana güçlü bir takıntının insanı yok edebilecek en büyük silah olduğunu bir kez daha kanıtladı.
Bu kitapta yakaladığım farklı bir nokta ise, erkek bir yazarın ana karakter olan meçhul kadının ağzından aşkı, sevgiyi, bağlılığı, bu kadar iyi anlatabilmesi oldu. Bu bakış açısıyla istedikleri takdirde erkeklerin de kadınları pek ala anlayabilecekleri kanaatine vardım. Yeter ki erkekler bakmayı bilip görmeyi istesinler. 
Yazara olan hayranlığımda net bir şekilde ifade ettiğim gibi, Stefan Zweig’e ait tüm kitapların dili sade, konuları evrensel, psikolojik betimlemeleri vurucudur. Yazarın tüm kitapları naçizane tavsiyemdir.
Sevgiyle kalın...

Yorumlar

Gelişmelerden Haberdar Olun

@