Büyüklerimiz; “Yollar yürümekle aşınmaz” derdi.
Ne güzel sözler ağızlarından dökülmüş, adeta inci dizisi gibi… Anlamlı olduğu kadar çıkaracağın nice derslerin içinde bulunduğu kelimeleri itinayla bir biri ardına eklemişler…
Hz. Mevlana'nın söylediği söze bakar mısınız? “Doğruların yemin etmeye ihtiyacı yoktur.”
Ülkemizin dört bir yanında olduğu gibi, yaşadığımız kentte de doğru insanlarla dostluk her zaman sizi artıya geçirir. İşte o an boş yere yemin de etmeyeceksiniz… Aklınıza bile gelmeyecek!
Bu genelde olduğu gibi, kentimizde, tüm alanlarda, özellikle de sporda bir bütündür. Doğru insanlarla yürümek…
Bir gül bahçesinde nefes almaya benzer…
Bazen kurt hikâyesi gibi… Kurt, kışı geçirir ama yediği ayazı unutmaz…
Dosttan kazık yedin mi, yukarıdaki söz aklınızdan çıkmasın! Gerçek dost aklınıza gelir.
Gül bahçesinin nazar boncuğudur dikenleri… Bir yerine, özellikle de eline batmaması için dikkat etmek çok önemli… Yoksa acıtır!
Yaşamda yürürken; cilve yapanlarla da bir arada olabilirsiniz… Söyleyeceğiniz sözün kime gideceği, ne zaman, nasıl ortamda bulunduğunuza da bakın. Unutmayın, deveye “cilve yap” demişler, iki çadır devirmiş...
Siz siz olun; aman çam devirmeyin…
Bizdeki “VAR” sistemini buna benzetmek ne kadar doğrudur bilemiyorum ama futbolumuzdaki yaşananlar için devenin cilve yapmasını değil de, söylediği sözü aklınızdan çıkaramazsınız.
“Neden boynun eğri?” diye sormuşlar ya… Cevap vermiş: “Nerem doğru ki!..”
Bizim “VAR” için diyenler diyor da; bence futbolumuzdaki gerçeğin bu olduğunu düşünenlerin sayısının çok fazla olduğunu varsayıyorum!..
Soruyorum size; neresinden tutsak, elimizde kalıyor…
Biz ülke olarak futbola aşığız… Takımlara tutkumuz efsane…
Ne yazık ki; “Güzeli güzel yapan edeptir; Edep ise güzeli sevmeye sebeptir” sözünü unutuyoruz…
Bizim spora bakış açımız, tamamen kazanmaya odaklı…
Kazandın; omuzlardasın!
Kaybettin; ağızlarda… Hemen “Yönetim istifa!..” Tu kaka olan sensin…
Aslında başkanlar başta, yönetim ve ardından da teknik adamlar her zaman topun ağzında. Sanki takımı yapan, golü yiyen, atamayan, kırmızı kart gören, penaltıyı yapan başkan…  
Kardeşim suçlu aranacaksa, en son yönetimdedir kabahat…
Dersen ki; “Balık baştan kokar…”
Ona söylenecek bir tek söz olamaz!..
Söz konusu sporsa, güzellikler olmalı… Çocuklardan başlayıp da, her yaş grubuna sağlık kazandırmalı. İnsanlar oynarken eğlenmeli, izlerken keyiflenmeli…
“Biz de öyle” diyesi geliyor insanın. Öyle mi?
Küfürün bini bir para… Al sana; stres!..
Ardından hiddet!..
Saldırı teşebbüsü: şiddet!..
Saha içinde tekme!..
Ve genellikle dışarıda da; kavga!..
Tüm bunların getirdiği sorun, tek kelimeyle sağlık…
Hangisi daha güzel; Gülüp oynamak mı? Yoksa kavga dövüş, kötü sözler, kendinin ve karşındakinin sağlığıyla oynamak mı?
Aynen, günümüzdeki küresel salgına kafa tutup da aşı olmamak için direnenler gibi…
Kendini, aileni düşünmüyorsan… “Karşındakini düşün” diyeceğim ki; böyle akıl nerede?..
Profesyonel liglerden sonra amatörlerde de karşılaşmalar start aldı. Özellikle alt yapılar da aşı zorunluluğunun büyük problem olmaya başladığını önümüze gelen maç raporlarından öğreniyoruz…
Madem sporu kuralıyla yapmaya ve yaptırmaya özen gösterip mücadelesini veriyoruz. O zaman oyunu kuralına göre oynayıp, her sporcusunun aşı olmasını takip etmek de yöneticilerin görevi diye düşünüyorum…
Ülkemizde aşı “olmazsa olmaz”ımız olmalı…
Aşı sağlık, yabancı para ekonomi… Geçelim mi dolara?
“Neden?” diye soracak olursanız tek kelimeyle sporumuza vurduğu darbeden!
Futbol, basketbol, voleybol, az sayıda da olsa hentbolda, tek tük diğer branşlarda bulunan “yabancı istilası” kulüpleri ne duruma getirdi biliyor musunuz? Dolar ve euronun yükselmesi ile batma noktasına gelenler artık “dama” dememek için direniyor.
Elbette burada Altınordu FK’yı ayrı tutuyorum. Bir tek yabancısı yok. Kendi yetiştirdiği ve dolar, Euro karşılığı sattığı altyapı oyuncularından da aldığı transfer ve yetiştirici bedelleriyle adeta kasasını doldurdu… Elbette, giderlerini de yok sayamayız… Gidin tesislerini görün. O zaman “haklıymışsınız” diyerek, oraya da tebriklerinizi yollayacaksınız…
“Peşin satan, veresiye veren esnaf”ı yan yana gösteren fotoğrafı hatırlar mısınız?
Ne derler; dünyanın binbir hali var!
Kendi çocuklarınıza, alt yapınıza daha ciddi ve gerçek yatırımı yapmadığımız sürece güleriz ağlanacak halimize…
Bugün ülkemiz sporunda zirvedeki branş futbol, basketbol ve voleybol da sahalarda mücadele eden sporcuların yarıdan fazlası yabancı… Yani dolarla maaş, prim, transfer ücreti alanlar… Hiç biri de “İmzayı attığım gündeki kurdan TL ödeme yapın” demez… O zaman; söylenecek tek söz kalıyor: “Battı balık yan gider…”
Balığın tekrar denizle buluşması, sağlıklı olarak yaşamını sürdürmesi o kadar da zor değil. Yeter ki; bugünkü sistemi masaya yatırıp, tartışmalı... Gençlerimize güvenirken alt yapımıza harçlıkla çalışacak çırakları değil de, gerçek değerini bildiğimiz ustaları iş başına getirmeliyiz…
Spor Akademileri, Spor Bilimleri Fakülteleri mezunlarına daha fazla güvenerek, destek vermeliyiz. Öğretim görevlilerine danışmalıyız…
Ve zaman diyerek sabır gösterip, istikrarı sağlamalıyız…
Plan ve programın yanı sıra iyi ekibin şart olduğunu da eklemeliyiz…  
Sporda sürekli başarıyı yakalamak için dürüst olmak da şart. Unutmayınız ki; dürüstlük pahalı bir mülktür, ucuz insanlarda bulunmaz…