22.04.2018, 12:10

Başlangıçların mevsimi...

Başlangıçların mevsimi...

 “Yaşasın papatyalar; canım papatyalar. seviyorum sizleri. 
Sizler ki bütün kış, toprağın altında, yalnız bizi düşünürsünüz ve ilkbaharda hemen seriliverirsiniz ayaklarımızın altına. Canımlarım benim. 
Seviyorum sizleri, insan kardeşlerim. 
Durup dururken seviyorum işte. 
Sevip duruyorum. 
Kollarımı açıp bütün insanlığı kucaklıyorum. 
Papatyalar gibi sizi koparıp göğsümde tutmak istiyorum...” der, Oguz Atay 1971 tarihli ilk romanı ‘Tutunamayanlar’ da.
*
Hayatın cicim ayları mevsimi gibidir bahar ayları işte o saçımıza taç yaptığımız papatyalarla. 
Kadimdir bana göre. 
Geç gelir, çabuk biter şahane mevsim amma, uğur böcekleri  zamanıdır kendisi.
Piknik zamanıdır. 
Gülme, koşma, oynama, ip atlama zamanıdır.
Alışveriş zamanı ve en önemlisi oksijen dolu hava zamanıdır.
Sabahları pencereden güneşin odanıza girme zamanı, kuş sesleri ile büyülenme zamanıdır.
*
Ve bahardır her türlü temizliğin yapıldığı mevsim.
Her ne kadar güzelim şehrimizde kış aylarının ardından tam baharı yaşayamadan yaz günlerine geçilse de, adını tatmak bile bambaşka. 
Ancak doğa tahribatları devam ederse o cicim ayları zamanı geldiğinde ‘kabus’ aylarına dönüşecek.
Çünkü son yıllarda tam anlamıyla yaşayamadığımız , çocuklarımızın da hiç yaşayamayacağı ve ‘palto’ ardı hemen ‘ince ceket’ ayları yerine bilesiniz ki artık ‘tişört’ ayları başladı.
*
Gelelim içimize etkilerine. 
Cıvıl cıvılız ya, yerimizde duramıyoruz ya. 
İşte bunu yapan hormonlar. Toprak uyanışı gibi kıpır kıpırlar. Bu aylarda hormonlar dibe vurabilir, ya da patlayabilir. Evlere girmek istemeyebilirsiniz. Duygularınız garip akar.
Hassaslaşırsınız. 
'Geldi bahar ayları, gevşer gönül yayları.'' Sözünün 
bu nedenle tam da zamanı.
Kısaca bünyemizde muaazzam etkileri var bu ayların.
*

Bir başkadır tüm bunlara rağmen ‘springtime’ yani bahar mevsimi.
Ancak daha da önemlisi başlangıçların mevsimidir bahar bana göre. 
Yeni sevgilere başlanır.
Yeni bir bedene kavuşma isteği bu aylarda doğar.
Diyet programlarına başlanır.
Spor planlarına başlanır.
Düğünler, tatiller planlar bu aylarda yapılır.
Doğa bu aylarda uyanır. 
Yeşillenir. 
Gönüllerimiz gibi.
*

Umutlanırız, yağmurlar gibi boşaltırız içimizi, her yanımız su kaynaklarının zenginleştiği gibi zenginleşir.
İçimizde çiçekler açar, nasıl doğa canlanırsa bizde canlanırız.
Kısaca yeniden doğuş başlar.
Çiftçilerin dikim, ekim işlerine başladığı dönemse, bizim de  yeni güzellikler ektiğimiz dönemdir.
Gece süresi kısalmaya, gündüzler uzamaya, güneş ışığından daha çok yararlanılmaya başlanması demek, bizde de yeni başlangıçlar demektir. 
Kalbimizin güzelliklere açılması demektir.
Bolluk, bereket yağar kalplere. Çoşku yağar.
*
‘Dünya’nın kitabı en parlak zamanda açılır.
En görkemli zamanıdır.
En renkli haliyle bize göz kırpar.
İşte bu nedenle başlangıçların mevsimidir bahar. 
Her mevsimin ayrı bir güzelliği ve ahengi var  ama o kış ayındaki karamsarlık bahar ile beraber akar gider adeta usulca.
Mutluluklar artar, içimiz  huzur ile dolar.
Hepimiz gezmek, dolaşmak ve eğlenmek isteriz. 
Çünkü penceremizde güneş vardır.
Kuşlar vardır.
Sıcaklık vardır.
Yemyeşil alanlarda, caddelerde, sokaklarda yaşam vardır.
Gitmeliyiz yaşama.
Canlanmak için gitmeliyiz.
*
Nasıl bahar ile yazı karşılıyorsak, o canlanma ruhumuzda da bizi ele geçirmeli gittiğimiz yaşamda.
Allahın kudretinin, yaratıcılığının mevsimidir bahar ve içimizde de o yaratıcılık bizi sarmalı o yaşamda.
Tüm güzelliklerin perdesi kalkar ve ölümden sonraki diriliş başlar ise her şeyde, her şeyimizle bizde de başlamalı artık.
*
Her dal oynamada bu mevsimde, herşey vuslatta. 
" Aşk baharının rüzgarı esmeye başladı mı, kuru olmayan her dal oynamaya başlar" sözü ile kalbimize neden o bahar gelmesin?
Her varlık dillenmede ise biz neden vuslata ermeyelim?
Biz neden şeffaf güzellikleri ruhumuza almayalım?
Neden sanatkarlıklar karşısında şükranlarımızı sunmayalım?
Varlığımızı neden bütünleştirmeyelim?
*

Yapalım. 
Bütünleşelim. 
Doğanın canlanması olan baharın güzelliklerini ebedileştirebilmek istiyorsak önce içinizde ki kışı yok ederek ruhunuzu canlandırın. 
Ruh bahara eremezse bahar yok.
Bu nedenle dışımızda da, içimizde de baharı bulma zamanı geldi.
Kendimizde de , ülkemizde de baharı bulmanın zamanı geldi.
Yeryüzünde, gökyüzünde asıl bahar zamanı geldi.
Yardımlaşma, güvenme, sevme zamanı geldi.
Yenilenme zamanı geldi.
Yağmur gibi temizleme ve temizlenme zamanı geldi.
İçimizde keşfedilmeyi bekleyen muazzam baharın zamanı geldi.
*
Her şeyin bir bedeli varsa eğer, biz toplum olarak o bedeli çoktan ödedik.
Ülke olarak olarak çoktan ödedik ve artık baharımızı da hak ettik.
Vicdanlar sararıp soldu.
Eridik.
Tükendik. 
Bitti.
Şimdi canlanma zamanı.
Gözlere ışıl ışıl yeşil düşme zamanı.
Kefensiz şehitleri baharlaştırma zamanı. Manevî kışımızı bahara çevirme zamanı.
Mis gibi kokma zamanı.
Aşık olma zamanı.
Mânâ zamanı.

*

Karacaoğlan der ki;
“İndim seyran ettim Frengistan'ı,
İlleri var, bizim ile benzemez.
Levin tutmuş goncaları açılmış,
Gülleri var, bizim güle benzemez.

Evet...
Varın şimdi değişme zamanı...

Dip notlar;

Ben yerine sen başlamalı...

Bir canlıya insan diyebilmemiz için şart bu ‘ben.’
Bir vücut, iki ayak, iki kol vs vs değil bu ben aslında. Bu ‘ben’ olmazsa olmaz özelliktir.
Düşünendir. 
Kendi varlığının farkında olandır.
Ancak insan sadece ‘ben’ der. 
Varlığının farkında olan ancak asıl varlığına katanları hesaba katmayan bir ben olarak karşımıza dikilir.
Ayırır. 
Ben varım der. 
Diğerleri  başkalarıdır der. 
Diyemez o bilinç ile ‘sen.’
Aslında bilinç kendini bilmek değil midir?
Neden o zaman ayırır kendini her şeyden?
Düşünmeyi bilense şayet, sen neden diyemez?
Çünkü yeryüzünde ne yazık ki benlerden oluşan büyük bir topluluğun içinde yaşamak zorundayız.
Paylaşımın az olduğu bencilliğin içinde yaşamak zorundayız.
Fedakarlığın kendine olduğu toplumlarda şekilleniyoruz.
O nedenle ‘sen’ yerine ‘ben’ var.
Bencillik var, arzular var, istekler var hırslar var.
Henry David Thoreau’nun kitabı, ‘Walden’ de der ki; “İnsanları ayıran ve tek başına bırakan mekan nasıl bir şeydir? Bacakların sarfedeceği herhangi bir çabanın, iki zihni yakınlaştıramayacağını anlamış bulunuyorum. En çok neyin yakınında yaşamayı isteriz?”
 Evet...
Hepimiz neyin yakında yaşarız, nerelerden kaçarız...
Bu başlangıçlar mevsiminde kaçmadan yaşayalım...
Ben ‘sen’ olsun...

Yarın 23 Nisan neşe doluyor insan...

Yarın 23 Nisan. Yılda bir kez de olsa, ‘sokak çocuğu’ nun bile hatırlandığı zaman. Kaybedilenleri çocuksu bir şekilde düşündüğümüz zaman.
Her yılda, sadece bir gün yorulduğunuzu unuttuğunuz zaman.
23 Nisan özlemektir. Kavgadır,mücadeledir. 23 Nisan güzel ve güneşli günlerin geleceğine kalpten inanmaktır. Gün çocuklarındır. Gün boyu istediği herşeyi yaparlar. Ve o 24 saat hemen geçer gider.
Heyecan o gün çocuksan doruktadır.
Yıllar geçip büyüdüğünüzde o coşku yine aynı kalır gönlünüzde.
Bir bakarsınız  o gün o eski duygunuzu hemen geri getirir. O sevgiyi.
Bir bakarsınız ki büyüklerin düşmanlıkları yok o kalplerde.
Neden büyüyünce var?
Anlayamazsınız.
Hele ki devlet büyükleri koltuklarını çocuklara verdiklerinde ve "onlar bizim gelecegimiz" dediklerinde gelecekte ne olacağını anlayamazsınız.

Gelecekte unutmayın ki; egemenlik ulusundur.
Demokratik yönetim, demokrasinin ve özgürlüklerin yaşatılabilmesi  uluslar içindir.
Akılcı bir eğitim, ufkumuzun açılması gelecektir.
Sorgulayan çocuklar gelecektir.
Gerçeğe, bilime, ilime, insana yönelmiş çağdaş çocuklar gelecektir.
Uğraşlar onlar içindir.
Mutlu çocuk sesi duymak istiyorum ben ülkemde ve tüm çocuklar gülsün istiyorum.
O nedenle bu anlamlı günü, yalnız bizim çocuklarımızla  sınırlı tutmayıp tüm dünya çocuklarına armağan eden "Atatürk’ün" hatırasına sonsuz teşekkürler ediyorum.
“23 Nisan kutlu olsun. 
Sevinin küçükler.
Övünün büyükler.
23 Nisan kutlu olsun.”

Mutlu kalın

Fıkra; 
Bir sohbet anında birisi Hoca'ya:
" Hocam , şu insanlar çok garip, hatta nankör. Kimi kışın soğuktan , kimi yazın sıcaktan şikayet ederler. "
Hoca kaşlarını çatarak : 
"Sus be adam!" demiş. " Bahara bir şey diyen var mı ?"

Günün sözü;
"Bu, bahar mevsimi değil, bambaşka bir mevsim" Mevlânâ

Yorumlar

Gelişmelerden Haberdar Olun

@