07.10.2021, 15:25

Homeros’un Paltosu

Hoş Geldiniz!

İzmir size ne çağrıştırır, sizi hangi kapılara, hangi pencerelere taşır bilirim demek iddialı olur ne ki az çok tahmin ederim.

Kiminiz Agora’dan, belki de Hisaönü’den, Kemeraltı’ya koşar, kiminiz Basmane’de/ Alsancak’ta trenden iner gözünü Saat Kulesi’nin yanı başında açar... Vapurdadır kiminiz bir gevreği martılarla üleşir, kiminiz Alsancak’ta gencecik voltalara karışır. Kiminiz Tarık Dursun’a uzatır elini; Tilkilik, Namazgâh, Damlacık, Eşrefpaşa, Bayramyeri, Kadifekale, Karşıyaka... adım adım, sokak sokak, semt semt dolaşır. Mimar Kemalettin’den başlar kiminiz kente seslenmeye, kiminiz Halilrıfat’a uzanır Asansör için ya da Balçova’da Teleferik’ten bakar İnciraltı’ya... Kiminize Şirince, Urla-İskele, Efes, Çeşme, Sığacık, Bademler ya da Alaçatı el eder. Birgi’nin, Bergama’nın kadim sesleri de yanı başınızdan gelir.

Kiminiz için körfezdir İzmir, kiminiz için çarşı; kiminiz için derin soluklar almaktır dar zamanlarda, kiminiz için bağlanmak... ve yaşamaktır!

***

Ben, “Ege bir yana, dünya bir yana” Homeros’la uyanır/ Homeros’la esenlerim İzmir’i/ kendimi her sabah, er sabah. Sonra Balıkçıyla Hatay’da, Kemeraltı’da... ince bellide bir çay içimi “merhaba”larım dünyamı; Neyzen’i uğurlarım, kendinden ayırmadığı ney’iyle her neyse derdi oralara doğru. Şair Eşref’e gülümserim tramvaydan inince. O da hınzırcadan bir ciddiyetle sanki göz kırpar bana ince ince.

Ah tam vaktidir, koşar, yolumun üstündeki adamla, Nahit Ulvi’yle derse girerim kentin anıt okulu Atatürk Lisesinde. Felsefeden şiire, hayattan İzmir’e koşarız birlikte Turgay Gönenç titizliğiyle... İskelenin altındaki deniz çağırır beni. Bir koşu varırım iskeleye, taşın içinde gizlenen güne, havada kokusu gezinen kente dokunmaya... Derken bizim için geç-erken, onun için hep tam vaktidir, saatimi yeniden ayarlarım sokağımdan Attilâ İlhan geçerken.

Ay büyürken uyuyamayan Necati Cumalı, duruşması var yine anlaşılan ki koşar oradan oraya gün boyu çantasında evrakı bilmem hangi duruşmadan, Yorgo Seferis’le el ele, aklında son şiiri, düşünde yeni bir roman.

“Karşıyaka benimdir!” çığlığını duyarım sonra Salâh Birsel’in. Ne güzeldir bir kent için “benimdir” diyebilmek. Ona katarım sesimi soluğumun yetip yetmediğine aldırmadan... Bencillik değildir bu; sevgidir, yarenliktir, hasrettir, hüzündür... Dahası hepimize bir çağrıdır: “Karşıyaka sizindir, İzmir sizindir. Bu dünya, bu şiir, bu hayat sizindir...”

Şükran Kurdakul İzmir’de Amerikan neferine karşı bir başına -sanmayın bir başınadır- toplar onca kalabalığı şiiriyle direndiği yerde. Yanı başındaki Ahmet Bilge’dir, Ali Rıza Ertan’dır; koluna girdiğiyse Saim Kocagöz... Nefer gider, nefret biter, barışa keser İzmir’in yolu yolağı, çıkmazı sokağı, semti meydanı... Mustafa Kemal, doğan güne kaldırır kadehini.

Samim Kocagöz’ü Nurullah Ataç’la Kemeraltı’da yan yana yürürken bırakır, Muzaffer İzgü’yle Saat Kulesi’nde, çocukların sevincinde buluşurum. Anafartalar Caddesinden Kemeraltı’ya sızmaya niyetlenmişken İzgü en güzel İzmir fotoğrafını serer gözümün önüne. “Bak,” der, “Çık havuzun (Yapı Kredi’nin önünde küçük bir havuz vardı eskiden, ortasında çocuk heykelleri. Niye yıktılar, bile!) duvarına. Çınarın çatalına yerleştir Saat Kulesini. Az sonra Karşıyaka vapuru da girecek kareye. Deniz bağrına basıyor hepsini bak!” Aklımda Erdoğan Çokduru’nun, “Güzelyalı’dan bir okaliptüs/ Bir palmiyeye vurulmuş Karşıyaka’dan/ Gelgelelim arada koskoca deniz/ Ah palmiye ah okaliptüs” dediği ne o duvardan inebilirim ne gözüm ayrılır o güzelim kareden!

O da ne? Halikarnas Balıkçısının o çınara emanet torbası ilişir gözümüze. Besim Akımsar’a uğramış, torbasına yeni birkaç Kovan kitabı tıkıştırmıştır.

Dinçer Sümer’in bir düş İzmir’inde dolaşırım gençlerin, çocukların bisikletini ödünç alıp. Selesinde Refik Durbaş’ın gözüne dolan İzmir’le. Bir cumbada Halit Ziya, bir başkasında Reşat Nuri; birlikte asılırız bisikletin ziline.

Mukadder Özakman’ın namlı taşlaması “Amerika I Love You” nerede olsam koşar gelir, aklımı yeniden başıma getirir. Daha Suat Taşer’in dersi bitmeden kendii yeni bir Özdemir Nutku oyununda, sahnede bulurum. Artık sahne benimdir/ bizimdir. Ne oyun biter ne sevincimiz ne İzmir! Ne yaşanırsa onları da bir bir yazar bizim için Dinçer Sezgin.

***

Bilirim; sizin de yalnızca semtleri, tarihsel kıymeti, alanları, sokaklarından girdiğiniz, sevdiğiniz bir düşkent değildir İzmir. Onu hepimiz için “sevgili” kılan şairlerin/ yazarların hüzünlü ağrılı sesinden kulaklarımıza dolandır. Haftada bir onlara konuk olacağız bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı olduğu bilgisiyle.

Hoş geldiniz!

Yorumlar